Yazar bey oğlum,
Sana yönelteceğim bir soruyla başlayayım mektubuma.
Evlat acısı nedir bilir misin?
İnsanın ciğerini yakan bir olgudur o. Adeta yanık kokusu sarar bedeni.
Ki bu en olağan, en sıradan tanımlardır bunlar…
Ancak, yaşayan bilir babında bir durumdur işin aslına bakarsan.
Kaldı ki bir nevi yangınlık durumu olarak farz etsek dahi öyle değildir tam da.
Çünkü yangın dediğin er geç söner. Ama bu öyle mi?
Hiç sönmeyen, sönmedikçe de yakandır.
Evet, bu girizgâhtan da anlayacağın gibi ben bir anneyim Yüreği yangın pazarına dönmüş bir anne.
On iki eylül döneminde evladını yitirmeyi cennetini yitirmeye denk sayan bir anne..
Sadece bu da değil. Daha vahimi: Aslan parçası oğlumu katleden diğer oğlumdu. Biri sağcı diğeri solcu olmaya zorlanan iki oğlumdan biri toprakta diğeri mahpus damlarında çürüdü. Hangisinin sağcı ya da solcu olduğu hiç önemli değil biliyor musun?
Çünkü acının ne sağı, ne solu olmuyor. Acı düştüğü yeri yakıp kavuruyor. Tek bildiğim bu.
Söyle bana hangi ana yüreği dayanır bu sızıya?
Sana yazma sebebine gelince daha mektubun başında okumayıp yırtar atarsın diye en sona sakladım asıl sebebimi.
Bir anne olarak sana bir özür borçluyum. Geceleri yakamı bırakmayan vicdan canavarından kurtulmak için borçluyum hem de.
Özür dilerim senden. Özür dilerim.
Sen daha altı yedi yaşlarındayken bir iş çıkışı babanı döve döve öldüren kukla gençlerden biriydi benim oğlum. Kendisine söylenenleri yapıyordu. Kuklalığı bundan. O dönem de her genç gibi onun da kanı hızlı akıyordu.
Kendi öz kardeşi de olsa baban da olsa kendileri gibi düşünmeyenleri katledince başlarının göğe ereceğini zanneden bir güruhun içindeydiler o dönem. Onlara göre kendileri ve ötekiler vardı.
Sadece.
İşin en garip tarafı da bu vahşeti vatanı kurtarmak için yapıyorlardı. Oğlum da olsa kukla olduklarının farkında değillerdi.
Geçenlerde televizyondaki bir tartışma programında o dönemi yaşamış bir köşe yazarı “bizi kedi köpek gibi kullandılar” derken sanırım tam da benim kastettiklerimi anlatıyordu.
Ayrıca Kenan Paşanın “eşitlik olsun diye bir sağdan bir soldan sırayla astık gençleri” demesi de yenilir yutulur değil.
Sözü çorba etmeye gerek yok. Zaten acının hiçbir sıfata da ihtiyacı yok. Bu yüzden tekrar senden özür diliyorum. Eminim senle acıdaşız.
Keşke mümkün olsaydı. Sana elimi uzatabilseydim.
Ve “Gel birlikte unutalım” diyebilseydim.