İnsanları, diğer insanlardan üstün kılan damarlarındaki asil kan filan değildir. Bir insanı diğer insandan üstün kılan; Allah katında “takva”, insanlar arasında ise, dürüstlük, yardımseverlik, kimsenin hakkına girmemek, yalan söylememek, zarar vermemek, kibar olmak, çalışkan olmak, sorumluluk sahibi olmak, vs. gibi meziyetlerdir.
Yani sizi diğer insanlardan üstün kılan özelliklerin içinde, Milliyetçilik bulunmamaktadır. Aslında Milliyetçilik insanların düşüncelerindeki, gereksiz bir fazlalıktır. Bu gereksiz fazlalık, komplo teorilerine ve “vatan elden gidiyor” tarzında söylemlere dönüşünce de hastalıktan başka bir şey değildir. Nasıl insan vücudunda bir fazlalık, bir “ur” zuhur edince, ameliyatla alınıyor; bu duygu da ırkçılık ve karşıt kutup oluşumuna sebebiyet veriyorsa, insan vücudundan alınmalı!
Ülkemizde ise, Milliyetçilik yapanların, eleştirilecek bir yanları kalmadı. Bunları dinlemek, anlamaya çalışmak, eleştirilerini sağlam bir zemine oturtmak, artık çok zor. Bunların yaptıkları, artık faşist söylemlerinde ötesine geçti. Kurtuluş Savaşı döneminde bile, bu kadar nostaljik bir hava estirilmemiştir eminim. Kullandıkları keskin ifadeler, bıçak gibi yara açıyor, kapanan yarayı ise devamlı kaşıyarak daha beter hale getiriyorlar. Bu yarayı, zamanla düzeltecek, aklı selim düşünen, vatanseverler olacaktır ama yaranın izinin uzun süre kalacağı aşikar.
Ecdat üç denize, yedi kıtaya bu şekilde mi hükmetti, hiç araştırdılar mı acaba çok merak ediyorum.
Osmanlı, dağıldıktan sonra ortaya çıkan, yetmişe yakın devletin halklarına, bu tarz milliyetçi bir yaklaşımda bulunsaydı, yedi yüz sene ayakta durabilir miydi acaba?
Peki, Müslüman olan milletlere ne demeli? Müslüman olan milletlere o dönemde “Türk” diye hitap edilirdi. Göğsünüzü kabartacaksa bu bilgi, buyurun işte! Türklüğü üstün bir vasıf görmeden, kimseyi yermeden, başarılı olup göğsümüzü kabartacaksanız, diyecek lafımız yok. Bir şey diyeceksek, “Allah razı olsun” deriz ancak.
İlla ki Milliyetçileri dinlemek istiyorum diyorsanız da bundan sonra, gülmek için dinleyebilirsiniz. Koskoca adamlar almışlar ellerine bir düdük(vuvuzela) öttürmeye çalışıyorlar mecliste. Ya hu bu ne ciddiyetsizlik, patavatsızlık! Aklıma şu soru geliyor benimde. Milletvekilleri çocuk gibi mecliste düdük öttürürse, halk ne yapar? Herhalde karşılarında, kısa don giyip parkta oyuncak kamyona kum dolduracak değiller.
Gelelim Sivil Anayasa’daki tavırlarına…
Mesela, benim on beş yaşında bir yeğenim var. Ona bu anayasa değişikliğinin gerekçelerini, şu anki Milliyetçi partinin darbe döneminde çektiklerini, idamları, işkenceleri anlatsam, eminim bana; “Peki, bunları yapanlar niye yargılanmıyorlar?” der. Ona vuvuzela öttürerek bende; “Çünkü AKP’nin yaptığı bir anayasa değişikliği bu yeğen!” desem herhalde anlamaz bir ifadeyle yaptığım bu şaklabanlığa güler.
Milliyetçilik yapmakla bu çark dönmez, AKP karşıtlığı yapmakla da bu Anayasa’ya hayır denmez! Bu Anayasa, particilik yapmanın da ötesinde… Bu Anayasa aslında geçmişle hesaplaşmak… Bu Anayasa aslında, darbelere karşı, geleceği güvence altına almak!
muhammedhalid@msn.com