Son Haberler
09.09.2010 Perşembe 21:42
USD 1,5150 EUR 1,9220 EUR/USD 1,2686 IMKB100   60608/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 19°C/28°CCuma: 20°C/27°CCumartesi: 19°C/27°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

Murat Belge: Kürt sorunu silahla çözülmez, büyür.
Bookmark and Share
Hülya Okur HaberX için, Türkiye’nin en önemli liberal aydınlarından yazar, çevirmen, rehber, öğretim üyesi ve siyasi aktivist Murat Belge ile konuştu. İşte bazı başlıklar: Murat Bardakçı’nın bir tarih yorumu olduğundan benim haberim yok. Cindoruk son zamanlarda askere yağ çekmekten, başka bir laf ettiği yok. Türkiye’de Yasama, Yürütme, Yargı dışında bir de Yazma erki var. Hıristiyanlık’ta dinin bir felsefesi olduğuna inanırım, Tevrat’ta yoktur böyle bir şey. THKPC gibi bir örgüte o sırada kapılmam, herhangi bir fikri yakınlıktan çok, askeri bir müdahaleye karşı olmak. Kadınlarla bir arada olmayı erkeklerle bir arada olmaya tercih ederim. 02.07.2009 03:54
 “Bu kadar fazla ruhu bir anda çağırdığım bir söyleşi daha yapmadım. Hanedanların, Mendereslerin, İstanbul’un, Edebiyatın, sosyalizmin en mühimi hümanistliğin çağrısıyla havaya dalga dalga yayılan şey tam anlamıyla onun kültürüydü. Ruhumu emanet edeceğim anın gelmediğini fark ettiğimde karşımda duran anıttan tek bir şey istemeyi uygun gördüm, o da; özgürlük anıtının sağ elindeki meşaleyi kendisi kadar çok okuyanlara uzatması, sol elinde bulunan tableti ise öğrendiklerini hayata geçirmesini bilemeyenlere ikram etmesi. Hiç kimse rüyasında ihtilamına sebep olan hayalin gerçekte neye işaret ettiğine kafa yormasın, çünkü Murat Belge der ki: Benim için önemli olan iki şey varsa, birisi gerçeklik, diğeri haklılık” 

 İşte Murat Belge söyleşisi:

“ÇOCUKLUK, MUTLULUKTUR DİYEMEYİZ”

80 yaşında vefat eden neneniz ve 60’nda kaybettiğiniz anneniz Cavide hanımın ellerinde Burhan beyin de katkılarıyla şımartılmış bir çocukluk geçirdiniz. Bu insanların yanında yürümenize engel teşkil etti mi? Yani bu şımartılmışlık hep bir adım önde olma isteği doğurdu mu?

Bunlar benim çok cevap verebileceğim şeyler değil. Bana dışardan bakan birinin cevap verebileceği şeyler, Ben bunları hissetmedim. Her zaman sevilen bir çocuktum, edebiyatta mutsuzluk ile çocukluk çok iç içe geçebilir. Benim öyle olmadı ama çocukluk, mutluluktur diyemeyiz, mutsuzluktur aslında çünkü bir yerlere varmaya çalışırsın çocuk olduğun için. Onlar bütün çocukların yaşadığı şeylerdir. Ama ben yaşama koşullarından ötürü bir zarara uğramadım.

Koşullar iyiydi ama belki size öyle görünüyordu…Anneniz babanızın dördüncü evliliğiydi ve son üvey anneniz Marrıon oldu. Bildiğim kadarıyla Marrıon’u kalp krizi geçirdiği bir sırada şovalye ruhuyla hareket etmiş, onu kurtarmıştınız. Bu çok eşlilikte daha çok babanızla mı empati kurduğunuza mı işaret?

Babam da çok öyle bir kadın var ortada ve o da yardıma muhtaç, ben de yardım ediyorum, muhtemelen kadın beni oradan göndermek için böyle krizler geçiriyor ben onu anlamadığım için çok da mutluyum kadına yardımcı oldum diye. Hayrrünnisa’yı çok az tanımıştım ama Zsa Zsa ile hiç karşılaşmadık.

