Son Haberler
26.05.2012 Cumartesi 11:19
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

"Açılım Sonuna Dek Sürdürülmeli"
Taraf gazetesi yazarı Melih Altınok, "Türkan Saylan’ın ömrü boyunca yaptığı hizmetlere saygı duyuyorum. Kişisel olarak da sempatim vardı kendisine. Ama ÇYDD ya da ADD gibi örgütlerin Ergenekon’un planları dahilinde çalışan operasyonel dernekler olduğunu düşünüyorum." 30.06.2010 11:49


Melih Altınok; Taraf gazetesinin girişimci genç yazarı... Radikal2, Birikim Dergisi ve Birgün gazetesinden sonra girişimciliğini yaklaşık bir senedir Taraf için kullanıyor, Altınok. Bunun yanısıra yazdığı yazılar ve yaptığı konuşmalarla da yaşının kat kat üstünde bir bilgeliğe sahip olduğunu gösteriyor, solcu kişilik... Altınok'la Taraf'tan önce, olaylı Birgün macerasını, TEKEL işçilerinin eylemini, Kürt Açılımı'nı, hükümetin uyguladığı iç ve dış politikaları konuşma imkanı bulduk... "Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki kendini solda tarif eden biri olarak, Berlin Duvarı’nın yıkılması beni ancak mutlu edebilir. Çünkü hiçbir şekilde, Doğu Almanya yurttaşlarını askerle, polisle, yasayla ve türlü ajitasyonla konservasyona tabi tutup, yetmiyormuş gibi bir de ülkenin orta yerine duvar ören o faşist rejimi sahiplenmiyorum. " diyen, bu çağın entelektüelini dinlemenizde fayda var ve işte o söyleşi;




Siz eski Birgün gazetesi yazarısınız ve gazetecilik adına kısa diyeceğimiz bir dönem önce de Taraf'a geçtiniz... Bunun üzerine Birgün gazetesi Yazı İşleri Müdürü Barış İnce, sizi hedef alan ağır bir yazı yazdı... Özetleyecek olursak; eskinin solcusu olduğunuzu, Birgün'de yazarken Taraf'ı kötülediğinizi, şimdi ise Birgün'ü kötülediğinizden bahsetti... Siz bu durumu nasıl açıklıyorsunuz, Melih Altınok olarak bu olaya nasıl açıklık getirebilirsiniz?

- Evet, tam bir yıldır Taraf’ta yazıyorum. İsmini andığınız şahsı tanıyordum. Benim yazı işleri müdürüm falan değildi. Söz konusu yazıyı üzerinde konuşmaya değer bulmuyorum ancak sizin özetiniz üzerine birkaç şey söyleyeyim. Öncelikle eskisinin solcusu olduğuma hükmetmek kimsenin haddine değil. Eskiden de şimdi de yazdığım yazılar, yaptığım işler ortada. Kendimi solcu olarak tanımlamak için herhangi bir cemaatten ya da politik ağabeylerden icazet alacak değilim. Bu eleştiriler hiçbir somu politik zemini olmayan, tamamen sübjektif moral değerlere dayandırılan komik iddialar. İkinci olarak Birgün’de yazarken gazetenin politikasına dair yaptığım eleştirinin binde birini Taraf’a geçtikten sonra yapmadım. Hatta üstüne basarak söylüyorum, Birgün’ün adını zikretmedim bile hiçbir yazımda. Ha, genel anlamada statükocu sola eleştiriler yaptım, halen de yapıyorum, kim üzerine alınıyorsa, bu onun sorunudur. Kaldı ki, haydi adını açıkça söyleyeyim, Devrimci Yol geleneğinden gelip, bugün de hareketin tarihine uygun olarak özgürlükçü ve devrimci çizgisinden sapmayan, Kemalist-statükocu batakta patenaj yapmayan insanlarla hiçbir sorunum yok. Halen o insanlarla görüşüyorum.  Ortada, dün Taraf'ı kötülerken bugün de Birgün'ü kötülemem gibi karikatürize bir durum da yok. Bunu Birgün’de yazarken katıldığım televizyon programlarında ve hatta gazetedeki yazılarımda da defalarca açıkladım. Taraf’ın görüşlerine katılmadığım bazı yazarları var. Bu sır da değil. Hatta zaman zaman köşemden eleştirilerimi açıkça da yapıyorum. Bunun yanı sıra Birgün’deki köşemde kaleme aldığım pek çok yazıda Taraf’ın ya da bazı yazarlarının adını vererek yeni bir çığır açtıklarını dile getirdim. Hatta o dönemde yoğun olarak “Ne işin var burada senin yerin Taraf” şeklinde eleştiriler alıyordum. Bereket sonunda da yerimi buldum, evet. Kısacası gazeteler ya da şahıslar yanlış bir iş yaparlar eleştiririm. Doğru bir iş yaparlarsa da komplekse kapılmadan takdir ederim. Konuştuğumuz düzlemde bir cepheleşme söz konusu değil yani. Benim de ülkemin de daha büyük bir kavgası var bugün. Tüm enerjimi bu mücadeleye kanalize ettim. Ayrıca, Türkiye evrensel standartlarda bir solla tanışıyor, bizler de naçizane bu sürece katkı yapıyoruz; sancısız olmasını beklemiyordum zaten.

