06.09.2008 Cumartesi 05:41
USD 1.2340     EUR 1.7590     EUR/USD 1.4294     IMKB100 39116 / -441
 
Türkiye’de hiçbir konu din ile ilişkilendirilmeden anlatılamaz
04.08.2008 10:07
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye’de hiçbir konu din ile ilişkilendirilmeden anlatılamaz İsmail Kara’nın kitabı, Türkiye’de din sorununun yeniden algılanmasını mümkün kılacak önemli ipuçlarını barındırıyor. Kitap, aynı zamanda bu güne dek yapılmış olan en geniş kapsamlı Diyanet tenkidi.
Prof. Dr. İsmail Kara’nın “Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam” isimli kitabı, Türkiye’nin din tarihine ve bugün hala tartışılan bir çok konuya açıklık getirecek, derinlikli analizler barındırıyor. İlk cildinde, Diyanet, tarikatlar ve İslami hareketi ele alan Kara, 1977 yılından itibaren arşivlediği görsel malzemeyi de okuru düşünmeye zorlayan alt yazılarıyla birlikte veriyor. Kara aynı zamanda, Türkiye’de ilk defa Diyanet’i bütün yönleriyle, kuvvet ve zaaflarıyla ele alıyor ve ciddi tenkitler getiriyor.

"Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam" büyük bir projenin ilk ayağı gibi görünüyor. Sizde fikir olarak ne zaman oluştu, bundan sonraki adımları nasıl devam edecek?

İki cilt halinde yayınlamayı düşündüğümüz kitabın hikâyesi 1980’lerin başına kadar çıkıyor. Fakat kitaba bu şeklini, son iki sene içinde verdim. Kullandığım görsel malzemeyi derleme işi de ta 1977 yılına kadar çıkıyor. Bu kitapta biriktirdiğim görsel malzememin çok azını kullanabildim. Aslında aklımda "Cumhuriyetin Dinî Tarihi" başlıklı resimli bir kitap projesi de var. Bu kitapta, yazıları zayıflatmasını istemediğimden görsel malzemeyi, az kullandım. Fakat bu haliyle görsel malzemenin, meselelerin anlaşılmasına büyük katkı sağlayacağını zannediyorum.

Evet, çorap reklamındaki cami ve minareler buna en iyi örneklerden biri. Burada İslam’ın milli olmaya doğru evrilişine mi vurgu yapıyorsunuz?

Sadece dinin millileştirilmesi değil bu. Türkiye’de hiçbir şey doğrudan veya dolaylı olarak din ile irtibatlandırılmadan anlatılamaz ve ona katılım sağlanamaz. Eski banka reklamlarının üstünde "İsraf haramdır" gibi dini ibareler vardı. Vergi Dairelerinin alnında hâlâ "Vergilendirilmiş mal/ kazanç kutsaldır" yazar meselâ... Laik bir ülkede vergi ile kutsallık arasında ne ilişki var? Ama Türkiye’de işler böyledir. Bu hem ciddi bir problemdir hem de bize nerede yaşadığımızı işaret etmesi bakımından büyük bir imkândır. Bahsettiğiniz çorap reklamında modern ve açık bir kadınla birlikte çok belirgin olarak iki minareli bir caminin karşımıza çıkması düşündürücü değil mi? Niçin böyle acaba? Bunun üzerinde düşünmek lazım. Bence en önemli mesele 1960 ihtilali ile birlikte, din meselelerinin, sadece bazı insanların meselesi haline doğru itilmiş olmasıdır. Bakın 1940’lı yıllarda İstanbul Hukuk Fakültesi İstanbul müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen’in Hukuk-ı İslamiye ve Istılahat-ı Fıkhıye Kamusu’nu yayınlıyor. 6 büyük cilt. Yani bir İslam hukuku külliyatı. Bugün bırakın Hukuk Fakültesi’ni Diyanet İşleri Başkanlığı bile bu kitabı yayınlayamaz. Diyanet Cumhuriyet devrinin en büyük dini yayın projesi olan ve Mustafa Kemal Paşa ile İnönü dönemlerinde basılıp tamamlanan 12 ciltlik Buhari Tercüme ve Şerhi’ni on küsur yıldır basmıyor, basamıyor. Niçin? Bunu anlayabilmek için 60 ihtilalinden sonra Türkiye’nin maruz kaldığı din eksenli büyük yarılmayı anlamak lazım.

Cumhuriyet dönemini merkeze almışsınız çalışmanızda. Ama bu süreç Osmanlı Batlılaşmasından bağımsız olarak düşünülemez. Sizce en temelde nerede ayrışıyor Cumhuriyet Modernleşmesi ve Osmanlı Batılılaşması?