“KADINLARLA BİR ARADA OLMAYI, ERKEKLERE DEĞİŞİRİM”

1966’da mezun olduğunuzda(Edebiyat)3 yıl süren bir evliliğiniz olmuştu. Sonra Can ve Ceren’i dünyaya getiren eşiniz Taciser girdi hayatınıza. Ve son olarak Hale Soygazi. Kadınlardan öğrendiğiniz en önemli şey ne oldu, onlarsız bir Murat Belge bize nasıl görünürdü?

Kişilerle ilgili bir şey değil bu ama ben genel olarak kadınlarla bir arada olmayı erkeklerle bir arada olmaya tercih ederim. Erkeklerin konuşmaları hep bana kaba saba gelir, haz etmem, bir de erkekler genellikle çaresiz, kendi başına beceremeyen, hele bizim memlekette, ana yavrusudur hepsi, hepsi maço tavırlar takınırlar fakat katiyen başını beceremeyen adamlardır, onu bir kaç saniyede anlarsın, onun için uzun boylu haz etmem, kadınlar her zaman bana yakın ve kolay anlaşabileceğim insanlar olarak geldi.

“BEN KENDİ İLKELERİME HER ZAMAN BAĞLI KALDIM”

Kendinizi ne kadar yakın bulduğunuz İşçi Partisine gelelim…1960’larda kurulduğunda Türkiye İşçi Partisine olan ilginiz, 12 Marttan sonra tekrar kurulduğunda devam etmedi. Kendinizi tanıyamadığınız, ideolojilerinizle çakıştığınız bir nokta oldu mu?

İşçi Partisi Aydın İşçi Partisi değildi. 60’larda benim içinde olduğum İşçi Partisi başkaydı, bu Sovyetler Birliğinin, Çekoslovakya’yı işgal etmesine biz ses etmemeliyiz diyenlerin kurduğu bir İşçi Partisiydi ve orada da benim işim yoktu. Ben kendi ilkelerime her zaman bağlı kaldım ve onlarla da uzun boylu bir çelişki yaşamadım doğrusu.

“İDEOLOJİMİ HER ZAMAN İKİNCİ PLANA İTTİM”

THKPC örgütünde para toplama işini üstlendiğiniz bir döneminiz oldu. Sosyalizm için yapmadığınız bir şey kaldı mı?

Siyasi bağıtlanma için insan her şeyi yapmalıdır gibi bir görüşe katılmam. Daha epeyi gençken Steinback’in ‘Bitmeyen Kavgası’nın sonunda iki komünist vardır orada birisi ölür, iki arkadaştır, arkadaşı ölüsüyle ajitasyon yapar işçilere, “Kapitalizm böyledir”diye. Steinback bu olayla ilgili bir değerlendirmede bulunmadan orada kitabı bitirir. Ama belli ki bizim bu olay üzerine düşünmemizi ister, ben de o olay üzerine düşündüğüm zaman bunun normal insanlıktan sapan bir davranış olduğunu düşündüm. Ve kendi sosyalizmimde de genellikle böyle şeyler benim insan anlayışımın şöyle olsa da ideolojim dolayısıyla bunu yapmalıyım gibi bir durumda kalmadım, ideolojimi her zaman ikinci plana ittim ama 60 küsür yıllık bir hayatta bunu her seferinde tutarlı bir şekilde yapabildim mi, rastladığım olaylarda bir takım öfkelerle davrandım mı o konuda çok da kesin bir şey söyleyemem. Net tavrım bu, insanların her zaman net tavırları olur ama onu her zaman başaramayabilir de.

Bu kadar isyan yada düzeni değiştirme dürtüsü sizi 26 aylık bir mahkumiyete sürüklemiş, 1974’te son bulmuştu. Islah olmayan bir yönünüz kaldı mı? Ya da bu mapusluk hangi duygularınıza gem vurmanızı sağladı?

Hiç bir şey. Öyle bir kalıcı etki bırakmadı bende. Ayrıca THKPC gibi bir örgüte o sırada kapılmam, herhangi bir fikri yakınlıktan çok, askeri bir müdahaleye karşı olmak ve o sırada da bu askeri müdahaleyle mücadele etmeye çalışan o insanlar vardı. Ben de askeri müdahaleyle mücadele etmek istiyordum, bir şey yapmak için değil de yapılan bir şeye karşı çıkmak içindi yoksa ben THKPC ile sosyalizmi kurarız diye çok hayallerim olmadı.

