30 Ağustos yani doğum günüm ilk defa Ramazan’a rastlıyor ve bu da beni çok mutlu ediyor. İlk defa bir doğum günümde, dualar ile Allah’ın karşısına çıkacak ve bu güne mübarek günler arasında gireceğim. Zaten dileğim Ramazan’a tekabül eden günler içinde hakkın rahmetine kavuşmak, buna bir de doğum günüm eklendiğine göre değmeyin keyfime!

Doğum günümü soruyorum anneme, şunları anlatıyor: “ Sabah 5’te sancılandım. 10-11:00 gibi de dünyaya geldin. Bir gün küvöze koydular, erken doğum olduğu için. 4 gün yattım Hastanede. Kan kaybı nedeniyle. Herkes gelen korktu çocuktan, kıllı, tırnakları gelişmemiş, 2 kilo bile yoktun galiba. 4 günden sonra eve çıktık, çıktığımız gün annemlerin bir işi vardı, seni saramadık, baban, amcan ve bir araya geldik, seni saramadık. Bir ay hep uyudun, bir ay sonra gözlerini açtın. 1,5 yaşına kadar emzirdim. Ondan sonra benden ayrıldın, hiç benim yanıma gelmedin. Bebekliğinde çok hastalanıyordun, hep zatürree oluyordun. Bir gün yemekte otururken kafan gidiverdi, götürdük, zatürree olmuştun, 1 yaşında falandın. Bir kere oynarken bardağın üstüne düştün, gözünle burnunun arası ikiye bölündü, çok üzülmüştüm. Bir de elini arı sokmuştun, yukarıda tutmuştun saatlerce. Bir de içeride unuttum seni, kapı örtülüverdi, beşiktesin, camdan bakıyoruz, gayet sakinsin ama ben çok ağlıyorum, “Nolursunuz açın, çocuk içeride ölecek!” diyorum. En sonunda bir çocuk buldular, banyo camından demiri kırdık, girdi. 3-4 aylık falandın. Çamaşır yıkıyordum bir gün beşiğin içine yatırdım, tülbendi üstüne örtmüştüm, uyuyordun, belli bir süre sesin çıkmadı, uyanmadın diye bakmaya gittim, ağlamışsın da ben sesini duymamışım, tülbendi ağzına sokmuşsun, ter içinde bütün vücudun, gözlerinden yaşlar gelmiş, gözlerin büyümüş, ölümüne sebep olacaktım. “
Hacıannem yani anneannem ise şunları söylüyor(telefonda o söylüyor, ben yazıyorum): “Anneni götürdük ağrılanınca, o zaman arabamız vardı, Ankara Hastanesine götürdük. Hacı baban işe giderken; annen indirirdi seni, öperdi, kokardı, severdi seni, babanı da alır işe giderlerdi. Senin sevgin çoğudu. Yine de hepisinden fazla. Yapışak kulağın vardı, babaannen dedi, “Oy bunun kulakları kalkmamış, bu neyle çocuk” dedi, senin kulakların ay noksanlığı olduğu için(8 aylık doğmuşum) kulakların kalkmamış. Küçük doğdun ama neşen güzeldi, büyüdükçe açıldın, çok sevdiriyordun kendini. Annenden ayrılanandan sonra her yere taşıyordum seni. “
Bakmayın böyle anlattıklarına, annemin ilk çocuğu, anneannenim ilk torunu olmaktan başka etiketleri de var doğumumun. Mesela teyzem, (annemle teyzem iki kardeşler)benim dünyaya gelişimden pek hoşlanmayanlardan. Çünkü tüm aile bireylerinin ilgisi bana kaymış. Teyzem’in anımsadıkları ise şöyle:
“Annen el üstündeydi. İlk yeğen, ilk torun duygusu olduğu için her şeyinle dört dörtlük yaşadık. Ara sancı diye götürüp, doğduğunu gördük, çarşafın içinde kanlı, kara böcük bir yaratığı görmüş gibi olduk; kıllı, kulakları yapış yapış getirdiler seni, zavallı annemle Cebeci’den koştur koştur gidip bebek kıyafetleri aldık, ilk giydirmeye. Çünkü çarşafın içinde, bize gösterdiklerinde kanlıydı üstün başın. Senden sonrakilerde o duyguyu yaşamadım, çünkü kendimin çocukları olmuştu. Eve getirdik. Anneni besledik. Sesinin güzelliğini bana borçlusun. Annenler bırakmıştı bana, seni emzirdim, geçenlerde duydum, kız göğsü emenin sesi güzel olurmuş.(teyzem bekardı o yıllarda bir yıl sonra nişanlandı) Arada bir benim seni kıskanmam doğaldı çünkü annemin babamın yoğun sevgisi kaymıştı üzerine. Senin küçükken ki tatlı duruşun, bu duyguyu bastırıyordu. Üstün başın, kıyafetlerini çeşit çeşit alıyorduk. Bir de ayağını yaktığını hatırlıyorum. Koyup gitmişleri yine bana. Sobanın yanında açmıştım altını, topuğunu değdirmişsin sobaya, bir de çorabına baktım ki yapışmış, su toplamış. 2 aylık falandı. Epeyi kızmışlardı bana. Ondan sonra senin vaktin Hacıbabanlarla geçti, nereye giderlerse peşlerindeydin. "
Hayatımı çocukluğum üzerinden yaşadığımı düşünüyorum. Yani her şey doğumumdaki kodlar üzerine yazıldı. Öyle ki yıllarca, dedemin banda aldığı ağlama sesimden bir karakter çıkarımı yapmaya uğraştım. Şimdi çocuk olabilmişsem diyorum, bana hayatın verebileceği en büyük hediyelerden birini almışım. Doğduğum evreyi bu kadar yakından takip ediyor olmamın sebebi de tüm kaderimin çoktan inşa edilmesi dolayısıyla üzerime çöken yaşanacaklar listesi. O anlara bakıp, yaşadıklarımla bağ kuruyorum. Ve baktığım her resimde, dinlediğim her seste, anlatılan her anıda neler görüp geçireceğimin işaretlerini arıyorum. Demek ki doğuşumuz; aslında ölümümüzü de tayin etmiş, yaşam çizgimizin başladığı noktadan kaç doğrunun geçeceğini belirleyen kral yada peygamber gibi varlığı ile yeryüzüne inmiş gibi büyük bir kudret. Sadece cümlelerin değil kısaltmaların sonuna konan noktaların ömürlerimizi belirleme gücünü daha iyi görebiliyorum şimdi. Düşünsenize, tüm şifreler o bebeğin üzerinde. Bedenen minik ama büyük sırların saklı olduğu bir kutu. Down sendromlu bir çocuk, yere konduğunda ağlayan oyuncak bir bebeği kucağından alıp, öpüyorsa sussun diye, işte o çocuğu, çocukluğunun verdiği güç sayesinde normalinden ayıramazsınız.
Adamlaşacak ya da kadınlaşacak yüz hatlarının tüm ipuçlarını da verir size bebekliğiniz. Siz doğarken dünyadaki dengelerin kaçı değişiyor düşünebiliyor musunuz? Kim bilir size boşluk açılsın diye kimlerin ismi siliniyor, kimler sizin eşiniz olmak için doğuyor, kimler yapacağınız kazada ölecek kardeşleriniz olacak? Peygamberimiz doğduğunda, Kabe'deki putların hepsinin yüzüstü yere yıkıldığı rivayet edilir mesela. Yine o gece, mecusi yani ateşe tapanların bin seneden beri yanmakta olan kocaman ateş yığınları aniden sönüverir. Şam tarafında bin yıldan beri suyu akmayan ve kurumuş olan Semave Nehri vadisi yine o gecede dolup taşarak akmaya başlar. Tabi ki Efendimizin mucizeleri bize haiz değil ama bizim doğumumuzun da dünyaya ağırlık yaptığı bir gerçek. Ben doğduğumda asker yürüyüşleri varmış dışarıda, 30 Ağustos törenleri dolayısıyla. Bu da demektir ki, o uygun adımlara benim çığlığım da karışmış. Şimdi ben her törende kendi sesimi duyup, ya bir sene sonra da duyacağımı ya da artık hiç duyamayacağımı nasıl hissetmeyeyim?
"BUGÜN DOĞDUM..YARIN ÖLECEĞİM"
hulyaokur@haberx.com