
Bir ana gördüm karşımda... "Ana" idi. O an için şuurunu yitirmişti. O’nakimsenin kızmaya hakkı yoktu. Yanılıyor olsa da yavrusuna karşı kendini suçlu hissediyordu. 6’ncı kattan yavrusu, yüreğinin yarısı düşen bir anavardı karşımda. Arkadaşım, dostum iyi bir meslektaşımın hayat arkadaşıydı."Ana", ana gibi yalvarıyordu Tanrı’ya... "Ana" yavrusunu soluyordu.
Hayatımın bir kesitini daha sizlerle paylaşmayı uygun buldum, Bu kez kahpeliği değil, kehanetleri de değil, kafs’ı (mevt, ölüm)paylaşacağım... Ölmeden tabuta konan bir korkuyu, çığlık ataraken dahi aklına mukayet olma isteğini ve yavrusunu yaşasa da özürlülüğüne, ömrü boyunca altından almaya razı kalacak bir acıyla rabbinden geri isteyen bir annenin dramını okuyacaksınız. Kim bilir belki de o anne benimdir.....
Yazar: Yaşar Gürsoy(ATV HABER KOORDİNATÖRÜ)
Tarih:2001
Aramıza tekrar hoşgeldin
Eve geç geldim. Yalnızdım. Kapıyı açtım. Zeytin kızım (köpeğim) her zamanolduğu gibi hışımla ayaklarıma atıldı. Televizyonu açtım TRT 1’de iki türkü dinledim. "...Ayaş yollarından aştımda geldim / Boyunu boyuma ölçtüm de geldim" "...Güzelliğin on pare etmez / Bu bendeki aşk olmasa / Eğlenecek yar bulamam/ Gönlümdeki köşk olmasa / Kim okurdu kim yazardı / Bu düğümü kimçözerdi..." Programın sonlarıymış... Bitti. Sunucu yazışma adreslerini verdi, gitti. Tek kanallı yıllar geldi aklıma bir an... Hemen gönderdim. "Bu gece nostaljiyok!.." dedim. Ve gün içinde yaşadıklarımı düşündüm. ... Sabah işe gittim. Makara-kukara, iki rutin yazışma, biraz borsa...Kazandım,kaybettim, kazandım. Sonra öğle geldi, "hoşgeldin" dedim. Yemek yedim. Sevdiğimi içtim. 28 gündür evdeki bilgisayarımı kullanamıyorum. O’nun bunun çocuğunun birisiyine saldırıya geçti çökertti bütün aleti. Bunun için yoğun yazamıyorum."Bugünkü yazıyı da işyerinde yazıyım" dedim. Eski bir yazıyı gözdengeçirdim.
Ancak; çok sevdiğim arkadaş ve meslektaşım, "Çocuk balkondan düşmüş" dedi ve panik gözlerle, gözden kayboldu. Önce yetişemedim arkasından sonra bir arkadaşımla durumu öğrendik, hastaneye ulaştık. Bir ana gördüm karşımda... "Ana" idi. O an için şuurunu yitirmişti. O’nakimsenin kızmaya hakkı yoktu. Yanılıyor olsa da yavrusuna karşı kendini suçlu hissediyordu. 6’ncı kattan yavrusu, yüreğinin yarısı düşen bir anavardı karşımda. Arkadaşım, dostum iyi bir meslektaşımın hayat arkadaşıydı."Ana", ana gibi yalvarıyordu Tanrı’ya... "Ana" yavrusunu soluyordu. Erkeğisağlamdı. Soğukkanlı ve güçlü. 6’ncı kattan melek gibi süzülen "minik arkadaşım" ise sakindi. Hiç birşeyden habersiz, etrafında koşuşturan beyaz önlüklüleri takip ediyordu.Güçlü bir delikanlıydı. "Sadece 6’ncı kattan düştüm" diyorduiçinden..."