“İKİ İLKEM VAR: BİRİ GERÇEKLİK, DİĞERİ HAKLILIK.”

Babanız Burhan bey, komünizm’in, CHP’nin ve Demokrat Partinin merhalelerinden geçerken siz doğru bildiğiniz yoldan şaşmadınız. Peki sizin yolunuzdan gitmek isteyenler için söyleyebilir misiniz,  yolunuzun en açık delili nedir?

Bir kere gerçeklik neyse nasıl anlıyorsa gerçekliği onu söylemek. Şimdi ben bu gerçekliği söylersem, benim milletim için, benim partim için, benim ailem için iyi olmaz düşüncesiyle her türlü ilişkiyi kesmek, gerçekliğin ne olduğunu düşünüyorsa onu söylemek, bir bu, bu ama nesnel bir şey, benim düşüncemle ve ona nasıl baktığımla ilgili bir şey, bir de bunun dışında bir toplumda yaşıyoruz, o toplumda da bu sefer gerçeklik değil de hak olarak kabul edilen bir şey var, binlerce yıldır insanlar yaşıyorlar ve hak vesaire gibi bazı losyonlar geliştirmişler, orada da hak olarak gördüğünün yanında bulunmak, kim olursa olsun orada haksızlığa uğrayan, bu haklı bu haksız diye bir yargı verdiğim anda haklı olanın yanında bulunmak. Benim iki temel ilkem bu. Bir gerçeğin yanında olmak, iki, haklının yanında olmak.

Evet menfi değil müspet duygulardan yana olmaktan söz ediyorsunuz. Peki iki hareket dışında bulunmadığınızı söylüyorsunuz, biri, lise öğrencisi olduğunuz için 28 Nisan 1960, ikincisi asistan olduğunuz için katılamadığınız 68 öğrenci hareketi. Peki bu hareketlerde bulunmuş olsaydınız sizin için ne değişirdi?

En azından biraz daha zengin yaşantılarım olurdu, olursa torunlarıma anlatacağım, olmadığına göre sana anlatacağım….

“BEN BABAMLA ÖLDÜKTEN SONRA BARIŞTIM”

Babanız Burhan bey, bir Yassıada tutuklusuydu ve 1963’te çıktığı hapisten sonra 64’te Almanya’ya gitti, 1967’de vefat eden babanızın sizde bıraktığı tesir boş bir salıncağı sallaması mıydı, sizin babalığınız onunkine ne kadar benziyordu?

Ben babamı hayattayken daha çok kavgamız vardı, babam öldükten sonra daha çok barıştık. Bu sadece insan ölünce kavga biter gibi bir şey değil. Biraz da şununla ilgili: Her erkek babasıyla biraz dövüşür, her erkek çocuk kendi kişiliğini bulmak için bunu yapar, ben de her zaman çok haklı olmamakla birlikte dövüşmüşüm. Türkiye’de siyasi bir insan nasıl var olur, nasıl yaşar, 30’lar, 50’ler de falan…Bunları daha iyi anladığımda babam gözümde daha olumlu da diyebilirim, daha az olumsuz da diyebilirim olarak göründü yani hak verdim ona. Hak verdim derken, adam yapılmasını gerekeni yapmış gibi değil de, ne yapabilirdi böyle bir memlekette, böyle kuralların geçerli olduğu bir memlekette o ne yapabilirdi?  Bu genel olarak dünyayı daha iyi anlamaya ve daha hoşgörüyle bakmaya başlamamla ilgili bir şey. Onların kuşakları tabi, erkek, koca, aile reisi gibi bir kültürle yetişmiş insanlardı, çocuklarıyla ilişkileri daha uzaktı, benim tabi kendi çağıma göreydi, çocuğumun altını değiştirdiğim de oldu(Taciser yokken), yemek yedirdiğim de oldu ama bizim kuşak için bunlar marifet değil, artık erkeklerin de başka şeyler yapmayı öğrendikleri zamandayız, bundan da mennunum tabi.

Ve yazarlık süreci, babanızın kalan arazilerden birisiyle kurduğunuz birikim yayınları serüveninizi halkın dostları ve yeni gündem takip etti. Yayıncı olmakla yazar olmanın sancıları aynı mı?

