Başbakan ve “yandaşlar"
Başbakan Erdoğan' nın Lübnan dönüşünde uçakta beraber olduğu
gazetecilerin ve köşe yazarlarının; Sözcü' nün 28 Kasım 2010 tarihli
(bugünkü) sayısının manşetinde, Erdoğan'ın uçaktaki masasının
çevresinde otururken ve gülerken fotoğraflarını gördük...
İnanın ülkemiz adına içimiz acıdı...
Demokrasi adına da pes vallahi dedik!
İktidara muhalif tek bir gazeteci ve köşe yazarı aralarında yoktu...
Kimle miydi Başbakan'ın uçağındakiler?
Sıkı durun sayıyoruz...
Mustafa Karaalioğlu - Star
Nuh Albayrak - Türkiye
Adem Y. Aslan - Bugün
Ekrem Dumanlı - Zaman
Hasan Karakaya - Akit
Hilal Kaplan - Taraf
Ali Bayramoğlu - Yeni Şafak
Enis Berberdoğlu - Hürriyet
Sevilay Yükselir - Sabah
Böyle bir tablo karşısında, Başbakan Erdoğan'ın tarafsız bir yönetici
ve devlet adamı olduğuna inanabilir misiniz? Hiçbir dönemde
başbakanlar ülke basınında bu denli ayırımcılık yapmadı...
Gazetede fotoğrafları yer alan zatı muhteremler; her halde ellerini
kollarını sallayarak kendi başlarına gelip uçağa oturmadılar. Bir
yetkili "titiz, özenli ve adaletli(!) bir seçimle" Sayın Başbakan'a
gezide eşlik edecek gazetecileri belirledi ve Başbakan adına onlara
davetini çıkardı. İsmi yukarıda sayılan değerli basın mensupları da
hiç naz etmeden, koşarak ve güle oynaya davete icabet ettiler...
Sıradan vatandaşlar olarak bizler; kamuoyunda "yandaşlar" diye
tanımlanan, bu değerli gazetecilerin, ülke ve halkımız adına
gerçekleri yazabileceğine bu durum karşısında inanabilir miyiz? Nasıl
inanalım? Bu olanaklı mı?
Bunca yaşın insanıyız... Ömrümüzün çeyrek asrı, devlette (müf. başmüf.
ve tef. krl. başk. olarak geçti. 15 yılı aşkın süredir de naçizane
kendi çapımızda basın dünyası içerisinde yer alıyoruz. Ülke basının
hiçbir dönemde bu hallere geldiğini ve iktidarlara teslim olduğunu
görmedik...
Bir ülkede köşe yazarları, gazeteciler, medya mensupları; bu denli
ayrıştırılıp, keskin çizgilerle taraf haline getirilir mi? Ya iktidar
yalakası olacaksın ya da yaşatılmayacaksın... Ondan sonra da ülkemiz
de basın özgürlüğü var masalları ve teraneleri... Geçiniz...
Sayın Başbakan Sözcü gazetesinin 28 Kasım tarihli söz konusu
manşetinde yer alan bu gazetecilerin, yazarların, gerçek anlamda
gazetecilik ve köşe yazarlığı yaptığını, kendisine gereken soruları
sorduklarını, şahsına yönelik sahte övgüler düzüp alkış tutmadıklarını
"kalbi duygularla" söyleyebilir mi? Söylese de ülkede tek bir kişiyi
buna inandırabilir mi?
***
Düşünmek gerek...
Neden bu insanlar, devletin, yönetimlerin ve yargının başında bulunan,
kimi devlet sorumlularına yumurta atmak gereğini duyuyorlar...
Tabi ki böyle bir davranışı savunacak değiliz. Fakat işin özü üzerinde
durmak gerek gerek. Demek ki, toplumun önemli bir kesiminde büyük bir
gerginlik ve uygulamalara yönelik tepkiler var. Bunun üzerinde
durulması icap eder...
Şemsiyelerle yumurtalardan korunmaya çalışmak, sonra da kim yaptı bu
ölçüsüzlüğü vs. diyerek genç insanların yakasına yapışmak, sürüyerek
bir yerlere götürmek, sorunun çözümünde çare değildir...
***
İşsizlik yeniden almış başını gidiyor. İnsanların ya kendileri ya da
çocukları, kardeşleri, yakınları işsizliğin acımasız çarkı içerisinde
yuvarlanıp gidiyorlar...
Ülkede yargının ve adaletin hallaç pamuğu gibi atıldığını...
Ülkenin en onurlu ve güven duyulması gereken varlığı ordusunun
yıllardır; devletine, milletine, halkına düşman gösterilme gibi
henüz kanıtlanmamış suçlamalarla yıpratılmakta olduğunu...
Ülkede ki yoksul sayısının 20 milyona dayandığını...
ABD denilen Türk ve dünya düşmanı emperyalist devlete kucak açıldığını...
Ve daha pek çok acı ve üzüntü verici durum ve olaylara tanık olan
insanları coplarla, sopalarla durduramazsınız...
Mesele bu kadar açık!...
BURHAN ÖZBEY