Din-modernleşme ilişkisi çerçevesinde bakarsak, aslında cumhuriyetle başlayan bir şey yok. Cumhuriyetten çok önce başlamış ve çok yönlü bir süreçler manzumesi var. Cumhuriyet modernleşmesini Osmanlı modernleşmesinden farklılaştıran şey, 3 Mart 1924 tarihinde ve akabinde alınan radikal kararlarla alakalıdır. Büyük kırılma 1924’de ve sonrasında oldu. Dinin müesseseleri ortadan kaldırıldı. Medrese, tekke, halifelik kaldırıldı. Arapça ve Farsça eğitimi yasaklandı, alfabe değişti... Bütün bunlar, doğrudan doğruya din ile alakadır. Kurumların ortadan kalkması, onlarla birlikte teşekkül eden bir din anlayışının, bir yaşama biçiminin, bir din tasavvurunun zaafa uğraması veya ortadan kalkması demek. Türkiye, çok partili hayata geçtikten sonra bazı değişiklikler oldu. Ama problem hâlâ devam ediyor. Türkiye’de bugün neredeyse her meselede, din unsuru karşımıza çıkıyor. Onun için de çok tartışılıyor.

Çok tartışılıyor olmasına tedirginlikle mi bakacağız?

Ben mevcut tartışmalara tedirginlikle bakanlardan biriyim. Çünkü Türkiye’de din merkezli meselelerin tartışılması konuların anlaşılmasına dönük bir karakter taşımıyor.

Halkın cumhuriyet döneminde, dinle ilgili yapılan en radikal değişikliklere dahi tepkisiz kalması en düşündürücü konulardan. Bugün bu tepki/tepkisizlik ne yönde değişti?

Bugün iletişim imkânları arttı, vatandaşın eğitim düzeyi kısmen yükseldi. Herkes televizyonda programları izliyor, tartışmaları yakından takip ediyor. Ve bir tepki de gösteriyor. Oturduğu yerden "Allah belanızı versin" demek de bir tepkidir. Seçimde sistemin istemediği bir partiye oy vermek de bir tepkidir. Cami inşaatlarını artırmak, İmam Hatip Lisesi’ne talebe vermek de... Sokaklara dökülmek de... Vatandaş hâlâ Batılı manada aktif bir muhalefet biçimini benimsemiyor diyebiliriz. Başka şeyler söylüyor "Zaman bunları halleder" diyor mesela... "Zulüm payidar olmaz" diyor ve buna inanıyor. Dolayısıyla, tepkisiz derken, sıfır tepkiden bahsetmiyoruz. Ama devlete ve sisteme karşı sert bir muhalif tavrı da hiç olmamıştır halkın. Müslüman halk, insiyaki diyebileceğimiz bir şekilde din meselesinin Türkiye’de hassas bir mesele olduğunu bilir. Açılmayan kapıları zorlamaz, serbest olan alanı zorlar. Öncelikle bunu anlamak lazım. Daha sonra da buradan nasıl bir çözüm bulacağız diye üzerinde durmak lazım.

Dünya genelinde bakıldığında, dinin böylesi bir tehdit olarak algılandığı başka ülkeler de var mı? Türkiye’yi bu anlamda özellikli kılan ne?

Din ile ilişkilerin bu kadar yoğun ve problemli olduğu ülkeler mutlaka var. Ama bizdekinin bir hususiyeti olduğunu söyleyebiliriz. Onun için bizde laiklik hiçbir zaman dinden mutlak kopuşu öngörmemiştir. Onun için Diyanet İşleri Başkanlığı devletin içindedir. Onun için özel üniversiteler, ilahiyat fakültesi açamazlar. Her türlü özel meslek lisesi açarsınız ama imam hatip koleji açamazsınız. Bu, Türkiye’de siyasi merkezin de Türkiye’de din meselesinin ne kadar farklı bir karaktere sahip olduğunu, bir şekilde bildiğini gösteriyor. Siyasi merkezin dinle arasını tamamen ayırmak istikametinde bir iradesi olmamıştır. Böyle bir fikrin ve tavrın Türkiye’de bir karşılığının olmadığını bilir. Siyasi merkez, hiçbir zaman "Devletin dini yoktur" cümlesini telaffuz etmemiştir. Ederse bunu halkın hafızası ve kültürel kodları anlayamaz. Türkiye düzelme kabiliyeti açısından büyük imkânlara sahip bir ülke olmakla beraber din meselelerinin normalleşmesinin zaman alacağını söylemek gerekir. Çünkü bilgi ve yorum kapasitesi düşük, Türkiye’nin din merkezli meselelerde kuvvet ve zaaflarını anlamak konusunda sorumsuz bir akademisyen, aydın, bürokrat ve siyasetçi kadroya sahibiz. Maalesef...

