ABDULLAH GÜL’ÜN MAL VARLIĞI
Öncelikle şu belirtelim.
Sıradan vatandaşların mal varlıkları bizi hiç ilgilendirmez.
Akılını kullanan, becerisi olan, çalışkan vatandaşlarımızın, dürüst yaşam içerisinde alın terini akıtarak kazandığı helal paraların hesabında kitabın olmadık ve olmayız da…
Yeter ki namuslu yollardan kazanıldığına inanmış olalım.
Ancak… Siyasi partilerde ve ülke yönetiminde önemli yer ve makamlarda bulunan siyasetçilerin mal varlıkları; toplumda her zaman merak edilen, nasıl ve ne zaman kazanıldığı merak edilen oluşumlardır.
Şu bir gerçek ki, ülke yönetiminde üst makamlarda bulunan siyasileri en çok rahatsız eden konuların başında, mal varlıklarının sorulması, irdelenmesi ve kendilerinden şeffaf biçimde açıklanmasının istenmesi gelmekte…
Bu durum, günümüzde ve sadece bizim ülkemizde söz konusu olan bir merak konusu değil. Dünyanın her ülkesinde, o ülkenin devlet başkanının, başbakanın, bakanlarının, toplu önderlerinin mal varlıkları, servetleri merak edilir…
Osmanlı’da padişahların, sadrazamların, (başbakanların) ve diğer üst mevki ve makamlarda bulunanların mal varlıkları da her zaman merak edilmiştir
O zaman ki ülke yöneticileri de; mal varlıklarının, kendilerine sorulması, irdelenmesi ve üzerinde durulmasından rahatsız olmuşlardır…
Mal varlığını, yani servetini olduğundan çok az ve küçük gösterme çabaları o zamanların yöneticilerinde de, bugünkü gibi vardı…
Burada tarihteki rüşvet ve suistimal olaylarına girmek istemiyoruz… Çok gerilerde kalmış olayların bugün irdelenmesinde bir yarar yok…
Gelelim günümüze…
Yasa gereği mal beyanında bulunması gereken siyasilerin ve diğer tanımlanan görevlilerin, tozlu raflarda saklı, gizli ve hemen hemen hiç açılmayacak kapalı zarflar içerisindeki mal beyanlarına bakın; falan yerde bir ev, iki arsa, yazlık, iki daire gibi yüzeysel açıklamalar yer alır. Oysa daire vardır, 500 bin lira, bir milyon lira; daire vardır 100 bin lira 150 bin lira, arsa vardır 10 bin lira arsa vardır bir iki milyon liradır…
Yüklü mal varlığı olan pek çok siyasetçinin mal beyanlarında; sahip oldukları dairelerinin, yazlıklarının, arsalarının vs. gerçek rayiç değerlerini göremezsiniz. Yazmazlar…
Devlette 25 yıl yaptığımız müfettişlik görevi sırasında, gördük ki, mal varlıkları beyanı gibi bir uygulamanın, hiç mi hiç kıymeti harbiyesi yok. Tamamen kandırmaca bürokratik bir formaliteden öte bir şey değil.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yeniçağ gazetesi yazarı o zaman ki basın müşaviri Ahmet Takan’a Başbakan olmadan önce mal varlığı ile ilgili şu açıklamada bulunmuş.
Yıl 2002 Ekim ayı
“Ahmet seçimlerin ardından Başbakan olunca ilk yapacağım iş basın toplantısı düzenleyerek tüm mal varlığımı açıklayacağım. Türkiye’de Başbakan olduğu gün mal varlığını açıklayan ilk Başbakan olacağım. Bunu düzenli olarak tekrarlayacağımı duyuracağım. Her politikacının mal varlığının daha şeffaf olarak bilinmesi için yasal çalışma yapacağım. Ona göre hazırlığını yap.”
Ahmet Takan 4 Aralık 2011 tarihli Yeniçağ’da ki köşe yazısında konuya devam ediyor:
“Gün geldi aynen dediği gibi Abdullah Gül Başbakan oldu. Ben de daha önceden aldığım talimat gereği (müşaviri olarak) hemen Gül’e “mal varlığı ile ilgili basın toplantısını ne zaman yapıyoruz diye sordum. Aldığım cevap çok kısa ve net oldu; “Ahmet sakın bunu bir daha gündeme getirme”…
Ahmet Takan aklı başında, ne yazdığını bilecek kadar deneyimli bir gazeteci (köşe yazarı) olduğuna göre uydurma bir açıklamada bulunması akla gelmez. O halde, konu hakkında Abdullah Gül’ün kamuoyuna yönelik bir açıklama yapması gerekmez mi? Sessiz kalması halinde, Takan’ın açıklamanın yüzde yüz doğru olduğuna yönelik perçinleşmiş bir sonuç ortaya çıkmaz mı?
Sayın Gül madem böyle bir açıklama yapacak kadar şeffaf, açık bir siyasetçi ve devlet adamı, neden o halde o zaman ki Müşaviri Ahmet Takan’a,
“Ahmet sakın bunu bir daha gündeme getirme” diyecek denli yüz seksen derecelik bir dönüşü tercih etti? Akla gelen soru yanıtını bulmalı…
Sayın Gül’ün bugün mal varlığını açıklamaktan çekinebileceği ne husus olabilir ki?
Namazında niyazında, Allah korkusu taşıyan, İslami kurallara sıkı sıkıya bağlı, başı secdeye değen, abdestli namazlı bir Müslüman kişi... Kazandığı helal paraların ve bu paralarla yaptığı mal varlığını açıklamaktan neden çekinsin ki?
O halde geç kalmış sayılmaz.
Laik, demokrat, Atatürk ilke ve devrimlerinin temelleri üzerine kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak; bu gün de, kendisinin belirttiği gibi şeffaflık ilkesine bağlı olarak, tüm siyasetçilere örnek olması açısından kamuoyuna mal varlığını açıklamasında açıklamasın da ne beis olabilir ki?
Madem ileri demokrasideyiz. Hızlı bir değişim dönüşüm yaşıyoruz. Her şeyimizin özellikle siyasetçiler, devlet adamları olarak, gerek bu ülkede gerekse dış ülkelerde ki banka hesaplarımıza kadar açık, şeffaf, berrak olmaz mı gerekmez mi?
BURHAN ÖZBEY