Benim için aynı, başkaları için çok farklı olabilir, kendim yazmak ve daha önemlisi benim gibi düşünenlerin bir arada yazmasını sağlamak için bir yayınevi önemliydi, onun için yazmak ve yayıncılık yapmak arasında mesafe yoktu, ama her yayıncı böyle değil, kimisi para kazanmak, kimisi başka şey için yapabilir bun tabi.

“TÜRKİYE’DE POMPALANARAK BÜYÜYEN BİR MİLLİYETÇİLİK VAR”

Yazarlık aşamasında karşınıza çok irdelediğiniz iki konu var, Ermeniler ve Kürtlük. Ermenistan, Erivan’da kaldığınız otelin kafesinde üzerinize bir Ermeni şarap döktüğünde, Hrant Dink ve Taner Akçam ile birlikteydiniz. Dink’in araya girdiği bu olay gibi Ermeni meselesinde antipati toplamaya başladığınız açıklamalarınız olmuş muydu?

Dink, adamı kovaladı. Türkiye’de pompalanarak büyüyen bir milliyetçilik var, tabana doğru indikçe okumayla, yazmayla alakası olmayan, Ogün Samas’ların içinde olduğu bir Milliyetçilik, herhalde o insanlar, başlarındaki ağabeyler  -git onu vur! Dediklerinde, gelir, vururlar. Yazan, çizen bir sürü adam var böyle. Ama o insanlara bakıyorum, iyi ki bana düşmanlar.

’İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları’ konulu konferansın ertelenmesinden sonra yazdıklarınız üzerine devletin yargı organlarını aşağılama suçlarından yargılanmıştınız. Soykırım gibi kritik konularda içi boş bir ambulansın sireninden kuvvet aldığınızı hissettiniz mi?

Tehlikeye götürebilir ama konuşurum, konuşmalıyım.

“ALBAY DURSUN ÇİÇEK, ORDUYLA HÜKÜMETİ BİRBİRİNE DÜŞÜRMEYE ÇALIŞACAK”

Genelkurmay Harekât Başkanlığı’nca hazırlandığı ileri sürülen ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ adlı dokümanla ilgili, üzerinde imzası olan Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek  bugün ifade verecek. Bu durumda bir kağıt parçası nasıl bir işlev kazanmış oluyor?

Bence vermeyecek. Orduyla hükümeti birbirine düşürmeye çalışacak. Verecekse kağıt parçası deyiminden vazgeçmeyecekler ama biz adalete saygılıyız, madem ki savcı çağırdı gideriz diyecekler yada bunu da demeyecekler ve daha çok kavgayı büyütmeye çalışacaklar.

Bu olay karşısında Erdoğan’ın tavrını beğenirken, Baykal için:“Askerî darbenin her an mümkün olduğu Türkiyenin devamını istiyor.”demiştiniz. Peki Baykal’ın dileyeceği en hayırlı istek ne olmalıdır?

Baykal’ın kendisi ve ülkesi için yapacağı en hayırlı iş, ben bu politikadan anlamıyorum deyip çekip gitmek.

“MURAT BARDAKÇI’NIN BİR TARİH YORUMU YOK”

Murat Bardakçı“Osmanlı’da Kurumlar ve Kültür” isimli kitaba inanmamızı yazmış, anlatılanların yanlışlığına dikkat çekmişti. Siz  Bardakçı’nın bu tekzibine, Shakespeare’den bir alıntıyla cevap verdiniz: ’Bir masaldır gürültücü bir salağın anlattığı ki yoktur hiçbir anlamı...’ Tarihi sizin yorumunuza kapatmak isteyenlerin düşüncesi ne olabilir?

Valla bilmem bunun derdi tarihle mi benimle mi, sanırım kişisel nefretle saldırı bu, belki bir miktarda çalıştığı kurumdan –yap yap şu adama bir saldır teşviki almış olabilir. O teşvik de daha yukarılardan gelebilir. Çok ciddiye aldığım bir şey değil yani. Ben adamı ciddiye almadığım için saldırısında uzun boylu ne yapmaya çalıştığını düşünecek halim yok. Benim tarihi bir yorumum var, o kitapta da var o, Murat Bardakçı’nın bir tarih yorumu olduğundan benim haberim yok.