Taraf Gazetesinde "Ekseni Kayasıcalar" adlı yazınızda Türkiye'nin dış politikasını beğendiğinizi ve Ahmet Davutoğlu'nu şans olarak gördüğünüzü yazmıştınız... Solcu bir kişilik olarak siz, Türkiye'nin dış politikasını beğeniyorsunuz peki ama; Türkiye'nin iç politikasına bakış açınız nasıl, dış politika ile iç politika dengesi sizce hükümet tarafından yeterince sağlanıyor mu, bu dengeyi tutturabilmek için sizce neler yapılabilir?

- “Solcu bir kişilik” diyorsunuz ya, sorunuzdaki kinaye bugünün temel meselesidir bence. Bu kabul, bir solcunun, İslami refleksleri ağır basan birin edimlerini nasıl tasvip eder şeklinde okunuyor. Davutoğlu muhafazakâr camiadan gelen bir isim olabilir. Ama her yazımda da altını çizdiğim gibi, “açılsın el kapıları bir daha kapanmasın” düsturuna uygun işler yapıyorsa, edimlerini niçin onaylamayayım. Altmışa yakın ülkeyle vizelerin kaldırılmasını, Birleşik Kıbrıs hedefiyle yarım asırlık Kıbrıs meselesinde ezber bozulmasını, Gül’ün Ermenistan Cumhurbaşkanıyla futbol maçı izlemesini, İran ve Brezilya ile uranyum takası antlaşması yapılmasını… niçin onaylamayacakmışım. Ben bunları yıllardır savunuyorum. Ruh hastası değilim, istediklerimi AKP gerçekleştiriyor diye karşı çıkmam. İç politikaya gelince. Konu takdir edersiniz ki ayrıntılı bir açıklamayı zorunlu kılıyor ama özetle şunu söyleyebilirim. Bu noktada hükümete pek çok eleştirim var. Dış politikadaki cesur adımlarının muadillerini iç politikada da gerçekleştirmeliler. Açılım sonuna dek sürdürülmeli. Anayasa değişikliği paketi gibi reformlar yeterli olmasa da son derece olumlu. Ancak daha cesur adımlar atılmalı.

10 Aralık 2008'de Birgün'deki yazınızda Taraf gazetesini şu cümlelerinizle eleştirmiştiniz: "Taraf’ın yayın hayatına başladığı günden beri şahit olduğumuz yayın politikası da iddialarımı doğrular nitelikte. Gazete polisin uygulamalarına dair eleştirilerinde yoğun olarak ‘teknik kusur’ vurgusu yaparken, askerin en ufak teknik kusurunun altında bile sistematik bir amacın bulunduğu iddiasını dillendiriyor. Açık açık dillendirmeseler de metin altı okumalardan (onlar niyet okuyuculuk diyorlar ya) ‘askerî hegemonyaya karşı mücadele eden polisi yıpratmayalım’ kaygısıyla hareket ettiklerini görmemek mümkün değil. Tıpkı ehveni şer mantığıyla, askeri vesayet rejimine karşı AKP’yi ‘sivil güçlerin öncüsü’ olarak cilalamaları gibi." Şimdi ise Taraf gazetesinde yazıyorsunuz, o zamandan bugüne düşüncelerinizi değiştiren etken ne oldu, hem sizde hem de Taraf gazetesinde ne değişti?

