AÇIKLA HOCA O ZAMAN!
“Bir ay önce Başbakan Erdoğan’a, büyük tarihi fırsatı kaçırabilirler kaygısıyla bir mektup yazdım. Mektubunu ana mesajı şu: iktidardasınız ama hakkınızda hâlâ Milli Görüş’ten ve İslamcı bir rejim kurmaktan vazgeçmediniz gibi şüpheler ve korkular var. Bu şüpheleri gidermeye çalışınız. Herkesi ikna edecek, insanlarda şeriat korkusunu yok edecek, dindara da dinsize de güven verecek bir felsefe ortaya koyunuz. Partinin ileride ki hareketini tayin edecek prensipler açıklayınız ve prensipleri partinize kabul ettiriniz ve sizden şüphe edenlere bir güven hissi veriniz. Kadrolaşmalar vs. şeyleri inkâr edemezsiniz. Bundan korkanlar var. Bu yüzden çıkıp açıkça söylemelisiniz. Biz İslamcı bir rejimi ya da alabildiğine muhafazakâr bir hayatı, sistemi getirmeyi asla amaçlamıyoruz. Zaten halkımızda bunu istemiyor ve biz halkımızın oyuna, isteğine uyuyoruz demelisiniz”
Soru: “Başbakan mektubunuza cevap verdi mi?
“Hayır. Bir cevap gelmezse iki sayfalık bu mektubu aynen yayımlarım. AKP’yi ve bu hükümeti Refah Partisi’nden ayrılan genç bir grup kurdu. 28 Şubat’ı desteklemiyorum ama iyi neticelerini de inkâr etmemek lâzım. 28 Şubat’tan ders alarak değiştiler, AKP’yi kurdular. Bugün devlet idaresi, basın, her şey ellerinde. AK Parti, tarihi fırsatı kaçırmazsa, Türkiye’nin toplum olarak gücünü mahveden din ve laiklik ayrımına son verebilir. ‘Biz Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü kabul ediyoruz. Bizim demokrasi ve laiklik anlayışımız şudur’ diyerek, laikçi kesime garantiler verecek somut prensipler ortaya koyabilir. AKP memleket meselelerinin dinle çözülemeyeceğini anladı.”
Soru: “Anladıysa niye gerekeni yapmıyor?
“Bu partiye oy veren bir din grubu var. Bu oyları kaybetmek istemiyor. AKP. Bu yüzden onlara kur yapıyor. ‘Herkese tanıdığımız din hakkını sana da tanıyoruz. Sana herkesten daha fazla hak tanıyacak değiliz.’ Deme cesaretini gösteremiyor. Partide hâlâ sert yaklaşımlara sahip Refah Partisi kökenli insanlar var. Refah çizgisi son seçimlerde yüzde 2-3 oy aldı. AKP’nin geniş görüşünü kabul etmeyen, gider Refah çizgisine oy verir. AKP cesur davranmalı. Dinci kitleyi kaybetmeyi göze almalı.”
Yukarıda okuduğunuz satırlar, Gazeteci Neşe Düzel’in Prof. Kemal Karpat’la yaptığı röportajdan alınmış bir bölümdür.
Röportaj Düzel’in Radikal Gazetesi için yapmış olduğu “Pazartesi konuşmaları” içinde yer almıştır.
Konuşmaların bir bölümü, bu ay (Ocak 2008) Doğan Kitap’tan çıkan “Hesaplaşmalar” kitabında yer almaktadır.
Karpat’la yapılan röportaj’ın tarihi 4 Aralık 2006 dır.
Kitabın 49-56 sayfaları arasında yer almaktadır.
X
Anlatıma göre mektup, Başbakan’a Kasım 2006 tarihinde gönderilmiş. Röportajın yapıldığı tarihte yani gönderildikten bir ay sonra da henüz yanıt gelmemiş.
Aradan 14 ay gibi bir süre geçmiş durumda.
Hatırladığımız kadarıyla mektupla ilgili Başbakan’ın Karpat Hoca’ya bir yanıtına, basında haber olarak rastlamadık.
Zaten Erdoğan’ın yanıt vermesini de ihtimal dahilinde görmüyoruz.
Eğer Sayın Başbakan, bu tür uyarılara kulak vermiş olsaydı, ülkeyi rejime yönelik tehlike açısından bugüne getirmezdi. Sanıyoruz. Prof. Kemal Karpat’da, ülkenin geldiği noktaya baktığında, maalesef mektubunun Başbakan nezdinde hiç işe yaramadığını anlamıştır.
AKP (ne yazık ki yanına MHP’yi da alarak) hızla bir İslâm devrimine doğru gitmekte kararlı görünüyor. Türbanı bugün üniversitelerde serbest hale getiriyorlar. Yarın hiç kuşku yok ki, tüm kamu kurulmalarında serbest bırakacaklar. Onun ötesinde de sokaklarda başı açık geçen kadınları, kızları hizaya getirecek İran’da ki gibi eli coplu kadın polisleri – pastarları – göreceğiz.
Sayın Başbakan madem mektubunuza yanıt vermedi. Siz de yanıt gelmezse mektubu kamuoyuna açıklayacağınızı röportajınızda belirtiyorsunuz, öyleyse açıklayın Sayın Karpat mektubunuzu herkes öğrensin…
Sizin hakkınızda röportajın başlangıç bölümünde yapılan tanıtım açıklaması şöyle:
“Yakın tarihimiz konusunda dünyanın sayılı otoritelerinden Prof. Kemal Karpat, bu iki konuda da (tarih ve din B.Ö.) çok çarpıcı görüşleri ve saptamaları kitaplarında dile getirmiş çok saygın bilim adamı. Amerika’da Wisconsin Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyeliğini sürdüren Kemal Karpat, Türk toplumuyla ve İslam’ın siyasallaşmasıyla ilgili saptamalarını cesaretle açıklamaktan çekinmeyen biri.
Ne yazık ki, artık bu ülkede görüşlerinizi, “siyasal İslam’la” ilgili düşüncelerinizi açıklamak, “cesur olmak” la tanımlanıyor… Karpat Hoca için de Gazeteci Neşe Düzel röportajın başlangıç bölümünde ki tanıtımda “…İslam’ın siyasallaşmasıyla ilgili saptamalarını cesaretle açıklamaktan çekinmeyen biri” biçiminde bir betimleme yapıyor.
Son söz:
Sürekli ayni tanımlamayı ve çağrıyı yapıyoruz.
Ey bu ülkeyi yönetenler!
Ey Türk halkının kaderini elinde tutanlar!
Ey “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” cılar!
Ey sağduyu!
Henüz “köprüden önce son çıkış” noktası geçilmedi.
Geri dönülmezliğin çaresizliğine düşmeden, bir kez daha düşünün, ülke tehlikeli bir mecraya mı sürükleniyor?
Ne demişler?
Son pişmanlık çare değildir!
BURHAN ÖZBEY