Ülke ızdıraplı günler yaşadığında ve basiretsiz yöneticileri gördüğümde hep eskiyi müşahede eder ah Osmanlı der, sonu gelmeyen bir hayal deryasına tutuşur ''neden böyle oldun-niçin yıkıldın da bizi böyle garip ve yetim bıraktın diye iç geçirir, inkisara uğramanın hacaletini yaşarım.''
Bizim için gelecekte yeni Neo- Osmanlılar diyorlar....Hikaye...
Yer- gök biliyor ki, dünyayı da yönetsek- ki Allah'ın izniyle bu olacaktır- adaletin öncülüğünü de yapsak ne o gül devrinin tozunu koklayabileceğiz nede kisraların yıkılışını...
O dönem de küfür ve içteki hainler atbaşı gitmiyor, vefasızlık koşmaktan yolda kalmış ve son nefesini veren bir küheylanın son ızdırabı muyordu.
O dönemde düşman hariçten geliyordu, şimdi ise içerden...
Yine de bütün olumsuzluklara rağmen Osmanlı'nın o nurdan çehrelerinden adalet,adalet, adalet akıyordu...Öyle bir adaletti ki, padişahı bile bir kafirle hak ve halk karşısına çıkarıp yargılıyordu.
İsterseniz şu ibret dolu menkıbeyi bir kez daha hatırlayalım;
Muhammed Sultan Fatih Han, gayri-müslim tebadan Rum İpsilanti ’ye bir inşaat verir ve bitirmesini ister.
İpsilanti inşaatı sürdürürken planda bir hesap hatası bulur, iyi niyetli düşünerek Fatih’e danışmadan projedeki hesap hatasını düzeltir ve camiyi bitirir. Caminin anahtarını Fatih’ verirken yaptığı değişikliği arz ettiğinde Fatih, gayri-Müslim tebadan birinin kendisini bilgilendirmeden böyle bir davranış sergilemesini, şahsından öte hilafet makamını zedelediğini düşünür ve öfkeyle İpsilanti 'nin ellerinin bileklerinden kesilmesini emreder.
Bunun üzerine kadı'ya başvuran İpsilanti ile Sultan Fatih Hızır bey'in karşısına çıkar.
O zaman, İstanbul kadısı Kadı Hızır Bey’dir. Yapılan şikayet üzerine Fatih’i mahkeme huzuruna çağırır; hakkındaki şikayeti şahitler huzurunda Fatih’in yüzüne karşı okur ve yapılan bu şikayette bir yanlışlık olup olmadığını, itirazı var mı yok mu diye Fatih’e sorar!
Sultan Fatih, olayın gelişme ve yaşanma sürecine hiçbir itirazda bulunmaz ve suçlu duruma düşer!
İslam hukukuna göre kısas gereği Kadı Hızır Bey, Fatih’in de ellerinin bileklerinden kesilmesi fetvasını verir! Bu olay karşısında bir padişahla gayri-Müslim birini adil bir şekilde yargılayan ve İslam'ın adaletine hayran kalan İpsilanti davasından vazgeçer ve Müslüman olur. Fatih şahsi mülkünden kestirdiği ellerin diyetini öder ve İpsilanti’ye ömür boyu geçinebileceği bir nafaka bağlar!…
Ancak mesele burada bitmez! Dava sonuçlandıktan sonra Fatih Sultan Mehmet Han kılıcını çeker ve Kadı Hızır Bey’e yönelir ve şöyle der:
” Kadı Hızır Bey, Kadı Hızır Bey!…Eğer ben padişahım diyerek Allah’ın emrinden taviz verip adaleti uygulamasaydın, Vallahi şu elimdeki kılıçla kelleni alacaktım!”
Tabi, Kadı Hızır Bey de minderinin altındaki mütevazi hançerini çekerek cevaben şöyle der:
“Padişahım! Eğer siz de ben padişahım diye Allah’ın emirlerine karşı gelip bu karara itiraz etseydiniz; Vallahi bu hançerle sizi delik deşik edecektim!!….”
Birileri bu meselenin aslını araştıra dursun biz faslına bakarak iman ediyoruz ki, el-hak o ecdat böyle bir ecdattı.
İstanbul'u fetheden, çağı açıp kapatan, hepsinden ötesi Allah Resulu tarafından müjdelenmiş bir insan, bir kafirle adalet karşısına çıkıyor, hesap veriyordu...