Eski yıllarda bir toplantıda adamın birinin çıkıp, Murat Belge edebiyat prenslerinin bilmem nesi”dediğinde bu sözü hak etmek için ne yaptığınızı düşünüp içerlediğinizi söylemiştiniz.  Radikal yazarı Yıldırım Türker’in tabiriyle sizin varlığınız açlıktan ruhu guruldayanları neden çileden çıkarıyor?

Bilmem benim çok sevenim vardır, öğrencilerim, şu, bu…Sevenler de sahiden severler. Nefret edenler de benim temsil ettiğim şeylerden nefret ediyorlar zaten.

“BEN HER ZAMAN SOL VE LİBERALDİM”

Murat Belge’nin zihni 91 ve öncesinde donup kalmıştır diyen Uzay Gökerman’ın aksine, kovboyların tabancalarına çentik atmaları gibi okumayla olan hesabınızı yapmaktan hiç vazgeçmediniz. Markistlikten çıkıp liberalliğe kaydığınız iddiasıyla bu söyleniyor…

O zaman niye 91 öncesiyle donmuş deniyor? Madem bir yere kayıyorum o zaman gelişiyorum. Liberalizme kaydığım yok. Benim liberalizmle olmasını istediğim, koruduğum bir yakınlığım vardı. Sol ve Liberaldim ben. Bütün sol içinde benim gibi düşünmeyen, Starline gibi düşünmeyen, bunları kahredelim, yok edelim derken ben hayır sol içinde başka türlü düşünülmelidir vs şeyleri her zaman söyledim savundum. 1989 Berlin Duvarı, Sovyetler Birliğinin yıkılması, bu adamlara dünyanın ne olduğuna dair fikir vermiyorsa ben de fikir veremem, bu olaylardan daha güçlü değilim. O olaydan bile adam, başka türlü düşüneyim ihtiyacı duymuyorsa ne yapabilirim ki?

Bu konuda köşenizde geçen bir cümle vardı:“Birileri çok kızacak ama, bir sol çizginin faşizme doğru savrulma ihtimalini önleyecek en sağlam garanti, o çizginin demokrasiyle ve siyasî liberalizmle kurduğu ilişkidir.” Yani solculuğun geleceği liberalliğe mi bağlı?

Evet zaten liberal düşüncenin unsurlarından biridir, muhalif olmakla birlikte çıktığı yer de orasıdır yani.

“ÖDP’NİN YENİ LİDERİYLE YAKIN BİR YERDE DURUYORUM”

Solculuk demişken, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin imam hatip mezunu yeni lideri Alper Taş "Halkımız sınıfsal olarak solda ama oy kullanırken inançlarından sağa atıyor. Bunu değiştireceğiz" diyerek sol ile dini barıştırma hedefini ortaya koyuyor. Bu solu daha büyük çıkmazlara mı sokar yoksa yardımcı bir rol mü oynar?

Yoo, benim ta 60’lardan beri(İdris falan)benzer şeyler savunduk, bu sözlere karşı çıkmam yapılması lazım, ama ÖDP’ye ait olan zihniyetin bu olduğunu düşünmüyorum. “Bu adam iki yüzlülük yapıyor da böyle konuşuyor “demiyorum, muhtemelen inanarak söylüyor bunu, eğer bunu inanarak söylüyorsa ben birey olarak o adamla yakın bir yerde durduğumu düşünürüm. Ama onun orada temsil etmek üzere geldiği düşünceyle onun bir alakası yok benim bildiğim. Bir zaman sonra herhalde bu adam da ÖDP’yi çekip çevirmek isteyen insanlara uygun gelmeyecektir, eğer böyle konuşmaya devam ederse.

“İSLAM’I, HIRİSTİYANLIĞA GÖRE DAHA SIĞ VE KURALCI BULURUM”

Din demişken, 13 yaşındayken ilk hikayelerinizin yazılı olduğu deftere “Allah yoktur”diye bir deneme yazmıştınız. Bunu evde din bahsinin geçmeyişine bağlasanız da sormak istiyorum, Allah’a inanıp da, dine inanmamak gibi bir çelişkiye de mi düşmediniz? Ve bir din seçseydim Hıristiyanlığı seçerdim düşüncesinin altında ne yatıyordu?

