03.12.2008 Çarşamba 04:13
USD 1.5910    EUR 2.0280    EUR/USD 1.2740    IMKB100 24426 / 94
 
O fısıldarken de Savaş Ay
16.06.2008 09:19
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hülya Okur, HaberX okurları için Savaş Ay ile görüştü. "O güzel sohbetten bir kesit: İsmimle müsemma duyguların adamı olamadım pek. Bir "kabadayı" tanımıştım. Herkesin adını bildiği, ürküp titrediği biriydi. Astığı astık taifesindendi yani. Çevresinde bin dolu adamı öl dese ölecek, vur dese vuracak kadar biat halindeydi ona. Söyleşimizi yaparken doğum tarihini de verdi. Baktım ki burcu başak. Oysa daha önce hiç lüzumu yokken "Aslan burcuyum" demişti. Biraz üstüne gidince anlattı. "Benim gibi adam terazi burcu olmamalı. Ya boğa ya koç ya aslan olmalıydım. Ben aslanı seçtim" dedi. İsimlerimizi bize danışmadan koyuyorlar. Aslında belli bir yaşa gelince herkesin istediği adı alma hakkı olmalı. Senin eski bir röportajındaki gibi. Nasıl değiştirmiş ismini Ateş Böceği Ercan Abi di mi?"

Şapkanızdaki "A"harfinden başlamak istiyorum söyleşimize….

 

 

 

HÜLYA OKUR- Musikide kendini bulmuş anneniz Şükran Ay ile sihirbaz Turan Turanlı’nın oğlu olarak 1954 yılında İstanbul’da dünyaya geldiniz. Çocukluğunuza karşıtınız olan Barış’ı kendinize ne kadar yaklaştırırdınız? Ben bir sis çocuğuyum diyorsunuz. Biraz sisleri dağıtsak nasıl bir Savaş çıkar ortaya?

 

“LAFLA BARIŞ GEMİSİ YÜRÜMÜYOR”

 

SAVAŞ AY- Sisleri dağıtmak mı?.. Tanrı yazdıysa bozsun. Hem kendi yükseklerimden hem de çevre ahalinin zirvelerinden sisi-pusu-dumanı- bulutu çekip alırsak kel tepeler çıkar ortaya. Çorak yüreklerimiz, kurak dileklerimiz, çakma sevgilerimizle dımdızlak oluruz. Hem zaten kurt dumanlı (sisli) havayı sever:)

Barış mevzuuna gelince o; "kovaladıkça kaçan ateş böceği" misali. Ne zaman, "gelin sulh çubukları tüttürelim" diye tuttursam hedefi bir türlü tutturamadım. Yaşamımda gördüğüm de bu, yaşarken gördüğüm de bu. Lafla barış gemisi yürümüyor. Kimsenin barış içinde yaşamaya cesareti yok. Kavga-dövüş içinde korkaklıklarımız deşifre olmuyor ya, bu yüzden bayılıyoruz itiş kakışa, vuruşmaya, savaşmaya.  

 

 HÜLYA OKUR- Dedeniz Üsküdarlı manav Çamur Şevket’e "Çamur Şevket" diye seslenmenizden kendisi hiç rahatsız olmazmış. Sizin isminiz insanlarla mı, kendinizle mi, dünyayla mı "savaşınız" anlamına geldi? 

 

“BENİM GİBİ ADAM TERAZİ BURCU OLMAMALI BEN ASLANI SEÇTİM”

 

SAVAŞ AY-  İsmimle müsemma duyguların adamı olamadım pek. Bir "kabadayı" tanımıştım. Herkesin adını bildiği, ürküp titrediği biriydi. Astığı astık taifesindendi yani. Çevresinde bin dolu adamı öl dese ölecek, vur dese vuracak kadar biat halindeydi ona. Söyleşimizi yaparken doğum tarihini de verdi. Baktım ki burcu başak. Oysa daha önce hiç lüzumu yokken "Aslan burcuyum" demişti. Biraz üstüne gidince anlattı. "Benim gibi adam terazi burcu olmamalı. Ya boğa ya koç ya aslan olmalıydım. Ben aslanı seçtim" dedi. İsimlerimizi bize danışmadan koyuyorlar. Aslında belli bir yaşa gelince herkesin istediği adı alma hakkı olmalı. Senin eski bir röportajındaki gibi. Nasıl değiştirmiş ismini Ateş Böceği Ercan Abi di mi?