Peki ya şimdi...
Şimdi ise yok İngiltere'ye kaçtı, yok ABD'ye gitti, Rusya'da görüldü....
Yada, sabah niçin evi basıyorsunuz, kaçıyorlar mı, zaten gelip hesap verirlerdi, niçin duruşmadan önce tutukluyorsunuz, bu nasıl adalet ....filan ...filan..filan...diyerek yüce Türk adaletini itin-köpeğin peşinden koşturuyor, adaleti inkisara uğratmanın zevkini yaşıyorlar.
Üstelik şimdiki Ebu- Cehillerin torunları normal bir suçta işlemiyor, vatan ihanet ediyor, PKK ile işbirliğine giriyor, İsrail- Washington-Brüksel -Londra dörtgeninde dolaşıyor, Moskova'da ayine katılıyor....Yetmiyor, aziz Türk milletinin ordusunu tam 80 yıldır kendi arzu ve hevaları doğrultusunda dinsiz ve imansızlarla birlikte kullanıyor...Bu da yetmiyor birde Türk yargısına sızıp, imansız apo ile yıllardır süren ilişkileri yeni yeni deşifre olurken utanmadan ''çözümleme' yapıyordum diyor....
*
Ey Rabbim sen ne kadar büyüksün..Sen ne kadar yücesin....
Önceleri arka ODA'larda bu ülkeyi sömürmenin planlarını yaparlarken şimdilerde ise SETTAR isminin tecellisini ortadan kaldırınca, Allah'ım ''KAHHAR'' isminle nede güzel kahrediyorsun.
*
Evet elinde o kadar az bir kuvvetle ve az bir sayı ile bu secdesizleri yerle bir ettiren Allah, bunu da devam ettirecektir.
2003-2004 dönemiydi, darbe planlarının yapıldığı bir masada Mason bektaşi ABD'nin Ermeni çocuğu şu cümleleri kullanıyordu;
''Beyler ne olursa olsun bunları bitirmek zorundayız. Bunların ağızlarının bile kıpırdamasına müsaade etmemeliyiz. Bugüne kadar tam 45 yıldır ne yaptıysak bitiremedik, yok edemedik..Bunların Allah'ları bunlara yardım ediyor, gerekirse ağızlarına kement vurup, öyle yok etmeliyiz....diyerek ağzındaki salyaları saçmaya devam ediyordu...
Buna benzer size onlarca konuşma anlatabilirim.
65'ine gelmiş sözde Türk subayı olarak geçinen ama hakikatte İsrail'in uşaklığını yapan bu itler yine o karanlık masada otururken Müslüman-Türk evladına öyle küfürler ediyordu ki, o masada oturan başka biri ise İslam davası için sesini çıkaramıyor, elini, dişini deyim yerinde ise vücudunun bütün zerrelerini harekete geçirerek bir şey dememek, deşifre olmamak için içte sinirsel harp yaşıyordu...
Ve gün geldi şimdilerde bazıları içerde, bazıları hesap veriyor ve bazılarda onları içeri alacak gerçek cesaretli Müslüman-Türk liderini bekliyor...
Üniversitede girdiği her dersinde Osmanlı'ya küfür eden bir burjuva tarihçisi vardı ve sözde Atatürkçü olarak geçiniyordu.Günün birinde artık kendini tutamamış ağzından kaçırıp şöyle demişti;
''Yahu bu Osmanlı'yı anlamıyorum. Bu gerici zihniyet nasıl oldu da 600 yıl dünya'yı ve 72 milleti bir arada adaletle yönetebildi?''...
Evet ateistine de, agnostiğine de bu lafı söyleten o şanlı Müslüman-Türk ecdadı-adaletiydi...
Beşinci asırda Avrupalıların sokaklara sıçıp, hayvanlarla yattığı dönemde Müslümanlar Rönesansı yaşıyorlardı.
7. ve 8. asırda ise İstanbul ilmin ve bilimin başkentliğini yapıyordu.
Şimdi ise Lut kavmini 7 kat yerin dibine sokacak iğrençlikler yaşanıyor. Hortumların, torpillerin, adaletsizliğin ise yatacak yeri yok.
Peki ya bunları düzeltecek yargı....
O ne halde...
PKK'nın başındaki ite 1999 yılına kadar yakalama emri çıkarmayan bu Türk yargısına acaba bunun hesabı şimdiye kadar neden sorulmadı?...Niçin bu alçağa dava açılmadı?... Uzatmayayım...