Yok, hayır. Ben hiç birine inanmadım. Hıristiyanlıkta, hümanist felsefe var, ilk taşı atmak, yanağı çevirmek, mazlum vs..Ki bu tabi bir din olmasının ötesinde sosyal ve politik uzantıları var. Yani manifesto önsözlerinden biri: “Hıristiyanlığın Roma’ya hakim olması gibi, sosyalizm de dünyaya hakim olacak. Yani herkes alttan alttan sosyalist olacak, ilk vakitler herkesin Hıristiyan olduğu gibi. Bir gün bir de bakacaklar ki bütün dünya sosyalistmiş “ idi. O da Hıristiyan anlayışın insanlara nasıl kolay , kolay demeyelim ama vicdanlı insanları içinden kavrayan bir şey olduğunu anlatır. Hıristiyanlıkla dinin bir felsefesi olduğuna inanırım. Tevrat’ta yoktur böyle bir şey. Tevrat, “Suç ve Ceza”diye giden ve insanı evrenselliği içinde de kavramayan bir din ama tarihi gelişmeye bağlı şeyler bunlar. Tevrat’ta evrensel insanlık düşünülmez sadece  Yahudiler için düşünülmüş bir dindir. İslam da bana Hıristiyanlıktan daha derin bir insan anlayışı olan bir din gibi gelmez katiyen. Çok sığ, kuralcı, yüzeysel bulurum Hıristiyanlığa kıyasla. Ama din öyle diye ona inanan herkes de öyle demek değil. Hıristiyan olur ama berbat olur, Müslüman olur çok iyi bir adam olur o başka bir şey.

Sizin birilerine göre ne kadar ilahi olduğunuza gelelim…Ahmet Hakan’a göre siz "bilge" bir pozisyona geçmiş, olaylara bilgece yaklaşan, yaklaşım tarzı olarak AKP’nin işine yarıyormuş, yaramıyormuş, umurunda olmayan"Bakın ben her tarafa eşit mesafedeyim" imajını vermeye zerre kadar tenezzül etmeyen birisisiniz. Bu minnetsizliğin nedeni doğrudan yapınızla mı ilkelerinizle mi ilgili?

İlkelerimle ilgili. Benim şuraya yakın, buraya uzak durayım gibi dertlerim yok, inandığım yerde duruyorum.

“TARAF’TA OLMALIYIM, BAŞKA HİÇ BİR YERDE OLAMAM”

Taraf için bunu söyleyemeyiz galiba her ne kadar cenah görünse de… Taraf’tan önce Radikal, Milliyet, Politika, Demokrat ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdınız. "Madem demokrasiye angajeyim, o zaman a’dan z’ye demokrasiye angaje olan, onu ilan eden bir yayın organında bulunmak işime gelir." diyerek Taraf’a geçtiniz. Bu açıklamayı Taraf, eski Türkiye solunun meşru çocuğudur, Alter Ego”sudur ile zenginleştirebilir miyiz?

Taraf’ın kendisi bir çok şeyi gösterdi, bir yıllık bir süre içinde. Parmak sallayıp, Genel Kurmay Başkanı ses yükselterek bir şeyler yaptı, şimdiye  kadar medya genel olarak bu durumda kalsaydı;”Biz öyle demek istemedik ki Paşam, niye kızıyorsunuz?”tavrı gösterirken, -Ne oluyor, ne sallıyorsun parmağını? dedi ve bir efsane bitti. Şimdi mesela bütün dünyada askeri yargı var, Yargıtay var dedi, bugün Yasemin Çongar onların ne olduğunu anlatıyor, Amerika’daki askeri Yargıtay dediğiniz, sivillerden oluşan bir mahkemedir diyor, vereceği bir cevap yok ama bunu Taraf yapıyor, dolayısıyla bu gazetede olmalıyım, başka hiçbir yerde olamam. Öyle bir gazete olduğu zaman ben orada olmalıyım, olmadığı zaman tamam, nerde olayım diye düşünürüm. Ama bu varsa düşünecek bir durum kalmıyor.