 

HÜLYA OKUR- Annenizin tabiriyle, Zeynep Kamil Hastanesi’nde 1 karış boyla dünyaya gelmenizden sonra gazeteden yaptığınız kayıklara kaptanlık yapmaya nasıl niyetlendiğinizi anlatır mısınız?

 

SAVAŞ AY- Veni Vidi Viçi...

 

HÜLYA OKUR- ’Beyaz Tebeşir`, `Ağrı Dağı Efsanesi `okullarının kurucususunuz. Konuşmayan dil, yazmayan el kalmasın der gibi okumaya yol açarken illaki okumayan gözlere ne söylemek istersiniz?

 

SAVAŞ AY-  Memlekette yazar çok okur az. Şimdi yanıtı uzun da yazsam okumayacaklar nasılsa:)

 

HÜLYA OKUR- Burhan Ayeri köşesinde"Savaş Ay `ın girgin, hatta zaman zaman hırçın gazeteciliğini eleştirenlere de birkaç lafımız olacak. Ağabeylerinin yolundan gitti. Meslek büyüklerine her zaman sahip çıktı."diye yazmıştı sizin için. Siz gelirken dönenlere sözünüz oldu mu, Gazeteciliğin kitabını yanlış yazdıklarına dair?

 

“BİZİM MESLEĞİ UZUN SÜRE YAPMIŞLARSA DEMEK Kİ SEVMİŞLER.”

SAVAŞ AY-  Aman aman!.. Öyle iri kıyım laflar ettirmeyin, ahkamlar, raconlar kestirtmeyin bana. Bizim mesleği uzun süre yapmışlarsa demek ki sevmişler. Seven adam da muhteşem gazetecilik başarıları yakalamasa bile kendinden çoook şey vermiş adamdır çünkü. Öyle bir meslek ki, ancak çok seversen çok uzun süre yapabilirsin.  Herkes de Süpermen olamayacağı için, niyetine, yüreğine bakar, benimserim ben cümle meslektaşımı. 

 

HÜLYA OKUR- Bir gazeteci için inanılmaz rahatlık dediğiniz bekarlığın keyfini sürerken Ulaş için babalık görevinizin sonu gelmiyor. Bekir Hazar, A Takımı’nda birlikte çalıştığınız sıralarda Ulaş’ı elinde mikrofonla haber peşinde göndermenizden bahsederken "Babasının ismi altında eziliyordu. Üstelik Savaş Ay haberciydi, stres adamıydı. Ulaş kendini duygu adamı olarak görüyordu."demiş. Sizce de öyle mi?  

 

“ULAŞ’A ÖNCE ÇOK BOZULUYORDUM, ŞİMDİ BEN ONA ÖZENİR OLDUM. 

 

SAVAŞ AY- Zorla güzellik olmaz derler ya, zorla gazetecilik, habercilik de olmuyor. Ulaş da bizim denizlere dalarsa çok sever, benimser, mutlu olur sandım, yanıldım. Sert, ağır, yıpratıcı geldi ona habercilik. Daha çok anasına çekmiş. Şiirler, şarkılar, huzur, sükunet adamı oldu çıktı. Önce çok bozuluyordum, şimdi ben ona özenir oldum. 

 

HÜLYA OKUR- Zekeriya Beyaz’a yakınlığınızı, "onu çok seven ve her daim kollayan bir kardeşi "diye tanımlıyorsunuz. Dini inanışları, özgürlükle buluşturmak mıdır felsefeniz?