70’lerden sonra ortaya çıkan İslami hareketlere seküler söylemin hâkim olduğunu söylüyorsunuz. Seküler unsurlar barındırıyor olmakla birlikte, pozitivist değil maneviyatçılar. Başat kültür içinde nasıl konumlandırıyorsunuz İslami hareketleri?

İslamcı hareket ile Müslümanlığı ayırt etmek lazım. İslamcı hareket başından beri modernisttir. Türk İslamcıları bunu ağır bir tenkit hatta bazen hakaret olarak kabul ediyorlar ama durum böyle. İslamcılığın modernleşme süreçlerinin ortaya çıkardığı bir hareket olduğunu görmeden yol almak mümkün değil. Cumhuriyet öncesinde de böyleydi, bugün de böyle. Kitapta, çok radikal ve şeriatçı gözüken İslami hareketlerin, derin bir söylem analizine tabi tutulduğu zaman, laik ve seküler bir muhtevaya sahip olduğunu söylüyoruz. Fakat Müslümanlık böyle değildir. Müslümanlık aslında farkında olarak- olmayarak devraldığı dini unsurları devam ettiriyor. Bu sayede toplum için çok enteresan bir dayanak olmaya devam ediyor. İslamcı hareketlerin geldiği ve yaslandığı yer, Türkiye’deki Müslümanlık’tır ama süreç içinde ondan uzaklaşıyor. Onun için bu ikisini söylem ve zihniyet problemi etrafında ele almak lazım. "İslam akıl ve mantık dinidir" veya "Anayasamız Kur’an’dır" ifadeleri meselâ... Aslında bu cümleler din açısından problemli cümlelerdir. Böyle bir cümleyi İslam tarihinde bulamazsınız. Bu ifadelerin bazıları pozitivist unsurlar taşıyor, seküler, laik unsurlar taşıyor ama dini unsurlar da taşıyor. Ve kalabalıklar bunu, dini bir ifade olarak algılıyor.

Bugün din ile ilgili ciddi bir ’korku’dan söz ediliyor. Korkulan İslam’ın kendisi mi yoksa siyasal İslam mı?

Tehlike olarak görülen en derinde İslam’dır, İslam’ın bizzat kendisidir. Bunda hiç tereddüt yok. Fakat siyasi merkez, nasıl ki "Devletin dini yoktur" cümlesini kuramayacaksa, ülkemizde, "İslam tehlikedir" cümlesini de kurmaya cesaret edemez. Bu cümlenin muhatabı yoktur çünkü. Tehlikenin İslam olduğunun söylenemediği yerde bu tehlikeye konjonktüre uygun olarak bazen "halk İslamı", bazen "siyasal İslam", bazen "hurafe ve batıl inançlar" gibi isimler bulunur. Hâlbuki uğraştıkları şey, bizzat dinin kendisidir. Meselâ "anamızın, ninemizin başörtüsüne bir şey diyen var mı, biz siyasal simge haline gelen türbanla mücadele ediyoruz" diyorlar değil mi? Bu bir atraksiyondur ve hedef küçültme siyasetidir. Bütün modernleşme tarihi boyunca mücadele edilen şey doğrudan din eğitimi ve doğrudan mahremiyeti öne çıkaran kadının giyim kuşamıdır. Doğrudan İslâmla uğraşan sadece siyasi merkez değil dünün İslamcıları da, Diyanet de, İlahiyat hocaları da dinle uğraşıyor, halkın Müslümanlığı ile mücadele ediyor. Türkiye’de halkın yanlış bir din yaşadığını söylüyorlar. Aslında burada cumhuriyet ideolojisiyle, halkın dindarlığına karşı olmak noktasında birleşiyorlar. Niçin? Modernleşme projesiyle veya aktüel gidişle irtibat noktaları arıyorlar ve bunun için Kur’an İslamı ve Gerçek İslam adı altında yeni din yorumları inşa ediyorlar.

HALE KAPLAN ÖZ (Yenişafak)

Kitapla ilgili teknik bilgiler ve sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz...

