SİYASETÇİLER NAMAZ KILMAZ
Ne demek siyasetçiler namaz kılmaz?
Şu demek…
Siyasetçiler de bal gibi namaz kılar…
Görmüyor muyuz cumalarda bayramlarda alınlarını huşu içerisinde secdeye koyarken pek çoğunu…
Peki neden başlıkta siyasetçiler namaz kılmaz incisi döktürdük o halde?
Açıklayalım…
Siyasetçilerin pek çoğu; halkın önünde sadece namaz kılıyor görüntüsünü verir de ondan…
Namaz kılarken bile akıllarında fikirlerinde, yaptığı işi nasıl reklama-oya döndürürüm düşüncesi vardır…
Peki siyasetçiler camiye, cumaya, bayram namazına gitmesin mi?
Öyle bir şey söyleyen var mı?
Kimin bu ülkede camiye gitmesi, ibadet yapması kısıtlanmış ki siyasetçilerin kısıtlanacak!..
Biz Maun Suresi’nin ilgili ayetlerinden yola çıkarak, ülkemiz siyasetinde yaşanan acı gerçeğe vurgu yapmaya ve gösteriş-reklam namazlarına” dikkat çekmeye çalışıyoruz…
Siyasetçilerin, salt namazlı, niyazlı görüntülerle nasıl halkı aldatıp, sömürdüklerine, kendilerinin nasıl dünya nimetlerinin en tatlılarına kavuştuklarına vurgu yapmaya çalışıyoruz…
Diyeceksiniz ki, bütün siyasiler gösteriş-reklam için mi namaz kılar?
İstisnalar dışında, pek çok siyasetçide; namazı, dini siyasete alet etme becerisi, taktiği ve uygulaması vardır….
Hac’ca Umre’ye gidiş ve gelişlerini, oruç ve iftar sofralarını, nasıl reklama dönüştürdüklerini hepimiz görüyor ve olanları ibretle ve nefretle seyrediyoruz…
Örneğin 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu önce, Ankara Belediyesi’nin halka sunulan 70 bin adet iftar paketinin üzerine “EVET” yazılması gibi…
Kimse bu rezilliği savunmaya ve makul göstermeye çalışmasın. Bu, siyasette bal gibi bir din sömürüsüdür!...
Müslüman kişi dinini, çıkarları için kullanır mı diyeceksiniz belki…
Bal gibi kullanır… Ve kullanıyorlar da…
İslam’ın kökü ve kaynağı sayılan ilk zamanlarda ki halifelik dönemlerinde bile, kimi Müslüman büyüklerimiz İslâm’ın önderleri, halifelerimiz ve yakınları; paranın, pulun, makamın nasıl meftunu olduklarını şaşkınlık içerisinde kitaplarda okuyoruz…(MUAVİYE –Aydın Tonga- Doğu Yayınevi- Hz. Osman dönemi)
Kitaptan bazı bölümleri paylaşalım…
“Bir önce ki başlıkta Halife Osman döneminde Ümeyyeoğulları’nın devlet yönetiminde geldikleri yeri ve bir kabile olarak iktidardaki güçlerini ifade etmeye çalıştık.
Ve son olarak devlet bürokrasisindeki Ümeyyeoğulları “talan” ının sadece bu imtiyazla sınırlı kalmadığını, bu kabilenin ayni zamanda büyük bir zenginleşme içerisine girdiğini söyledik….
Osman dönemi içerisinde devlet yönetimi adeta bir kabile ile kuşatılarak saltana dönüştürülmüş, öte yandan da Muaviye dönemini aratmayacak kişisel servet ve zenginleşme eğilimleri baş göstermiştir” (sayfa :54)
“Kufe Valisi, Osman’ın ana bir kardeşi Velid bin Utbe, beytülmalden bir miktar ödünç para almış, ama ödememişti.
Beytülmal görevlisi, Abdullah bin Mes’ud borcunu ödemesini istedi.
Borcunu ödemedi.
Onu Osman’a şikayet etti.
Osman, şu cevabı verdi:
‘Sen bizim hazine görevlimizsin. Beytülmalden aldığı için Velid’e yüklenme.’ İbn Me’sud görevinden istifa etti.
Şöyle dedi.: Müslümanların hazine görevlisi olduğumu sanıyordum. Sizin görevlinizsem, bu konuda size ihtiyacım yok.” (Syf: 56)
****
Daha bu konularda yaşanmış pek çok örnek verilebilir. Yeri sırası gelince aktarmaya çalışacağız…
Peki bunları yapanlar, başta Halife Osman olmak üzere hepsi namaz kılmıyorlar mıydı?
Müslüman değiller miydi?
İslâm’ın öbür koşullarını yerine getirmiyorlar mıydı?
Peki nedir yaptıkları?
Demek neymiş siyasette halkın önünde yapılan namaz niyaz, çoğunlukla sadece gösteriş içinmiş…
Onlar o zamanın önemli siyasetçileri ve yöneticileriydi…
****
Kimse bize partizan ve militan kimliğiyle söz söylemeye, ahkâm kesmeye ve olayı saptırmaya kalkmasın!
Kimse bize pek az istisna dışında:
Halkın önünde, toplum içerisinde gösteriş için ibadet yapan siyasetçilerin, samimi ve gerçek Müslümanlıkla ilgili olduğunu savunmaya kalkmasın…
Kayalar, mermerler, tunçlar gibi kesin ve katı bir gerçeği savunma talihsizliğine düşmesin!.. Boşuna gayretler olur…
Ülke çapında tanınan ve ülke yönetiminde çok üst düzeylere gelmiş, adı aile boyutuyla yolsuzluk söylentilerine karışmış, halen halk indinde bu yönde şüpheli olarak görülen bir zatı muhterem; bir gün sokakta karşılıklı konuştuğumuz sırada bir ara aynen şöyle demişti:
“Partiye (il binasına) gidip ve ikindiyi orada kılayım….”
Bu zatın partisinde, namazlı niyazlı görünmek prim yapan bir davranıştı…
Neden parti il binasına gidiyor? Zaten hep böyle yapıyormuş…
Çünkü oradakiler görsünler ve namazlı niyazlı olduğunu, gerektiğinde söylesinler, sorulduğunda vakit namazlarını dahi kıldığını ikrar etsinler, çevrede dini bütün Müslüman olarak tanınsın diye!...
İnsanlarımız, siyasilerin din sömürüsüne prim verdikleri ve bundan ötürü siyaset cambazlarına oylarını kaptırdıkları sürece, vatandaşlar olarak bellerini doğrultmaları, hakça bir düzen içerisinde insanca yaşamaya kavuşmaları, ütopyadan öte gidemez… Sürünmek, yoksulluk, açlık, perişanlık, azı azı ila kanaat etmek sürekli kaderleri olur… Bugün olduğu gibi…
*****
Ah benim, dini vecibelerini inanarak, temiz yürek ve samimiyetle yerine getiren saf ve temiz güzel halkım, yüce ve asil milletim!...
Siyasette ki din sömürüsünün ne zaman ayrımına varacak ve ne zaman dinci siyaset cambazlarının, dini siyasete alet ederek aslında koyu çıkarcı ve keselerini doldurmanın peşinde koşan riyakâr ademler olduklarını anlayacaksın?
****
Bu konularda yazılmış öbür kitaplar yanında; son olarak yayınlanan Aydın Tonga’nın Doğu Kitapevi’nden Kasım 2011 ayında piyasaya çıkan MUAVİYE adlı kitabını okumanızı öneririm…
Biz buralardan, uyarı çanlarını çalmaya devam edeceğiz…
BURHAN ÖZBEY