 

“BEN ZEKERRİYA HOCAMI SADE BİR VATANDAŞ OLARAK ÇOK SEVİYORUM”

 

SAVAŞ AY- Ben Zekeriya Hocamı din adamlığı, sosyologluğu, televizyon karakteri oluşu dışında, sade vatandaş olarak da çok seviyorum. Bazen Sahaflar Çarşısı’na, bazen üniversite panellerine gideriz. Bir araya gelince iki akran çocuk gibi gülüşür, şakalaşır, dertleşiriz hocayla. Torunu A Takımı’nda stajerimizdi. Oğlu ve kızıyla da aynı gazetede matah işler kotardık. Ailece severim ben ’Beyaz’ları. 

 

HÜLYA OKUR- Bekir Hazar, "Önüne dağ koysak Savaş’ın... Eritir yine gider habere... Adam Ferhat olmuş, haber de Şirin..."demiş sizin için. Habere gitmekle, haberin size gelmesi arasındaki farkta siz kendinizi nerde buldunuz?

 

“ÇOK AMAN AMAN BİR YETENEK DEĞİLİM”

 

SAVAŞ AY- Ben bir yere gidince genellikle sıra dışı bir iş patlar. Kimi arkadaşım "amma kısmetlisin yahu" der. İyi de ben uyanık kaldığım her an zaten haber çıksın deyu dolaşan bir garip adam oğluyum. ’Secret’ kitabına göre haberin bana gelmesi çok doğal. İstiyorum oluyor n’idelim ki? Şaka bir yana, çok aman aman bir yetenek değilim. 2 tane mütevazı marifetim varsa bunlardan biri çok çok çoooook çalışkan oluşum diğeri de haberin kokusunu epey uzaktan almamdır. 

 

HÜLYA OKUR- Bizans İmparatorluğu Döneminde 4. Yüzyıl’dan itibaren bir sürgün yeri olarak kullanılan, 27 Mayıs İhtilali’nde 500’ün üzerinde sanığın yargılandığı, Başbakan ve 2 Bakan’ın idam edildiği Yassıada’yı 27 Mayıs 2008’te fotoğraflarınızla görüntülediniz. Burada içerde sıkışmış kalmış hava size neler söyledi?

 

“İKTİDARDA OLANLARIN YANLIŞA, HATAYA, ZORBALIĞA İLELEBET MUKTEDİR OLACAĞINI SANMALARI DA KÖTÜ”

 

SAVAŞ AY- İçim afakanla doluydu onun için ses mes duymadım. Darbeler kötü şeyler, idamlar, eziyetler, haksızlıklar kötü, çok kötü şeyler. Ama iktidarda olanların yanlışa, hataya, zorbalığa ilelebet muktedir olacağını sanmaları da kötü.

 

HÜLYA OKUR- Hıncal Uluç, "Gazetecilik, bir yandan Menderes iktidarının nerdeyse haber yazmayı yasaklayan kanunları yayın yasakları arasında haber üretmekti, karakollara çekilerek, hapislere girerek yaptığımız şeydi "diyor. Siz gazeteciliğinizin hesabını vermek zorunda kaldınız mı?

 

“ŞÜKÜR Kİ SAVCILAR NİYETE DE ÇOK ÖNEM VERİYOR”

 

SAVAŞ AY- Ara sıra basım davalarında savcılar karşısında ter döktüğümüz oluyor. Genellikle heyecandan, haber refleksinden gelen hatalarımız yol açıyor buna. Şükür ki savcılar niyete de çok önem veriyor. Kimseyi özellikle incitmek, tedirgin etmek, rencide etmek için yaptığım bir şey yok yani. Bunun sonuçlarına katlanırken hesap vermek değil hesabı ödemek durumu hasıl oluyor. Mesleğin kaçınılmazlarıdır bunlar.

