‘KÜRT’ Meselesine Sebep Olan ‘TÜRKLER’
Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Mezopotamya’nın, en verimli topraklarını bırakarak Anadolu’ya yerleşen Kürtler nasıl bir sorun veya mesele haline geldi? Bu yaşanan problemler neydi ki ‘Kürt Meselesi’ dendi?
Kürtleri mesele haline getiren zamanın Türkleridir. Gelin bakın zamanında İstanbul Üniversitesinde okuyan öğrenciler neler yaşamış:
‘’İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yegâne gayesi, Türk olmayan unsurları kat’i suretle Türkleştirmek veyahut zecri tasfiyeye (zorla saf dışı etmek) tâbi tutmak siyasetine matuftu. Bu sebeple Türk olmayan milletlere mensup gençler arasında Türk Devleti’ne karşı bir nefret ve itimatsızlık havası esmeye başlamıştı. Kürt gençleri arasında dahi büyük bir aksülamel husûle getirilmişti. O zamana kadar Kürtçülük zihniyeti taşımayan Kürt gençleri bile çok büyük bir heyecana kapılarak Türkleri düşman bilmeye başlamışlardı. İstanbul’da üniversite öğrencileri arasında artık bir milliyet kavga ve mücadelesi baş göstermişti. Mektepte teneffüs haneden dershaneye girdiğimizde, dershanenin büyük tahtasına tebeşirle pek büyük yazılarla ‘Ne mutlu Türküm diyene’, ‘Yaşasın Türk’ yazılmış olduğunu görmekte idik. Bu vaziyet karşısında bizde tahtaya ‘Yaşasın Kürt ve Kürdistan‘, ‘Ne mutlu Kürdüm diyene’ yazılarını yazmaya mecbur kalmıştık. Aynı şekilde Arap, Çerkez, Arnavut, Ermeni vb. Türk olmayan gençler arasında da milliyet kavgası artık bütün şiddetiyle baş göstermişti.’’
Bunun gibi pek çok olaydan söz etmek mümkündür elbette. Türkçülük ve Türkleştirme çabaları devlette egemen olup resmi bir ideoloji halini almıştır. Buda o zihniyetin sonucunda yaşanan hazin durumlardan bir tanesi.
‘’(1930’lu yıllarda Türkiye’yi ziyaret eden ve Kürt Köylerini gezen bir Macar yazarın anlattıkları) Bulunduğumuz kasaba civarında bir köy vardı. Ara sıra atlarla bu köye gezmeye giderdik. Köyde 102 yaşında bir Kürt tanımıştık. Köye her gelişimizde birkaç saat ihtiyar dostumuzun yanında vakit geçirirdik. Bir ara 15 gün kadar köye gitmemiştik. Dostumuzu adeta göreceğimiz gelmişti. Atlarımıza bindik ve köyün yolunu tuttuk. Köye vardığımızda doğru ihtiyarın evine gittik. İhtiyar Kürt bizi görünce her zamanki gibi güler yüz göstermeye başladı; fakat yerinden kalkıp istikbalimize gelemedi, mazeret diledi. Ayaklarını gösterdi. Ayakları dayaktan şişmiş ve siyahlanmıştı. Bu halinde bizlere kıyam etmeğe çalışıyordu. Kıyamına mani olduk ve etrafında toplandık.
İhtiyar başından geçenleri anlattı: ‘Bundan 15 gün evvel köye jandarmalar geldi. Silah topluyorlardı. Bizde silah ne arar? Kemal Paşa sağ olsun, hepsini noktaya teslim ettik. Yanımızda çakı bile bırakmadı. Delikanlıları bağladılar götürdüler ve siz de bilirsiniz o gençler köye bir daha dönmez. Sıra bana geldi. Yalvardım yakardım, hayran dedim kurban dedim dinlemediler. Beni yere serdiler, belki kırk sopa vurdular. Ayaklarımdan kanlar fışkırmaya başladı. Aldırmadılar nihayet kendimden geçmişim, işte o günden beri yataktayım.’
İhtiyara sorduk; Peki neden seni bu kadar dövdüler? İhtiyar düşünmeden ‘Çünkü ben Kürdüm. Ne bileyim Kemal Paşa memlekette Kürt istemiyormuş’ cevabını verdi. İhtiyar birden bire sustu, biraz düşündü, korkan nazarlarla bakındı ve tekrar söze başladı:
-‘Hayır demin yanlış söyledim, demin şaşırdım, biz artık Kürt değiliz. Eskiden Kürt idik. Şimdi hepimiz Türk’üz. Bu memlekette herkes Türk’tür. Kemal Paşa böyle söylemiş.’
Biçare olan ihtiyar, bizden de korkuyordu. Belki ‘Kürt’üm’ dediğini gidip jandarmalara söyleyebilmemiz ihtimali bile hatırına geliyordu. Bu sahneyi unutamıyorum ve unutabileceğimi de zannetmiyorum.’’
Hafızam almıyor, 102 yaşındaki bir insana nasıl böyle acımasızca bir davranış sergileyebilirler. İnsanın eli buna nasıl kalkar? İnsanlar Türkleştirilmek için nasılda sindirmiş.
Böylelikle, Cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından ülkenin en önemli meselelerinin başında ‘Kürt Meselesi’ gelmiştir. Çünkü kurulan devlet, esas olarak ‘milliyetçilik’ ve ‘laiklik’ esaslarına dayandırılmıştır. Osmanlılar döneminde sosyal hayatın en tabii unsurları olarak görülen Türklük dışındaki herhangi bir etnik aidiyet, suç sayılmaya başlanmış, söz gelimi ‘’Ben Kürdüm’’ demek adeta bölücülük ve vatan hainliği ile eşdeğer sayılmıştır.
Görüldüğü üzere mesele sadece Kürtçe televizyon, gazete ve anadilde eğitim hakkı değildir. Geçmişteki hatalar düzeltilerek bizlere yakışacak bir birlik, beraberlik, kardeşlik, hoşgörü ve muhabbet içinde hareket ederek, geleceği, tüm insanlık adına huzur ve barış dolu bir vatan haline getirmek için yapılabilecek çok şey vardır.
Bunun içindir ki herkesin kendi üzerine düşeni gayret göstererek yerine getirmelidir. Atılacak adımları da daha fazla geciktirmemeliyiz. Gelecek nesiller ve evlatlarımıza karşı bir vicdani görev bilmemiz gerekir. Empati yapalım ve birbirimize güvenelim. O zaman görülecektir ki, bu ülke ‘HUZUR, MUTLULUK VE KARDEŞLİK’ topraklarına dönüşecektir.
Nurullah ÇELİK
http://www.facebook.com/profile.php?id=100003164480155
https://twitter.com/#!/nrllhclk