Acziyet...
İki zamanı geçmiş meleğin, pınar başı sohbetlerinde, artık türlü endişelerden arınmış, yalnız, başlarındaki halelerini parlatmakla meşgulken söyledikleri; acılı, sızılı, yazıklanma şimşekleri çaktırıyor kulak misafiri olanlarda...
Şahitlik ettikleri miyadı dolmuş ömürleri, hatıra sepetlerinden nazik parmaklarıyla çekip çekip birbirlerine sunarken, kah gülüyorlar, kah hıçkıra hıçkıra ağlıyorlar...
Dokundukları noktalar çoğunlukla acziyet anlatıyor, farkındasızlık içinde yitirilenler var çayır çimen üstü serdiklerinde...
Haybeden, hiç yoktan, boşu boşuna, maalesef, ne yazık yaftaları üzerlerinde...
Burnunun ucundaki nefesi içine çekemeyenleri saydım, saydım bitiremedim diyor ayaklarını suya daha yakın sallandıran melek...
Öteki, gözlerini yumup, olan bitene uyuyup, kafalarını kuma gömüp, ömürlerine ihanet edenlerden dem vuruyor...
Su çırpıntı sesleri geliyor, ayaklarını suya sallandıran melekten...
Ben de şahadet ederim ki, itibar görenler dillerini serbest bırakanlar oldu hep... Duygularında aşırıya kaçıp, sözlerinde ölçüsüzlüğü tercih edenler...Bazen ayrıcalığımdan duyduğum şüphe ile hafazanallah inkar eşiklerinde yattım kalktım...
‘Serzenişini sudan okuyabiliyorum, epey dalgalandı ayaklarının altı’ dedi öteki melek ve ekledi...
Gördüklerimi görmek istemezdim, duyduklarımı duymak, inan bildiklerimi bilmek...
İnsan elinden ölümler şahidiyim cinayet dedikleri, canilerle yaşamak zorunda kaldım yine de bir umut için, uçkuru kırık arsızlarla aynı yatağa girdim, başında dolaştığım saflık, temizlik abidelerinin kendi elleriyle yahut yaban ellerle murdar oluşlarına tanıklık ettim...
Hiç istemezdim!..
Hıçkırıkların karıştı suya, tamam yeter ağlama!..
Birbirlerini çok sevenlerin, hava kararınca güle oynaya ihanetlerine şahidim, az mı seninkinden sanki!..
Lakin, yine de ve ne mutlu ki, yanı boş da olsa, bir tesellim vardı bunca yıl!..
Azlığına, yarımlığına, çeyrek ağızlığı bakmadan; alınan verilen selamlara, donuk yahut, gülen yüzle sorulan hatırlara selam olsun...
Ya ben, ya ben!..
Benden de, kaynağı tükenmeyen o güzel hayallere selam olsun, yüzü suyu hürmetlerine çünkü ömrümün uzunluğu...
İki zamanı geçmiş meleğin, pınar başı sohbetlerinde, artık türlü endişelerden arınmış, yalnız, başlarındaki halelerini parlatmakla meşgulken söyledikleri; hafif gelecek kaygıları, hesaplaşma heyecanları, acı gerçekler, gizli hayatlar, ağır bir acziyet ve çokça boş vermişlik hissiyle basit yaşama isteği yaratıyor kulak misafiri olanlarda...