 

HÜLYA OKUR- Telekulak’ın aktörlerinden Vakit gazetesi için "söz hakkı vermekle sözlerine hak vermek arasındaki farkı yine ıskaladık, ’vakitli vakitsiz’ Vakit’e sallayıp vicdanlarımızı (güya) arıttık. Şimdi yaldızlı, yıldızlı, yasalı, hukuklu, hamasi ve siyasi sözler eder, işi ’Sav’saklamaya’ çalışırız." diye yazdığınız yazıyı ’Şiştin mi düdüüüük?’ şeklinde sonlandırmıştınız. Burada düdüğü çalan ve parayı vereni biraz daha açar mısınız?

 

SAVAŞ AY- O düdük para veren, verip de çalanların düdüğü değil. Hödüklük düdüklüğü. Açacak bir şey yok dütdürü dünya ayan beyan ortada zaten. 

 

HÜLYA OKUR- ’Haberde şov’ gibi yarattığınız kavramlar dışında, Muhabir, Savaş Ay’la tozlu yollar, Savaş Ay’la show biz, Savaş Ay’la sokak arası, studyo4, ve televizyonların en uzun soluklu programı A Takımı’nın mimarbaşı oldunuz. Tamamladığınız bu eserlerin kapısını sizden başka açmaya lâyık biri var mıdır?

 

SAVAŞ AY- Köye kaymakam geldi muamelesi yapma bana Hülya kardeş. Öveyim derken ezme beni. Ne haddimize kapı açacakları layık bulmak filan? Bunlar delikanlıyı bozar, aman haa!..

 

HÜLYA OKUR- Çok iyi muhabirlerin müdür olmakla elindeki yeteneği öldürdüğünü söylüyorsunuz. Hatta Haber Merkezi Müdürü olduğunuz dönemi de bir gaflet olarak niteliyorsunuz. Programlarınızın patronu iken, ana haber muhabiri olarak kendi tecrübenizi küçümsemiş görünüyor olabilir misiniz?

 

“KEŞKE YILLANMIŞ MUHABİRLER ANA HABER KADROLARINDA BULUŞSA”

 

SAVAŞ AY- Bak haber diyorsun, ’ANA’ haber diyorsun. Yani haberin anası. Daha ötesi var mı? Tüm bilgi birikimi bu ANA damara aksa fena mı olur? Keşke yıllanmış muhabirler ana haber kadrolarında buluşsa. Genç kardeşlerin dinamikliği, ataklığı, kıvraklığı, eski kurtların deneyimiyle muhteşem bir sinerji yaratır. Tecrübemi küçümsemek şöyle dursun, ana haber için çalışarak taçlandırıyorum aslında. 

 

HÜLYA OKUR- 1980’li yılların başından 90’ların ortalarına dek Ortadoğu’da savaş muhabirliği yaptınız. Beyrut, Bağdat, Amman, Kahire, Tel Aviv, Kudüs, ve Tahran, İstanbul’dan çok neleri yük etmişti sırtınıza?

 

“YÜREĞİME BİN TON SAVAŞ SIZISI LÖK OTURDU. “

 

SAVAŞ AY- Bu saydığın yerler gittim kavga dövüş bölgelerinin yanında ordövr tabağı gibi kalır. Ana yemekleri Kamboçya’da, Afrika ortalarında, Güney Amerika’da tattık. Sırtıma yük diye sırt çantamdan gayrısı binmedi ama, yüreğime bin ton savaş sızısı lök oturdu.

 

HÜLYA OKUR- Cem Yılmaz’ı "Hokkabaz aslında benim senaryom" diyerek intihalle yani edebi hırsızlıkla suçlamış ve Cem Yılmaz bunun üzerine:" ’Ne zaman iş yapsam dövülüyorum. Oscar alsam döverek alırlar’ diye cevap vermişti.Necm Suresi 39’a göre "başkalarının yaptığı  şeyden iş çıkmaz" dersek o filmin başarısı nerden geliyordu?