Yargıtay onursal üyesi C.İlhan Günay diyor ki;
- "Hakim arkadaşlarımız derler ki, bir yere gelebilmek için TSE damgalı olmak lazım. TSE ama açılımı Türk Standartları Enstütüsü değilmiş. Onun açılımını "Tunceli-Sivas-Erzincan" şeklinde yaparlardı"
-"Anayasa Mahkemesi'ne bir arkadaşımızı seçtiler. Kız kardeşi başörtülüymüş, yemin törenine gelmiş. YARSAV'cılar demişler ki: Karısı açık mı kapalı mı ona bakıyorduk. Onu hallediyorduk. Ama kardeşine filan da bakalım, sülalesinde bir şey var mı?"
-“Yargıtay üyeleri gruplaşıyorlar: HSYK'ya kendi elemanlarını gönderiyorlar. O inançta o düşünceden o bölgeden hemşehrilerini kendilerine yakın insanları seçiyorlar. Yargıtay'da bir dönem doğuda bir ilin ilçesinden 4 tane üye bulunuyordu. Belki o ilçede 4 tane hukukçu vardı, 4'ü de Yargıtay üyesiydi. Böyle olunca da ne oluyor? HSYK'da da 4 yıl aynı kişiler seçiliyor.”
-Kantarın topuzunun kaçtığını duyuyorduk. Bakanlıktaki arkadaşlar mağdur edildiler, çeşitli yerlere gönderildiler. Hakim adaylığı sınavlarında birinci sıradaki mesleğe alınmıyordu. Yargıtay'a farklı görüşten bir iki tane kontenjan seçiliyordu. Biz de o nazarlığın içine girmek için mücadele ediyorduk."
-Yargıdaki lojman birlikteliği de önemli diyor ve devam ediyor; Yargıdaki bu isimler; Ankara birlik mahallesi, Mesa, Gaziosmanpaşa, Kubilay sokak, Etlik, Eryaman ve ÇETİN EMEÇ gibi bölgelerde ikamet ediyorlar. Benim seçimi kaybetme nedenimin bir sebebi Eryaman lojmanında değil, Etlikte oturmam. Birliktelik var yani. Eryaman lojmanında bir grup var, hepsi daire başkanı şimdi...
Bu tablo her şeyi anlatıyor ama yine de yetmiyor.
Düşünebiliyor musunuz; Danıştay üyesi 10’dan fazla isim var (eşlerden bazısı emekli). Ayrıca gelin, kuzen, görümce, kayınpeder dayanışmaları ihmal edilmemiş. Hatta Danıştay üyesi iki kişi arasında öyle bağlar var ki şaşırmamak elde değil. Bunu şöyle formüle etmek mümkün: “Sen kardeşini seç, sonra beraber beni seçin. HSYK’dan dönünce de seni birinci başkan seçelim. Zaten senin baban da Danıştay birinci başkanıydı.” ...
-Bakıyorsunuz 10 yıllık süreçte seçilen 30 üyenin neredeyse tamamı hemşehrilik ilişkisiyle seçilmiş. Yine son 10 yılda Danıştay'a üye seçilen toplam 66 kişiden 19’u arasında akrabalık bağı var.
Kadınların toplanıp, konken partisi, yemek, gün derken oluşturdukları grubun sonucunda seçilen 66 üyenin 34’ü bayan ve bunların 16’sı (yüzde 47) bir gün grubuna üye.
*
Evet şimdi bu tabloya ne diyeceğiz? Yüzyıllık bir yapılanma mı diyeceğiz yoksa tesadüf eseri oluşmuş bir hemşeri ve akrabalar silsilesi mi?
Aynı rakamların TSK'daki tarafına ise hiç girmiyorum.
Evet eğer bu adamlar bu işi bu kadar iyi yapıyorsa;
Bu PKK'yı neden 25 yıldır bitiremediler?
Türkiye'deki bu hukuksuzlukların sonunu neden getiremediler?
Buyurun yargı da sizde, TSK'da sizde, ekonomi baronları da yıllardır sizin elinizde...
Daha ne istiyorsunuz?
Çoluk,çocuk hemşehri devletin kurumlarına doldurmuş devleti öğütüyorsunuz....
Tamam peki yiyin..Patlayana, çatlayana kadar yiyin...Nasıl olsa rızkı veren Allah...Öbür tarafı da var bu işin...