- Bakın Cumhuriyet mitingleri zamanı en sert yazıyı ben yazdım. Başlığı da “farkındayız tehlikelisiniz” di. Çok tepki almıştım. Yıl ta 2007. 3. Dalga operasyonlarının ardından Birgün’de “ortalığa güzel kokular yayıldı” manşetiyle çıktı. Sonra çizgide ciddi bir değişim yaşandı. Ergenekon operasyonuna mesafeli yaklaşan sesler artmaya başladı. Başlarda benim de bazı çekincelerim vardı. Ama bunu gerek yazılarımda gerekse katıldığım programlarda şu şekilde dile getirdim: “Ergenekon Operasyonu önemsiyorum ama hukuka sona kadar sadık kalınmalı. Bugün de bunu söylüyorum. Bu çekincelerimi birebir Avrupa Parlamentosu 2009 Türkiye İlerleme Raporu’nda da yer alır. Sözünü ettiğiniz satırlar, Önder Aytaç’ın Kürt bir vatandaşımıza televizyonda söylediği kabul edilemez sözleri üzerine kaleme aldığım bir yazımdan. Taraf’ta o dönem Aytaç’ın sözlerini ilk sayfadan eleştirmişti zaten. O dönem için eleştirilerimde haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Aytaç’ın çoğu görüşüne hala katılmıyorum. Ama benim bu davaya tüm benliğimle umut bağlamam somut gelişmelerin ardından oldu. Zira otoriteyle sorunu olan bir adamım. O cepheden gelen hiçbir şeyi peşin peşin kabul etmem. Şüpheciyimdir. Mesela “polisler alınmıyor” diyordum; polis şefleri alındı. “Siyasiler niçin dışarıda” diyordum; siyasiler gözaltına alındı. “Hep eski isimler” diyordum; muvazzaf subaylar hatta generaller tutuklandı. Ne yapacaktım. “İnadım inat kıçım iki kanat” deyip, “bir yemin ettim ki dönemem” noktasında ısrarcı mı olacaktım? Burası önemli. Ben Ergenekon Operasyonu başladığında “yetersiz, daha da genişletilmeli” diye eleştiriyordum. Sonra daha da genişledi. Bugün de “daha daha” diyorum. Yani eleştirilerim operasyon yanlıştı noktasında değildi, değil. Ergenekon operasyonuna karşı olduğuma dair tek bir satır yazımı ya da konuşma kaydını bulamazsınız. Ayrıca madem eski yazılarımdan konuşuyoruz. “Türk basın tarihinde en iyi örnek Taraf”tır diye yazdığım yazılardan, ki onlarcadır ve mütevazılık yapmayacağım bunları başka bir gazetede yazmak yürek ister, bahsedelim bence. Geçen 28 Şubatta Taraf’taki köşemde, Birgün’de aynı dönemde yazdığım yazımı başlığına bile dokunmadan yayımladım. ‘Ulusal solun ülkü ocakları’ başlıklı yazım keza öyle. Ama ulusalcılar, bu yazılar sanki Birgün’de yayımlanmamış, Taraf’a geçince böyle yazılar yazmaya başlamışım gibi kara bir propaganda yapıyorlar. Bu bir akıl tutulmasıdır.

Türkan Saylan ölmeden önce, Saylan ve ekibini Çağdaş Ülkü Ocağı diye tanımlamıştınız... Bu şekilde tanımlamanıza etken olan sebepler neydi, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ni milliyetçi bir kurum olarak tanımlar mısınız, derneğin bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları özgürlükçü buluyor musunuz?

- Evet, sözünü ettiğiniz yazı az önce de söylediğim gibi Taraf’taki köşemde de çıktı ancak ilk olarak Birgün’de yazmıştım. Hatta o dönemde Oda TV gibi siteler “Birgün yazarı Vakit yazarıyla aynı düşünüyor” diye yazdılar. Önce şunu söyleyeyim Türkan Saylan’ın ömrü boyunca yaptığı hizmetlere saygı duyuyorum. Kişisel olarak da sempatim vardı kendisine. Ama ÇYDD ya da ADD gibi örgütlerin Ergenekon’un planları dahilinde çalışan operasyonel dernekler olduğunu düşünüyorum. Türkan Hanımın darbecilerle organik bir bağı olmayabilir fakat bu kirli planlara alet olduğunu düşünüyorum. Zaten malum yazımda da bu şerhi düşmüştüm.  Derneğe samimi katkılarda bulunan tüm üyeleri de zan altında bırakmak istemem elbette. Ancak ÇYDD’nin faşizm derecesinde militanlaşan bir kitlesinin olduğunu da çok iyi biliyorum. Bu söylediklerim yalnızca benim kanaatim değil, T.C mahkemelerinde resmi iddianamelere de girmiş delillere dayanıyor. Bunun da ötesinde çağdaş yaşam tahayyülü gibi neyidüğü belirsiz bir zeminde örgütlenip, toplumun bazı kesimlerini ötekileştiren faaliyetler içerisine girmelerini de tehlikeli buluyorum. Ne demek çağdaşlık?  Kime göre neye göre?

Son olarak da Taraf'ta yazmış olduğunuz bir yazıyla ilgili TEKEL işçilerinden eleştiri almıştınız ve bu eleştiri için de epey içerlendiğinizi kaleme dökmüştünüz... O yazıda asıl anlatmak istediğiniz neydi, sol adına TEKEL ve bunun gibi sendikaya bağlı işçi kuruluşlarının yaptığı eylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz, bu eylemlerin başarıya ulaşması için önerebileceğiniz çözüm önerileri var mıdır?