Üzülmeyin. Bana bir şey olmaz. Daha büyüyecek, daha çokk düşüp,çıkacağım ve sizin gibi daha çokk acılar çekeceğim. Hayat yeni başlıyor..." Sondalar, serumlar, iğneler, yaşamsal ölçümleri yapan aletlerin gıcık sesleri arasında üzücü anlar yaşandı. Ameliyat olasılığı için kan almaya gittik, kan verip kan aldık. Üzerine para verdik. Sisteme lanet okuduk... Minik arkadaşım kurtuldu. "ARAMIZA HOŞ GELDİN ASLANIM..." Annen ve babanla, tekrar mutlu bir yolculuğa çıkıyorsun. En kötü anında gözlerindeki yaşam pırıltıların gözümün önünden hiç gitmeyecek. Seni çok iyi fark ettim. Seni hiç unutmayacağım. Seni çok ama çok seven bir annen ve baban olduğun sürece daha çokk güzel günler yaşayacaksın. Sen onlara Tanrı’nın bir armağanısın artık...Çok üzüldüm, sonra çok sevindim. Minik arkadaşım ve anne babasının yanındanayrılıp ikinci adresime gittim. Yazmadım sadece düşündüm. Sağ yanımda sadece yüzlerimizin tanıştığı bir hanımefendi özür diledi, merakettiğini vurgulayarak sordu. - Ne iş yaparsınız siz? - Gazeteciyim. Şu an iyi değilim. - Afiyet olsun - ... Bir kaç dakika sonra garson geldi, " İlerdeki kırmızılı seni sordu. Kardeşisenden..." "Git" dedim. "Boş ver. Şimdi düşünmek zamanı..." "Bir insan 6’ncı kattan düşerken ne hisseder ?.." Minik arkadaşımın gözlerime bakan gözleri geldi gözümün önüne yine... Ağızında lastik memesi vardı. Sadece anne babasını gördüğünde ağlıyordu. "Ağlamayın, ağlatmayın beni de..." der gibiydi. O yaşında çok güçlüydü.Melek olup uçmuştu sanki... Bulunduğum yerden çıktım ve evinim sokağına geldim. Yalnızdım. Arabamı herzaman ki kuytu yere çektim, karanlığı sessizlikte paylaştım. Birileri bir yerlerde yaşamaya çalışıyordu. Değer mi bilmem ama yaşam devamediyordu. Bir kaç haftadır mutluydum. Yalnızdım. Çözülmüşdüm. Kimseye kızmıyordum,hayıflanmıyordum. Birden aklıma kan bankasında yaşadığımız aklıma geldikızdığımı fark ettim. "Hayır kızmamalısın..." Karanlıktan yol bulmuş süzülen ışığın içinden bir martı geçti. Beyazdı.Okulun kalın yüksek duvarında da kara bir kedi. "İyi-kötü, güzel-çirkin" diye geçirdim içimden. Eve geldiğimde ayaklarıma dolanıp, sevgisini gösteren Zeytin, "kapkara" idibeni seviyordu. Bir kaç saat sonra gün "beyaz"aydınlanacaktı. Nelerigetireceği belli değildi... Minik arkadaşım 6’ncı kattan düştü kurtuldu. Anası tam bir "ana", babası tambir "baba" idi. Onlar bembeyazdı. Kara ve ak yanyana omuz omuza yaşanıyordu. Zeytin karası kızımı koynuma aldım, yattım uyudum. O karaydı ve beni çokseviyordu. Yeni bir gün başlıyordu. Beyazdı...
Saat 04.15. Minik arkadaşım benden uzakta "mışıl" bir uykudaydı.
(Bir baba kalbi taşımıyor olsaydın bile insan yüreğinin bütün dünyaya yetecek kadar şefkat içerdiğini biliyordum, o gün gözlerimin içine ne kadar samimi baktıysan bu yazıyı da o kadar içten kaleme almışsın, teşekkürler Yaşar Gürsoy)