Ama be kardeşim...Bari şu makamların hakkını verseydiniz...Bari bugüne kadar oluşan şu ülke problemlerini çözseydiniz...
(1960 ile 2010 arası yargı ve TSK'daki üst düzey yöneticilere bakın kaç tanesinin alnı secdeye gitmiş ve kaçının 3.dedesi Türklükten başka bir çıkıyor)
*
Evet uzatmanın bir alemi yok...Bolşevik zihniyetinin ülkeyi ne hale getirdiğini görüyoruz...
Birde Osmanlı'nın 250 milyonluk coğrafyasında 11 milyon safkan Türk'ün; 3 kıta 7 deniz'deki dinsiz'ini, dindar'ını, Kürdünü,Arap'ını, Balkanlısını...vs... nasıl yönettiğini görüyorsunuz.
Sürekli başkalarına küfredenler, sürekli hatayı başkalarında arayanlar ve sürekli yumruğu başkasına ve boşa sallayanlar....Duyun sesimi...
Aklınızı başınıza toplayın...
Ya yanınıza aklı başında ilim adamları alın, onların rehberliğinde siyaset yapın...Yada yok olmaya razı olun...
Beyler siyaset yapmıyor, kehanette bulunmuyor, kalemin vermiş olduğu şehvetle de yazmıyorum...
Bütün siyasi-sosyolojik ve de en önemlisi (tabii eğer Allah'a inanıyorsanız )bütün uhrevi işaretler bu gidişatınızla yok olmaya mahkum olacağınızı gösteriyor.
Sivas ile İzmir arasına, Hakkari ile de Edirne arasına sıkışıp kalanlar, Türkiye'nin lider devlet olma ülküsü yolunda ancak ya ilçe belediye başkanı olurlar yada miting meydanlarında sadece bağırıp, içeri geçip onun bunun arkasında saydırırlar...
Ve de peşinden sürükledikleri zavallıları da kendileri gibi bir yokluğun içine sürüklemiş olurlar.
Diğer tarafta da bu vatan için ne yaptın diye sorduklarında;
''Promterden yazı okudum, mitingde bağırdım, mecliste iyi yumruk attım, internet sitelerinde de iyi küfür ettim'' der, yolunu bulursun...
Vah zavallılar....
***
HABLEMİTOĞLU...
Kader işte; Geçen hafta Necip Habletimoğlu'da kitap yazdı ama arkadaşları tarafından öldürüldü. Emri verenlerden biri şimdi SİLİVRİ'de demiştim.
Birkaç gün sonra Silivri'deki Neriman'ın günlüğünde yıllar önce yazılmış ''Necip'i yakın arkadaşı öldürdü'' diye bir not çıktı.
Hayat ne garip değil mi? Ve gerçekler nasıl da yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor.
Bundan sonra daha ne isimler ne büyük gerçekler ortaya çıkacak.
Mesela Uğur Mumcu.
Ya onu da kumpasa düşürenlerin başında tanıdığı bir meslektaşı geliyorsa...
Ya sarışın çocuk sabrı tükenip konuşmaya başlarsa...
Ya amiral'in şatocusu da masa başındaki kişilerin etkisinden kurtulup da yazmaya başlarsa...
*
Peki ya AVCI...
Ona da sadece üzülüyorum...Yazık etti kendine....
Hem de çok yazık etti...
***
Kılıçdaroğlu'nun görüntüleri...
Bugün-yarın çıkar.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun nasıl çaresiz bir lider olduğunu yazdığımızda bize serzenişte bulunuyorlardı.
Evet acı bir gerçektir ki, Kemal efendi hiç bir zaman lider olamayacak.
Tüm yaşananları ile herşey çok açık.
Ortaya çıkacak olan görüntülerde de göreceksiniz ki; CHP'li politbüro bir lidere nasıl da ikinci sınıf insan muamelesi yapıyor, adam yerine koymuyor ve aşağılıyor.
Kılıçdaroğlu'na CHP'li bir üst yöneticisinin yapmış olduğu hareket ve Kemal efendinin acziyet içerisinde kalması, çaresizliği ve ızdıraptan yumruğunu sıkışı...
O görüntüleri gördükten sonra; Zirvede kalmak için o zilliyet içerisinde yaşamaktansa - izzet içinde vekil olarak kalmanın çok daha evla olduğunu bir kez daha müşahede edeceksiniz...
raufatillapolat@hotmail.com