“YASAMA, YÜRÜTME, YARGININ DIŞINDA BİR DE YAZMA ORGANI VAR”

Ertuğrul Özkök, sizin  "yayın organı" ifadenizi komünistlikle ve diktatörlüklere özdeşleştirmişti. Siz bu terimi yazılı ve sözlü medyayı kapsayan anlamda kullandığınızı belirtseniz de bunu eski solculuk günlerinin alışkanlığı olarak görülmesine engel olamamıştınız. Yasama, yürütme ve yargı organlarının arasına girecek kabiliyette mi medya?

O başka o başka. Sonra Aydın Doğan, yayın organı dedi, onun da dipnotunu geçirdim, onun patronun da demir perde ülkelerinin komünist parti polit bürolarıyla ilgisi yoktur ama yayın organı diye yazılı olarak beyanatı çıktı, o zaman Ertuğrul Özkök’e senin patronun da böyle bir şey söylüyor dediğimde yanıt gelmedi bana. Yasama, Yürütme devletin erkleridir. Medya normal olarak devletin dışındadır, Türkiye’de Yasama, Yürütme, Yargı dışında bir de Yazma erki(madem y den gidiyoruz) var. O erkin başında da  Ertuğrul Özkök var. Demokratik ülkelerde medyanın organları vardır. Ne ilgisi olduğunu ben hala anlamış değilim. 

Peki şiir neden sizin yazım hayatınızın bir organı olamadı? Sevdiğiniz şair İzzet Yasar’ın, "Asla Yazamayacaksın O Şiiri"dediği "Evinden kaçmış bir yük eşeğiyle bir sirk filinin göz göze gelişiydi.”şiirinde olduğu gibi eşekle, filin göz göze gelişini yazmak istemez miydiniz?

İsteyebilirdim tabi. Çünkü edebiyatçıları, bayılıp okuduğum adamları, keşke şunları yazmış olsaydım diye ama öyle bir yetenek bende olsaydı, o zaten kendini gösterirdi. Kendini göstermediğine göre bunu zorlamanın, öyle olamayıp herkesin canını sıkmak gibi bir durumdan da kaçındığım içindir.

“CİNDORUK, ASKERE YAĞ ÇEKİYOR”

Peki öyle olmadan öyle olmaya çalışan biri mi sizce Cindoruk. AP’lilik özelliğine rağmen Cindoruk’u severim demiştiniz bir söyleşinizde. Cindoruk babanızın ve Menderes’in mirasının kaçta kaçlık bölümüne sahip çıkar sizce?

Sahip çıktığı yok. Cindoruk son zamanlarda askere yağ çekmekten, başka bir laf ettiği yok. İnsanlar sosyal hayatta ahbap olarak tanımak başka ama siyasette fikirleriyle ve davranışlarıyla tanımak başka. Cindoruk, AP’li davranışlar göstermekle diye bir laf etmişim ama onların da sonuna gelmiş.

“TEK MESELE, ÖLÜRKEN VEYA ÖLDÜKTEN SONRA İNSANLARA SORUN ÇIKARMAYIM”

Enişteniz ve büyük dayınız Yakup Kadri Karaosmanoğlu, yıkık bir duvarın önünde gömülmek isterken halanızın cebriyle mezarı yaptırıldı. Siz kendiniz için nasıl bir son istiyor, tasavvur ediyorsunuz?

Bazen aklımdan geçiyor, çünkü yaklaştı, galiba önem vermiyorum, ben öldükten sonra ne yaparlarsa yapsınlar diyorum. Tek mesele, ölürken veya öldükten sonra insanlara sorun çıkarmayım. Sanatçı olabilmek burada önemli. Onların başka türlü bir ölümsüzlüğü var. Her yazar öldükten sonra unutulur, bazı yazarlar unutulur ve gider. Bazı yazarlar bir zaman böyle bir adam vardı diye tekrar hatırlanırlar, inşallah öyle olur.

Duygusal, dalga, sıcaklık hissi veren Faulkner, serebral etkisi uyandıran Goyce…Bu çevirilerin içinde kuzu gibi çevrildiğiniz ve bir daha eskisi gibi olamayacak kadar etki uyandıranı hangisi?

Faulkner, tam kavramıştım, bunu söyler söylemez, Goyce’u düşünüp vazgeçiyorum. Bu iki adam çok önemli benim için.