 

“HOKKABAZ, HERKES AÇISINDAN BAŞARIDAN ÇOK BAŞ AĞRISINA NEDEN OLDU”

 

SAVAŞ AY- O film herkes açısından başarıdan çok baş ağrısına neden oldu. Kerhen suskunluk yaşıyoruz o konuda. Sen de yarayı kanatma ablam.

 

HÜLYA OKUR- Melih Gökçek’le bir dönem evinde yaptığınız röportajda, buzdolabının kapağını açmanıza izin vermemişti. Bugüne kadar aralamayı başardığınız, donmuş haberlerden hangisini oda sıcaklığıyla buluşturmayı başardınız? Ödüllük haberlerinizi sıralayabilir misiniz?

 

“RÖPORTAJCI HAYALET ADAM GİBİ OLMALI.”

 

SAVAŞ AY- Valla soruyu fiyakalı sordun da fazla sosa buladın. Böyle gıllıgışlı cümleleri pek benimsemem. Hele de zorlama kokusu alırsam kulak çekerim. Ustam Halit Çapın; "Röportajcı hayalet adam gibi olmalı. Sorarken belli belirsiz, hatta görünmez kılmalı kendini" derdi.   

 

HÜLYA OKUR- Sabah Cumartesi’ye "Anlat Savaş Abi’ne" başlıklı manken, sanatçı ve minumum şöhretlerin genel kültürlerine dair söyleşiler yapıyordunuz. Üne eğitimin etkisini irdelediğiniz bu röportajlar için Armağan Çağlayan’ın yorumu, "Ya Savaş Abi, lütfen şu söyleşilerle oynuyorum de, ekliyorum de, ne bileyim içimizi rahatlatacak bir şeyler söyle!"olmuştu. Bilinmeyene mi, bilmeyene mi, çok bilene mi mikrofon uzatmak zor Savaş bey?

 

SAVAŞ AY- Söyleşilerimin Armağan Çağlayan kardeş üzerinden irdelenmesi bana bu söyleşiler için hala pek çok öznenin çevremde dolaştığı duygusu verdi valla.   

 

HÜLYA OKUR- Emre Kongar "Savaş Ay, habercilikle magazini, kendi üslubuyla bütünleştirip Türk medyasında özel bir tarz oluşturmuş bir gazeteci. "demiş sizin için. Magazin kadehinizde duran bir şemsiye gibi sadece güzel bir sunum anlamına mı geldi sizin için?

 

“MAGAZİNİN CÜCÜĞÜNDE DOĞDUM BEN”

 

SAVAŞ AY- Ben seninle ne yapacağım böyle Hülya abla? Kurban olayım ’sade dondurma’ yiyelim. Alaca bulaca, bohça sorma bana. Zaten orta düzey bir zekam, zor kavrayan bir hallerim var, kısa devre yaptırma bana. Ne kadehi ne şemsiyesi, ne sunumu. Magazinin cücüğünde doğdum ben yahu. Anam, danam, babam, bacım, halam, ben hariç ailede kim varsa sahnede. Kuliste doğup büyüyen adamım, magazin şemsiye filan değil yaşam iskeletimin omurgası a güsel kızım.

 

HÜLYA OKUR- Arnavutköy sırtlarındaki boydan boya boğaz manzaralı evinizde bulunan birinin müzik yerine polis telsizi dinlediğini yazdığı yazı uyarınca sormak istiyorum. Fantezi aracı dediğiniz polis telsizinde, "merkez, malum yere geldik, gereğini yapıyoruz" sesini duyduğunuz an gazetecinin polisten önce yapması gereken şeyi ne olarak görüyorsunuz?

 

SAVAŞ AY- Yapılacak şey "malum" canım kardeşim:)

 

HÜLYA OKUR- Demeçlerinizde Ankara gazeteciliğini sevmediğinizden, mahallenin çocuğu olduğunuzdan bahsediyorsunuz. Deniz Gezmiş için, "bizim mahallenin tanınmamış çocuğu" diyorlar. Tanınan bir çocuk, mahallesi için ne kadar yabancı olmaz?

