Adanalı irfan Avustralya’dan sesleniyor
Dünyanın bir ucundan size, daha doğrusu, köşenize seslenen birileri varsa ve bu seslenme süreklilik içindeyse; gelen mesajların da her satırında akıl, sağduyu, vatan, millet ve Atatürk sevgisi burcu burcu kokuyorsa, bu duyarlılığa bigane kalamazsınız…
Sevgili okurum İrfan Kaya kendi tanımlamasıyla “Adanalı İrfan” son mesajında bize ulaşırken bakın neler aktarmış ve hangi konuların altını çizmiş, gelen e postasından aynen aktaralım:
“Değerli kardeşim gerçek konuları kaleme aldığınız için teşekkür ediyorum. Bizim halka ne oldu ki güncel sorunlarına ve geleceğine sorumlulukla ve duyarlılıkla sahip çıkmıyor…
Ufak yaşta idik, babamız şunu bize her zaman söylerdi. Atatürk’ü hiç unutmayın. Dine (softalığa) zamanı boşa harcamayın. Başta eğitim eğitim,
dini bir çıkar ve sömürme meselesi durumuna getirdiler derdi rahmetlik.
Ona bir soru sordum; Baba senin gerçek önderin kimdir?
Benim ve senin tek önderi Atatürk’tür. O bize Türkiye Cumhuriyeti ile bağımsızlığı armağan etti. Eğer halkımızın yüzde ellisi bu düşünce ve anlayışta olsaydı Bugün Türkiye Cumhuriyeti aydınlıkta ve tam bir demokraside olurdu. Din (sömürüsü) bizi geriletti. Fakir, yoksul duruma getirdi. Şeytanı, sahtekârı hortumcuların soygununa göz yumdu. Bu da yetmedi bizi IMF’ye kul köle yaptılar
Eğitim yerine gerici eğitimi yayan AKP çıkarcı sermayeye hizmet veriyor. Düşüncelerinin altında bu yatıyor. Sayın Erdoğan geçen yıllarda Avustralya’ya geldi. Buradaki eski arkadaşları ile bol bol gezdi ve onlarla çokça fotoğraf çektirdi. Aralarında bir bayan ve çocuğa rastlamadım
Bunların bir ve tek amacı var para para! Fakirin parasıyla dünya turu atıyorlar. Onlardan hesap soran yok. Kaç defa çeşitli gerekçeler bulup ABD’de çocuklarını ziyaret edebilirsin ya da ticaret yapabilirsiniz?
Tek büyük sorun din, daha doğrusu din sömürüsü.
Dinde reform yapılmadıkça, Türkçe ibadete dönülmedikçe ömrümüzü gericilikle uğraşarak ve savaşarak geçireceğiz. Herkes (dış ülkeler) bir basamak yukarı çıkarken biz bir basamak aşağıya ineceğiz.
Bizlerin bir Almandan bir İsviçreliden ne farkı var?
Onların köpekleri her gün şampuan ile yıkanırken, benim Atatürk’ümün ülkesinin çocukları okula gidecek kalem defter bulamıyor.
Bizi bugünlere, bu durumlara getirenler utansın…”
Sevgili okurumun, özellikle din ile ilgili yorumlarında, dinin algılanma biçimine ve sömürülmesine karşı olduğunun altını çizmek isteriz. İnsanlar okudukları duaların ne anlama geldiğini bilerek ibadet yapsınlar, körü körüne din bezirganlarının peşinde gidip, neyin ne olduğunu anlamadan dinlemeden kendilerin istismar ettirmesinler mesajını vermeye çalışıyor. Özellikle bunun önemine işaret ediyor…
Biliyorsunuz Atatürk döneminde ezan Türkçe okunuyordu. İbadetin Türkçe yapılmasında Ulu önder büyük mücadeleler verdi. Demokrat Parti iktidara gelir gelmez, 1950 yılından sonra Türkçe ezanı yasakladı ve yine eskiye dönüldü…
Avustralya’da yaşamakta olan sevgili okurumuz sayın İrfan kaya köşemize ulaşan bir başka yorumunda bakın ne diyor;
“Ürdün’de imamın, hacının aşiret reisinin ve mollaların işlerini yaptım, yüzde 99’ı sahtekâr. Alın terimi yediler.Bir Ermeni hakkımı yemedi.. Bu dinciler(sahte dindarlar) menfaatlerini ön plânda tutarlar sıkıştıklarında... Kaza namazı kıl günahın affedilir ama fakir biri ekmek çalsa haram deyip kolunu kesen bu dinci kesim çok kurnaz ve acımasızdır. Çünkü sermayeyi (parayı) çok seviyorlar…”
Burada saf temiz duygularla ibadetlerini yapan gerçek manada inançlı vatandaşlarımızın tabi ki inançlarına saygı duymamız gerekiyor. Hangi dinden olursa olsun, herkes ibadetini özgürce yapabilmeli. Ateistlere de kimse bir şey dememeli.. İnsanlar inançlarında serbest olmalıdırlar…
Konumuz, vurgularımız, Siyasetin dine alet edilerek çıkarlar sağlanması,… Dindar görünerek ticarette her türlü dalaverenin ve çirkinliğin sergilenmesi… Bir camide, çevrenizde yakından bildiğiniz pek çok üç kağıtçı, dalavereci, sahtekâr, namussuz, hırsız ve hortumcunun saf tutmuş olduğunu gördüğünüzde, o safta ve cami de namaz kılmanızın size sağlayabileceği manevi doygunluğa ulaşabilir misiniz? Bir daha cami de o tür insanların arasında içinizden gelerek ve inanç duygularıyla yüklü olarak, saf tutup hulûsi kalple namaz kılmak içinizden gelir mi?
Düne kadar, ailevi cıbırlığı, yoksulluğu çok iyi bilinen bir kişinin ya da kişilerin; siyaset arenasında yer aldıktan sonra, kısa sürede servetsizliklerine servetler kattığını gördüğünüzde; Cuma namazlarını, oruçlarını hiç kaçırmıyor görünseler de, o siyasetçilerin gerçek anlamda dindar/ Müslüman, dürüst, namuslu ve şerefli olduklarına inanabilir misiniz?
Mesele gerçek dindarlarda değil sevgili okurlar!
Onlara sözümüz yok…
Sorun dini istismar eden çirkin politikacılarda!
Malı götüren, aile boyu köşeyi dönenlerin toplumda yarattıkları güven erozyonunda, ahlâki çöküntüde…
Müslüman geçinip, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldıranlarda ve kin besleyenlerde…
Laik Cumhuriyeti yıkarak yerine şeriat düzenini getirmek için ellerinde gelen her şeyi yapmak isteyen bağnaz düşünceli gerici takımında..
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com