Peki bu çevirilerin(Döşeğimde Ölürken, Sanatçının bir Genç Adam Olarak Portresi, Ayı, Ağustos Işığı)dışında Marks ve Althusser gibi teorik eserlere de yer verdiniz. Bu konseptlerin hayat felsefeniz halini alması ne kadar zaman aldı?

20 yaşlarımdan itibaren bunlarla iç içe yaşadım, dünyaya bakışım o insanlarla şekillendi ama sadece Marksizm’le değil, Ariston’u okudum…Bunların hepsi benim bir formasyonum varsa o formasyonun içinde hepsinin payı var. Ama Marksist düşüncenin daha fazla payı var başkalarına kıyasla. Marks ve öbür Marksistlerin, hepsinin değil hiç sevmediğim Marksistler de var.

İlk kitabınız Tarihten güncelliğe. Güncellik dünde kaldığına göre bu kitabın bugüne uzanan bir versiyonu olacak mı?

Olabilir, bilmiyorum.

Ankara çocukluğunuz geçmesine rağmen sevmediğiniz bir şehir. Onun aksine kaleme almaktan yorulmayacağınız İstanbul var. Gezi Rehberi oluşturduğunuz İstanbul için rehberlik de yaptınız peki bu kent bilincini yerel yönetimlerin de taşıdığına inanıyor musunuz?

Hayır inanmıyorum tabi.

“YEREL YÖNETİMLER BİZİM GİBİ ADAMLARIN OLDUĞUNUN FARKINA VARSIN”

Peki yerel yönetimde bu kent bilincinden faydalanacakları bir pozisyon almak ister misiniz?

Benim gibi insanların yönetici kadrosuna girmeleri beklenemez. Ama yönetici kadroları içinde olanları benim gibi adamlara kulak vermeleridir önemli olan. Fikirlerimizi de almasalar böyle insanlar olduğunun , böyle düşünceler olduğunun farkında olarak yöneticilik yapsalar o zaman her şey daha iyi olur.

İstanbul’u tanıtmak amacıyla düzenlenen tekne turlarında I. Abdülhamid’in kızı Esma Sultan hakkında ’seks yaptığı gençleri çuvala koydurup denize attırırdı’ dediğiniz iddia edilmiş ve bu da eleştirilmişti. Bu turlardaki anlatımlarınız gerçekten hanedana karşı  “kudsiyet” duygularını zedeleyecek cinsten miydi?

Orada zaten ne söylediğimi, anlamayan, dinlemeyen birisi var yada ona da iftira da bulunmayım ama onun anlattığını belli bir biçimde anlayan bir saldırı başlatmak isteyen bir adam(Murat Bardakçı) var, bunlar ciddi şeyler değil, hiçbir temeli olmayan şeyler.

“ORTADOĞU ERKEĞİ İKTİDAR SAHİBİ KADINDAN KORKUYORDU”

Ben söylüyorsam kaynağı sağlamdır mı diyorsunuz?

Nail Sırrı’nın anlattığı bir hikaye ben de onu Nail Sırrı böyle anlatır deyip, arkasından da: ”Bunlar Ortadoğu erkeğinin iktidar sahibi kadından korkusunu yansıtan şeyler olmalı, böyle şeyler bin bir gece masallarında da vardır, hançerli hanım gibi İstanbul folklorunun hikayelerinde de vardır böyle motifler..”Benim kendi inandığım ve gördüğüm perspektif bu.

1992’de çıkmıştı Türkiye, Dünyanın neresinde kitabınız. Türkiye’nin Türkiye neresinde diye soracağım soruya geldi sıra“Bugün Türkiye’de en büyük, aynı zamanda en çetrefil sorun olarak Kürt sorununu gördüğünüzü yazdınız. “Peki bu sorun daha ne kadar en büyük sorun olarak kalır?

Silahla çözülecek bir sorun gözüyle bakıldığı sürece bitmez, büyür. Silahla çözüleceğine inananların en istemediği şekilde sonuçlanır. 

---Bu röportaj değerli okurlarımızın yanında bir Murat Belge hayranı olan genç yazarımız Ekin Gün’e de armağanımızdır.

YORUMLARINIZ
Adınız Soyadınız
Yorumunuz