SÖZCÜ’ye Başbakan daveti ve yorumlarda ki gerçekler
Zaman zaman düşünüyoruz da, memleket meselelerine köşe yazarları olarak artık bizlerin fazlaca girip ahkâm kesmesine gerek yok.
AKP’nin ve Sayın Başbakan’ın, “en iyisini ben bilirim ve yaparım” iddiası ile ödünsüz yoluna devam ediyor olması, muhalefette ve basında kimseye yapacak ve yazacak fazlaca bir iş bırakmıyor…
“Yandaş” olmayan gazeteci ve köşe yazarlarının AKP ve Tayip Erdoğan açısından zaten kıymet-i harbiyesi yok… Bu biliniyor…
Başbakan’ın kimi zaman yaptığı konuşmalarından bu açıkça anlaşılıyor mu?
Dolayısıyla, referandumda “hayır” oyu kullanan vatan hainleri olarak bizler(!) ülke sorunlarına yönelik yazılar yazsak ne olur, yazmasak ne olur?
***
Hürriyet gazetesinin “damdan düşmüş” yazarı Ertuğrul Özkök’ün gazetedeki köşesinde (23.9.2010) yazdığına göre; Başbakan basın mensuplarıyla yapacağı kahvaltılı toplantıya, bu kez ve ilk defa SÖZCÜ gazetesini de davet etmiş.
Ancak yine damdan düşük köşe yazarı Özkök’ün yazdığına göre; gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz: “Biz uzak duralım daha iyi” diye davete icap etmeyecekmiş…
Sayın Başbakan, 8 yıldır neredeydiniz? SÖZCÜ ülkenin 250 binleri aşan tirajı ile dördüncü büyük gazetesi olunca mı, halk adına size muhalif olan bu gazeteyi artık toplantılarınıza davet etmek gereğini duydunuz?..
Oysa ülkenin Başbakanı olarak, tüm basına her zaman eşit uzaklıkta ve ayni yakınlıkta ya da uzaklıkta olmanız gerekmez miydi?
“Yandaş medya” denilen satmayan gazetelerde yer tutmuş olan köşe yazarlarının vıcık vıcık yağ kokan yazılarını okumaktan ikrah getiren halk; mütevazi bir başlangıçla yayın hayatına başlayıp, dev adımlarla yolunda yürümekte olan ve hiçbir siyasi iktidar erkinin güdümüne girmeyen SÖZCÜ’ye ve onun vatansever değerli köşe yazarlarına içtenlikle ve inançla gönül verdi…
***
Başbakan’ın iç dünyasını, bağlı olduğu manevi değerlerin öncelik olarak (dini duygular dışında) ne olduğunu, tarihe ve Ulu Önder Atatürk’e nasıl baktığını bilemeyiz ama…
Bizler her dönemde ve her zaman Atatürkçü, laik, Cumhuriyete ve demokrasiye gönül vermiş; dini sömürenlere, dini siyasete alet edenlere, “çeteleşmiş ve devleti ele geçirmeye çalışan cemaat üyelerine”; her daim karşı olan; kimilerine göre “sevimsiz” gazeteci ve köşe yazarları olarak yolumuzda ödünsüz yürümeye kararlıyız…
Mevki ve konumu ne olursa olsun; bizleri, Atatürkçü köşe yazarlarını, düşüncelerimiz ve yazılarımızla beğenenler beğenir, ilkelerimize değer verenler verir, vermeyenler de kendi yürüdükleri yolda giderler… Nasıl olsa yollar bir yerde bir şekilde kesişecek elbet…
***
Yorumlarda ki gerçekler:
Yakından tanıdığımız kimi internet sitesi sahibi yöneticilerin, yakındıkları konuların başında; sitelerde yayınlanan köşe yazılarına seviyesiz, hakaret içerikli sahte isimli yorumların gönderiliyor olması…
Ciddi ve seviyeli bazı site yöneticilerinin, söz meclisten dışarı olarak söylüyoruz. Bu tür yorumlara “lağım çukurları” dediğini biliyor ve duyuyoruz…
Okurun yorum yapmasına tabi ki kimse karşı değil.
Yapılacak her edepli yorum ve eleştiri saygındır. Herkes ayni düşünce ve çizgide buluşacak diye bir şey yok. Böyle olmazsa “demokrasi” ve “düşünce özgürlüğü” nasıl olacak?
Seviyeli, düzgün karakterli pek çok okurumuzu tenzih ederek söylüyoruz.
İşte biz buyuz değerli okurlar… Sütre gerisine saklanarak, belli erklerin kuklalaşmış odakları olarak; nezaket dışı edepsizce yalan yanlış yaptığımız yorumların altına gerçek imzamızı koyabilmek yürekliliğini bile gösteremiyoruz.. Bu mu insanlık!
***
Bu durum nedir biliyor musunuz?
Ya benim ideolojimden ve partimden yana olursun, ya da seni her zaman “öteki” ve “düşman” olarak bellerim. Ne hazin değil mi? Bölünme başka nasıl olacak?
Bu düşünce ne zaman tescillendi ve perçinlendi?
Referandumdan sonra. Yaşananlara baktığımızda nasıl bir tablonun ortaya çıktığını ibretle görüyoruz? Keskin biçimde ikiye bölünmüş bir halk ve birbirine düşmanca yaklaşan kitleler.
Hadi bakalım hayrını görün! Türkiye bundan sonra nerelere gidecek? Göreceğiz…
BURHAN ÖZBEY