Bu yazıyı aslında geçen hafta kaleme almayı düşünüyordum ya İlahi adalet işte!
Beni yakinen tanıyanlar çok iyi bilir ki tam bir futbol düşmanıyımdır. Hayır, yanlış anlaşılmasın, ne futbola karşıyım nede herhangi bir spor dalına ancak söz konusu Ülkemizdeki futbol olunca çıldırmamak elde değil.
80 döneminin en cafcaflı dönemiydi ve ben de tüm Ülkemiz insanı gibi kaygıyla takip ediyordum olanı-biteni ve ilk o zamanlar oluşmuştu us’umda soru işaretleri.
Memleket’in tüm kurumları tavuk eti gibi lime lime edilirken özellikle üç F’ye dokunulmamıştı ve bu üç F öylesine destek görüyor ve öylesine palazlanıyordu ki bunu çözebilmek, anlayabilmek ancak Franco’nun hayatını incelerken mümkün oldu. Ülkemizde bu güne dek yapılmak istenen de işte bu ünlü 3F modelinden başka bir şey değildi. Fiesta ve Faşinglerle nasıl öz benliğimizden soyutlanıp uyutulduysak Futbolla da kişiliksizleştirilip uyuşturulduk, on yıllardır. Beyinlerimizi öylesine bir gebeliğe mahkûm etmişlerdi ki bu sezaryen dilerim bizleri kendine getirdiği gibi futbolu da gerçek kimliğine büründürür.
Evet, çirkin bir gebelikti bizimkisi, neresinden baksanız tutarsızlıklarla dolu bir ters amaç fenomeniydi futbol adına şahit olduklarımız. İnanın çok zorladım kendimi, anlamak için çok çabaladım, öyle ya bunca insan, bunca medya, bunca beyin, kendimde aradım eksikliği ama nafile. Kendimi sıka sıka t.v programlarını dinlemeye çalıştım ilk, ama ne sohbetler… Yurdun herhangi bir köşesi ve gene herhangi bir kahvesinde dahi şahit olamayacağınız bir laubalilikle konuşan futbol bar-on-ları ama ne çiğlik ama ne programlar. Bir keresinde dakika tuttum, tam 54 dakika konuşulan konu şu idi; Kale arkasında bir yeşil tabela varmışta bunun bilimsel yorumlarını yapıyorlardı futbol bil-imcileri!!! Daha ne sohbetler, ne kırmızı noktalı bilimsellikler, hayır nasıl bir insan zekâsı bunlara katlanabiliyor ve nasıl evrimleştirmişlerdi bunca insanı. Öylesine bir yozluk sarmıştı ki her yerimizi keşke bu insanlar sadece kabuklu fıstık atabileceğimiz mesafelerimizde kalsaydı. Ama cüzamlaşmıştı adeta ve en acı tecrübemi ders verdiğim üniversitenin kafeteryasında yaşamıştım;
Yoğun bir günün çay molasında duyduğum bu konuşmalar inanın beni ülkemi terk noktasına getirmişti. Düşünsenize eğitimcisiniz ve arkanızda geleceğimiz dediğiniz gençlerin sohbeti şu minval üzereydi; Gençlerin bir kısmı diğerlerinin tuttuğu takım hakkında şu çoook bil-imsel tezlerini savunuyorlardı, güya onların futbolcuları pahallı mankenlerle birlikteymiş de diğerleri ancak “paçoz” larla birlikte olabiliyormuş ve dahası onların futbolcuları adı lazım değil, ünlü ve çok pahallı bir gece kulübüne giderlermiş de, diğerleri oradan geçemezmiş bile. Daha ne ayrımlar, çoğunu yazmaya utanıyorum. Ama ne olur, biri bana bunun nasıl bir kültür olduğunu anlatsın zira bu konuşmaları salt buralarda değil medyanın pınarbaşı olan o eşsiz yorumcularından dahi duyabilirsiniz hem de ne bilimsel edalarla.
Bir tarafta her türlü eza ve gayretle Türk sporuna hizmet aşkı ile tutuşup, mücadele verirken de devletten destek dilenen amatör spor kulüpleri, öte tarafta ise; Devletten her türlü imkânı salt lüksleri adına ve sorgusuzca alan devasa güçler. Devasa çünkü; Havuz sisteminden tutunda reklam giderlerine, borsadan tutunda çeşitli teşviklere kadar bu ülkenin adeta kanını emen bu camia doymak bilmeyen bu iştahlarıyla, gerçekte neleri amaçlıyorlardı merak ediyorum.
Dünya’nın üçüncü büyük ekonomisi ve bizde hangi beyinlerin tekelinde? Böylesi bir ekonomide bu olanlar beni hiç ama hiç şaşırtmadı inanın. Yıllardır bunun kirli bir çark olduğunu savunmuştum zaten.
Statlarda ölen insanlara mı yanalım, en saf duygularıyla lig denen bu kurmalı mekanizmanın oyuncak gibi kullanılan taraftarlarına mı? Borsada parasını yitirenlere veya lotaryalarda kuponlarını yiyenlere mi? Yapılan kavgalar, edilen küfürler, kardeşin kardeşi aşağıladığı o taraftar sohbetleri… Yazıklar olsun diyorum. Bu Ülkenin imkanlarıyla lüksüne lüks katıp, bununla da yetinmeyip mafyanın son kalesine ev sahipliği yapan bu camiaya yazıklar olsun diyorum zira, yazıyla nasıl yüze tükürülür bilmiyorum…
Takke düştü kel göründü artık. Lütfen artık duygusallıkla değil gerçek insani değerlerle bakalım olanlara. Varsın bir yıl nadasa girsin 1.lig denen şu kurmalı düzen. Sokaklarımız spor imkânı bulamayan gençlerimizle kaynarken ne olur birilerinin lüks ve saltanatı adına savaşlar vermeyelim. Türk futbolunun gelişimi mi evet sonuna dek savunucusuyum ama temiz futbol, amacına uygun spor ve sporcular ve yeter artık bu ülkenin bin bir zorlukla elde ettiği maddi kaynaklarını devşirme sporcular adına başka ülkelere akıtmayalım. Gençlerimize daha eşit ve daha sağlıklı imkânlar tanıyalım bakın o zaman Türk sporu nerelere geliyor?...