 

Diğer Kitap Haberleri
Terörün sonlandırılmasını hedefliyoruz"Terörün sonlandırılmasını hedefliyoruz"
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, terör örgütünün kırılma noktasına doğru kaydığını belirterek, terör belasının etkinliğinin mümkün olduğunca kısa sürede sonlandırılmasını hedeflediklerini söyledi.
Bakanlık Masumiyet Müzesi için seferberBakanlık "Masumiyet Müzesi" için seferber
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un yeni kitabı "Masumiyet Müzesi"nin piyasaya çıkışı nedeniyle eserin "korsan baskısının" yapılabileceğini göz önünde bulunduran Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu konuda harekete geçti.
Başbuğ’un kırmızı ojeli korumasıBaşbuğ’un kırmızı ojeli koruması
File çoraplı, yüksek ökçeli, kırmızı ojeli bir yüzbaşı pür dikkat bir ismin dışarı çıkmasını bekliyor. O isim Başbuğ!
Türksat internet hızını artırdıTürksat internet hızını artırdı
TÜRKSAT A.Ş, kablo internet erişim hızını 10 Mbps’e yükseltti. TÜRKSAT A.Ş’den verilen bilgiye göre, kablo internet aboneleri, 1 Eylülden geçerli olmak üzere internet erişim hızlarını 10 Mbps;e kadar çıkarabilecek.
Bir 12 Eylül HesaplaşmasıBir 12 Eylül Hesaplaşması
Bizim Çocuklar Yapamadı, Ertuğrul Mavioğlu’nun yayımlanan üçüncü kitabı. Daha önce Asılmayıp Beslenenler ve Apoletli Adalet isimli çalışmalarıyla 12 Eylül cuntacılarının adalet (!) anlayışlarını ve cezaevlerinde uyguladıkları rehabilitasyon yöntemlerini (!) ele aldı. Ama bitmiş, tükenmiş bir tarih olarak değil hâlâ toplumumuzda, yanımızda yöremizde yaşayan “düzenlemeler” olarak…
İngiltere’de elektronik kitap piyasada
Normal kitap boyutunda olan 160 roman kapasiteli kitabın ağırlığının bir ciltli kitaptan daha hafif olduğu belirtiliyor.
Masumiyet Müzesinin ikinci baskısı yolda"Masumiyet Müzesi"nin ikinci baskısı yolda
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un son romanı "Masumiyet Müzesi"nin ikinci baskısının bir ay içerisinde yapılacak. İletişim Yayınları yetkililerine göre, geçen hafta okuyucusuyla buluşan kitap 100 bin adet basıldı.
Akıl ile inanç arasındaki ahenkAkıl ile inanç arasındaki ahenk
Hakikatin bilgisini ve aklın sınırlarını çizerek insanın İslam-tasavvuf anlayışına göre kemale nasıl ulaşacağının bir anlamda yol haritasını ortaya koyan Muhyiddin Arabi, akıl ile inanç arasında ahenkli bir bütünlük kurmak için çabalamıştı
Ergenekon, beni de öldürecektiErgenekon, beni de öldürecekti
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, Ergenekon görüşleri: "Hangi siyasi görüş olduğu, birinci cumhuriyetçi olmuş, yoğun Atatürkçü olmuş, yoğun siyasal İslamcı olmuş ya da liberal olmuş, solcu olmuş, muhafazakar olmuş, gerçekten Ergenekon konusunda söyleyeceğim ilk şey bunlar değil, ilk şey bu konunun benim için ahlaki olduğudur. Bir yanda katiller var, ben ikna oldum, bu katiller beni de öldürmek istemişti çünkü. Siyasi sebeplerden bu katilleri korumak ahlaksızlıktır! Onlara kol kanat germek, çeşitli bahanelerle bu insanların suçlarını hafifletmeye çalışmak düpedüz ahlaksızlıktır. Emekli askerlerle ve mafya çeteleriyle adam öldürtmenin, adam öldürdükten sonra ’daha da öldürürüz ha’ diye tehdit edip insanları susturmanın siyasette bir koz olarak kullanıldığı bir ülke de, ahlaklı ülke olmaz! "
Sigarayı bıraktıran kitap.Sigarayı bıraktıran kitap.
Kişisel gelişim uzmanı Adil Maviş’den Sigarayı bıraktıracak kitap. Hiponoz destekli kitap Cd hadiyeli. Son sigaram demeye hazırlanın.
Fenerbahçe’nin şansı varFenerbahçe’nin şansı var
"Orta sahası güçlü olan Fenerbahçe bu gruptan birinci de çıkabilir. Maç içinde büyük şanssızlıklar yaşarsa dördüncü de olabilir. Bugünkü haliyle değil tabi. Çünkü bugünkü haliyle grubu dördüncü bitirir. Açıkcası ben karamsar değilim."
Bazı Öne Çıkan Haberler