- Yo içerlemedim Ekin Bey. Bu, Akşam’dan bir gazetecinin ve adıyla Mustafa Suphi’nin kemiklerini sızlatan partinin yayın organında yazan bir yazarın hüsnü kuruntusu. Aksine o mektubu bir işçinin değil, malum partinin yazıp yayımladığını ve hatta Tekel işçilerinin eyleminde de bu mektubun dağıtılıp şahsıma karşı bir linç kampanyasının örgütlendiğini de yazmıştım o dönem. Tekel eylemi hakkında en çok yazı yazan, haber ve röportaj yapan gazetecilerden biriyim. Kayıtlar orada duruyor işte. Eylem süresince çadırlardan çıkmadım. Ama eleştirdiğim yanlarda vardı elbette. Uvriyerist bir tavırla, Tekel işçilerine güzellemeler düzen MHP’nin, CHP’nin ve sendika ağalarının tavrı beni rahatsız etmişti. Bunu teorik argümanlarla da destekleyen yazılar yazdım. Kolaycılığa kaçmadım. Polis işçilere müdahale ettiğinde “Kandilden gelenlere gül bize cop” diye bağıran zihniyeti eleştirdim. İşçi mücadelesinin hep olageldiği üzere, emek ve sendikal mücadelesini yalnızca siyasal iktidara çemkirmeye indirgenmesini eleştirdim. İşçilerimizi, daha düne kadar grev kırılıcılık yapan, kendilerine kuşun sıkan faşistlerin, bugün çadırlarının etrafında gezip pankart açtıkları noktasında uyardım. Daha kapsayıcı ve doğal olarak daha devrimci bir perspektif önerdim. Sözlerimin çoğu da Marks’a referans yapan önermelerle doluydu. Yoksa otoriteye karşı çıkan bir greve ya da boykota karşı olmam düşünebilir mi? Bakın, Taraf’ın Yunanistan’daki olayları manşetten “Arkaik Yunan milliyetçiliği” olarak tanımlamasını köşemden eleştirdim. Burası böyle bir mecra. Müşterekimiz demokrasi, özgürlükler ve vicdan. Bu da benim için yeterli bir uzlaşı zemini.


Ekin Gün
HaberX

YORUMLARINIZ
Cem Mataracı - 08.07.2010 14:59
Sizin kafanızdaki örümcek ağlarını belediye bile temizleyemez
Mümtaz Şahsiyet - 08.07.2010 14:58
Yorumcu arkadaş sana bir söz söyleyeyim "En tehlikeli kölelik insanların kendini özgür zannettiği kölelik sistemidir" Sizin efendiniz olabilir uşak olabilirsiniz ben kimseye hesap vermiyorum yine kapitalist sistemde çalışıyorum ama en azından sizin gibi bu işi abartmıyorum zorunlu olmasam çalışmam. Siz gidin babanızın kucağında oturun hala akıl etmeyecekmisiniz o okumadığınız kitapta sabikunlar var ve bunların çoğu önceden azı sonradan gelecek yani siz ashabul yemin bile olamassınız olsanız olsanız m.n..k olursunuz çabuk tövbe edin insanlara tapmaktan vazgeçin de bende sizi tebrik edeyim.
muhammed xani - 30.06.2010 21:58
Demokrat ve devrimci kişiliğiyle takdire şayandır melih altınok...
Birilerin efendisi olduğu için zannediyorlar ki herkesin bir efendisi var!!!
Halbuki vicdanlı insanların ne kımı savunacaklarını ve kımı eleştireceklerini çok iyi bilirler...
Tebrikler melih altınok varol:))
D E M O K R A T - 30.06.2010 13:17
taraf gazetesini ve ekibinin operasyonel bir ekip oldugunu dusunuyorum.
Elif Aktaş - 30.06.2010 12:40
Melih Bey'in köşe yazılarını birgün gazetesinden bu yana takip ediyorum. Gerçekten çoğu yazısı tokat gibi çarpıyor yüzümüze. Düşün dünyamızdaki örümcek ağlarını temizliyor... Zaten gerçek bir aydının görevidir bu. Ve de elbet birileri bundan rahatsız olacaktır.
İyi ki varsınız...
Ali Yiğit - 30.06.2010 12:15
Melih Altınok'un birini takdir etme veya birine karşı çıkma lüksü yoktur. O, efendilerinin ona verdiği yetki kadar birilerine saldırabilir veya efendilerinin çıkarları için bütün kimliğini inkar edebilir. Sonuç itibarıyla, Amerika ona ne kadar ekmek verirse, sesini o kadar çıkarır. Geri kalan bütün laflar tefurattan ibarettir.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1