1 Mayıs!
Gerginlik üzerine kurulu bir yaşantıya sahibiz. Biz Türklere huzur kelimesi uzak bir kavram. Ne yapıp ne edip kargaşa içinde yaşamayı beceriyoruz. İstikrarı sevmiyoruz. “Kurt puslu havayı sever” atasözüne adeta sıkı sıkıya sahip çıkıyoruz.
Sanki ülkede her şey tam, bir “İşçi Bayramını” kutlamak eksik.
Sanki İstanbul’un her meydanı dolu, bir Taksim meydanı boş.
Sanki vatandaşın uğraşacağı mesele kalmadı, bir de 1 Mayıs gerginliğini yaşıyoruz.
Farkında mısınız bilmiyorum ama hızla, süratle, kötü, karanlık günlere doğru gidiyoruz.
Aklıselim sahibi hiç kimse yok mu?
Görmüyorlar mı olan biteni, oynanan oyunları. Vatandaş ezilirken, horlanırken; ellerini ovuşturup, bıyıklarını buranların oyununu kimse görmüyor mu?
Hiç ders almıyor muyuz hatalarımızdan. Çok uzağa gitmeye gerek yok, yakın tarihimizi demi bilmiyoruz.
Bu kadar mı aptalız, cahiliz, körüz. Türkiye’nin kurtuluşu, vatandaşın refahı, birlik beraberlik ruhunu kaybetmediğimiz sürece var olur.
Bir arada farklılıklarımızla yaşamayı öğrenmeliyiz.
Bugün 1 Mayıs güya İşçi Bayramı. Televizyonlarınız açık mı, seyrediyor musunuz yaşanan kepazeliği.
Yakışıyor mu bu görüntüler bizlere. Adeta bir iç savaş yaşanıyormuş havası estiriliyor.
Bizler askerin süngüsünün kendi vatandaşına dönmesine karşıyken, polisin namlusunun vatandaşa yönelmesine asla razı gelmeyiz.
Burada suçlu avı yapmayacağım. Ancak sendikaların kanun tanımaz bir havada olduklarını söylemeden de geçmeyeceğim.
1 Mayıs böyle yaşanmamalıydı. Ne sendikacıların dayatması, ne hükümetin direnmesi ne de güvenlik güçlerinin müdahalesi olmamalıydı.
Medeni bir şekilde, boş bir meydanda çalgılarla, türkülerle, coşkuyla kutlanmalıydı 1 Mayıs.