 

“FİKİR FİRARI ETTİN BENİ DELİ KIZ”

 

SAVAŞ AY- Fikir firarı ettin beni deli kız. Ben mahallemde büyürken ’no name’dim. Kimse beni tanımazdı. Meşhur olunca taşındığım semtler de benim mahallem değildi. Deniz Gezmiş kimin mahallesinin çocuğudur bilmem. Ama "en güzel 100 metreyi "koştu" ya ona bak (Bir de Can Yücel’in bizim Deniz’ine)

 

HÜLYA OKUR- Anneanneniz ’’oğlum bu milletin kulağı yoktur gözü vardır’’ dermiş size. %47’sinin oy verdiği bir parti(Ak Parti) için ülkesinin mahpusa dönüşmesine ne diyorsunuz?

 

SAVAŞ AY- Ülke bu durumda mı? Benim niye haberim olmadı?

 

HÜLYA OKUR- Ay Hikayeleri", "Göz Tanığı", "Ara Sokak", "Sokak Çocuğu", "Çamur Şevketin Torunu" ve son olarak da "Anlat Savaş Abi’ne adlı kitaplardan "fısıldayışlar"a kadar uzanan kaldırımınızda birikimlerinizi içine alacak bir kara parçası bıraktınız mı? Yani gömülecek, kitaplara sığmayacak konular var mı yazmadığınız?

 

SAVAŞ AY- Var da onlar da benimle gömülecek.

 

HÜLYA OKUR- Türkiye gazeteciler cemiyetinden 1992 yılının gazetecisi ödülünü aldınız. Bu ödülün sizden sonraki sahipleri kimlerdi?

 

SAVAŞ AY- Nasıl yani? Şimdi sana 16 yıllık listeyi mi vereyim? Aç İnternetten oku ne olur beni yorma.

 

HÜLYA OKUR- Sesinizle birlikte yitirmediğiniz inancınızın en büyük çığlığı nedir? Yani ülkemizin bu karmaşık tablosundan çıkma umudunu neye bağlıyorsunuz?(siyasi, hukuki açıdan)

 

SAVAŞ AY- Benim ses yitirmeme endeksli bir ülkenin hukuki ve siyasi durumunu ben de merak ediyorum. Araştırmacı gazetecilik yapıp araştıracağım söz.

Diğer Söyleşi Haberleri
İlhan Kesici’den Başbakan’a çığ uyarısı...İlhan Kesici’den Başbakan’a çığ uyarısı...
CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, Hülya Okur’a HaberX okurları için verdiği röportajda, mali krizin hiç de Türkiye’yi teğet geçmeyeceğini belirterek, Başbakan Erdoğan’a "çığ geliyor" uyarısı yaptı. Kesici, "2003 ve 2007 seçimlerini AKP’nin kazanmasının ana çatısı, ekonomi dolayısıyladır. Bundan sonra kaybedecektir. Kaybetmesinin de ana sebebi,  ekonomi olacaktır." derken, "Hükümet belediye seçimlerinin ertesine kadar dayanacak ve IMF ile anlaşma yapmayacak." öngörüsünde bulundu.
Ayşe Böhürler : Modern olmak için illa başı açık olmak gerekmiyorAyşe Böhürler : "Modern olmak için illa başı açık olmak gerekmiyor"
Hülya Okur, HaberX okurları için sordu,  AK Parti MKYK üyesi gazeteci Ayşe Böhürler yanıtladı: Müslümanlık her ülkeye göre değişiyor... Kadın haklarını, eşitliği savunmak feminist olmak anlamına gelmiyor... Ahlaksız din olmaz... Deniz feneri daha iyi yönetilmeliydi, şeffaf olmalıydı, mutlaka bulunulan ülkelerin kurallarına uyulmalıydı... Biz parti kurarken, iktidara geleceğimizden emin değildik... AK Parti’nin dini bir ideolojisi yok, dini bir simgesi yok... Beni kimse dindar ol diye zorlamadı... Başı açık olmayan, Müslüman olmaz diye bir kural yok... Modern olmak için illa içki içmek, başı açık olmak gerekmiyor...
Babahan: Erdoğan-Doğan tartışması kayıkçı kavgası değilBabahan: "Erdoğan-Doğan tartışması kayıkçı kavgası değil"
Hülya Okur, HaberX okurları için sordu Sabah Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan yanıtladı... İşte o röportajdan satır başları: Laiklik bir devlet dini mi?.. Bir Çiller döneminde, bir de banka döneminde iktidar yanlısı olduk... Hıncal Uluç, cumhuriyetçi, ben demokrat’ım... Yazı yazmak, aslında meydan okumak... Başbakanın medya patronuna yönelik eleştirisi kayıkçı kavgasının ötesinde anlam taşır... Aziz Yıldırım’ın tarzı Tayyip Erdoğan’a benziyor... AKP, şanslı bir dönemde iktidar oldu... Hala dağa çıkan varsa, dağdakiler geri dönmemişse, Türkiye’de düzeltilmesi gereken yanlışlar var demektir...
Çalışlar: Kürt sorununda devlet şiddetin bir parçasıÇalışlar: Kürt sorununda devlet şiddetin bir parçası
Terörün iki şiddet arasında sıkışıp kalanlardan oluştuğuna dikkat çeken Gazeteci-yazar Oral Çalışlar’a göre, "Hem devletten gelen hem Kürt ayaklanmalarından gelen iki şiddet birbirini kışkırtmış. İki şiddet birbirini kışkırttıkça insanlar bu iki şiddet arasında çaresiz kaldılar. Bir kısmı o şiddete, bir kısmı bu şiddete sığındı. Bunun ikisine sığınmayanlar yok edildi. Böyle bir acı tarihsel tecrübe Kürt meselesi." Hülya Okur, Çalışlar’la solculuk, hapis hayatı, gazetecilik, terörizm, öteki olmak, asker-siyaset ilişkisi, İslami hareket, Doğu Perinçek, oğlu Reşat ve arkadaşı Deniz Gezmiş üzerine söyleşi yaptı...
ÜNAL TANIK’TAN HODRİ MEYDANÜNAL TANIK’TAN HODRİ MEYDAN
Kirletilmeye müsait bir alan olan internetin temiz kalması için dayanışmada bulunulması gerektiğini vurgulayan Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Ünal Tanık, sektörde gerek okuyucu, gerek de reklamveren açısından ciddi manipülasyonlar yapıldığını söylüyor. Arkadaşımız Hülya Okur’a röportaj veren Tanık, reklamverenlerin önlerine koyulan raporlara itibar etmemesini isterken, bir de çağrıda bulunuyor: "İnternette ölçüm yapan Alexa bir takım sanal manipülasyonlara açık. Yiğit olan site Google Analytics raporlarını açıklar..." Öte yandan, Başbakan Erdoğan’ın vefa duygusu kendine zarar verebilecek bir boyutta olduğunu belirten Tanık’a göre AK Parti iktidardan düşünce iki pişmanlık duyacak: Doğan Grubu’na ait Petrol Ofisi’ndeki vergi kaçakçılığının üzerini örtmesi ve belediyelerdeki yolsuzluklar…
Muhalif olmak, düşman olmak değildir"Muhalif" olmak, "düşman" olmak değildir
Can Ataklı’nın HaberX’e özel  söyleşisinden kesitler: "Türkiye’nin bir derin devleti var”Bu derin devletin adı, ergenekon. Ama bugün içeri alınanlar o ergenekon değil" " Ben AKP zihniyetine muhalefet eden bir adamım, düşman bir adam değilim.", "Bu ülke Müslüman bir ülke. Herkes dilediği gibi inançlarını yaşar ve bana göre çok küçük bir dönem hariç herkes bunu yaşamıştır.", "28 Şubat döneminde Tansu Çiller’e daha yakın yazılar yazdım, Refah partisiyle hükümet kuracağını öğrendiğimde çok öfkelendim.", "Atatürk ne kadar dindardı ya da değildi o beni hiç ilgilendirmiyor."
Gerçek Ergenekon olduğu gibi duruyor"Gerçek Ergenekon olduğu gibi duruyor"
Can Ataklı, HaberX’e gençlik yıllarından muhalif kimliğine, 12 Eylül’den 28 Şubat’a, Derin devletten Ergenokon’a kadar çarpıcı açıklamalarda bulundu: Türkiye’nin bir derin devleti var ”Bu derin devletin adı, Ergenekon. Ama bugün içeri alınanlar o ergenekon değil. Gerçek Ergenekon olduğu gibi duruyor ve bunun içinde hükümet de var... Uzan ile çalıştığım süre içinde asla iş takibi yapmadım, çünkü gerek yoktu... Hülya Okur’un Can Ataklı söyleşisinin ilk bölümü detayda:
Dumanlı: Tayyip Erdoğan’ı yasaklasanız Mandela olurDumanlı: Tayyip Erdoğan’ı yasaklasanız Mandela olur
Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’yi kapatmamakla aslında kendini kurtardığını vurgulayan Ekrem Dumanlı, “Anayasa Mahkemesi ve yargı siyasallaşma üzerine kötü bir imaj ortaya koydu. Neredeyse CHP’nin noteri haline geldi” diyor. HaberX’e konuşan Dumanlı’ya göre siyasette sadakat yoktur; Özal’ı generallerinin tavsiyesinin aksine iktidar yapan vatandaş daha sonra öyle ağır cezalandırdı. Bu durum AK Parti için de geçerli.
O üniforma marka değerinden dolayı sana bir güç veriyor"O üniforma marka değerinden dolayı sana bir güç veriyor"
HaberX’e çarpıcı açıklamalarda bulunan Zaman Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı’ya göre, Türkiye’de medyanın en büyük sıkıntısı benzeşme: “Hepsi Hürriyet’in kopyası gibi. Bir Hürriyetçi özentisi var hepsinde. Fethullah Gülen’in arkasından çok ağıtlar yakacaklarını söyleyen Dumanlı, “Dünyanın herhangi bir yerinde olsa, ödüller yağar böyle bir adama. Fakat bu kadar dövülmesini, hırpalanmasını doğru bulmuyorum.” diyor. Dumanlı asker ile ilgili ise "Vaktiyle general, asker üniforması giymiş. O şerefli bir üniforma. Ama o üniforma arkada duran marka değerinden dolayı sana bir güç veriyor. Neticede devletin memurusun, devlet kimin? Devlet de milletin." dedi. Hülya Okur’un söyleşisinin ayrıntıları detayda.
Karar üzerine değerlendirmelerKarar üzerine değerlendirmeler

HaberX’ten Hülya Okur, Anayasa Mahkemesi Kararı üzerine, Ak Parti Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay, Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk ve Prof. Dr. Süheyl Batum’un görüşlerini aldı. İşte sıcağı sıcağına değerlendirmeler.

Saldırı Derin PKKnın işiSaldırı "Derin PKK"nın işi

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı Sedat Laçiner’e Güngören’deki bombalı saldırıları sorduk.  Laçiner olayların bizim bildiğimiz PKK’ya göre biraz fazla zekice olduğunu belirtirken "Bu kadar hassas bir dönemde ve iki tane, çifte, double bomba olması, biriyle kalabalığın toplanıp daha sonra ikincisiyle vurulması. Normalde PKK kadroları bu kadar zeki kadrolardan oluşmuyor. Özellikle bu bombacı olarak gönderilenler militan kadrolar. O kadar zeki eylemler yapmadılar. Benim kanaatime göre, derin PKK’nın işi olması ihtimali yüksek” dedi.

Bazı Öne Çıkan Haberler