Ağlatan miting ve küreselleşme
Önce dünkü “Muhteşem İzmir Mitingi”ni oluşturan, yüreği Atatürk, Cumhuriyet, vatan, millet ve bayrak sevgisiyle dolu olan başta kadınlarımız olmak üzere tüm katılımcıları, mitingin oluşmasında büyük emekleri geçen, herkesi içtenlikle kutluyor, televizyon başında bizlere, Türk halkına saatlerce mutluluk ve sevinç gözyaşları döktürdükleri için hepsinin alınlarından öpüyorum.
Tek kişilik ordu gibi, tüm tehdit ve saldırılara karşın; Cumhuriyet ve laikliğin kollanmasında büyük mücadele veren, kitlelere önderlik yapan ve Cumhuriyet mitinglerinin oluşmasında tarif edilemez katkısı olan, gerçek vatansever Sayın Tuncay Özkan’ı da sevgiyle, saygıyla ve coşkuyla yüreğime basıyorum.
Umuyorum günler boyu miting alanlarını doldurup haykıran milyonların sesi, dediğim dedik diye tutturanlarca gereken biçimde ve ibret alınarak algılanmıştır… Bekleyip göreceğiz…
X
Şimdi gelelim asıl konumuza…
Ülkemizi bölüp parçalamak için her türlü sinsi planın içerisinde olan ve dünyayı ele geçirmek isteyen “Emperyalist Akbabalar” ın en önemli dayanaklarından olan kapitalizm ve küreselleşme bakalım ne menem şeymiş!
Bizim düşündüklerimizi, bildiklerimizi ve yazmak istediklerimizi baktık ki değerli bir bilim adamı kitabında en güzel şekilde dile getirmiş, o halde sözü değerli bilim adamı Prof. İ. Özer Ertuna’ya bırakmak en doğru iş olacaktı.
Bizde bugün öyle yaptık.
Cumhurbaşkanlığı seçimi, erken seçim kararı, anayasa’da yapılmak istenen önemli değişikleri bir kenara bırakıp, ülkemiz ve dünyada birçok devlet için asıl bela olan bir konuya yer verdik.
Kapitalizm ve küreselleşme!
“Günümüzde Kapitalizm bir inanç sistemi, bir din haline dönüşmüş bulunuyor.
Paranın tanrı olduğu, ibadethanelerin borsa olduğu; önkabulleriyle, davranış kurallarıyla ve peygamberleriyle eksiksiz bir din…
Bu dinin tanrısı da, daha önce ki dinlerin tanrısı gibi kıskanç. Kendisine eş koşulmasını en büyük günah kabul ediyor… Her şey para için, kâr için. Kârın artırılması için çevre tahrip edilebiliyor. Çevre korumasıyla ilgili tedbirlerin alınması engellenebiliyor. İnsan sağlığı tehlikeye sokulabiliyor. İnsanlar aç bırakılabiliyor… Bu din 18. yüzyıldan bu yana gelişti.
1980’lerde Washington Uzlaşması’na varan Dünya Bankası ve IMF’nin gayretleriyle ve 1990 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılmasıyla Kapitalizm hızla yayıldı. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde ki sistem çökünce, akıl almaz bir propaganda ile kapitalizmin zaferi ilan edildi.
Bu sitemin çökmesi, kapitalist sistemin insanlığın ihtiyaçlarına cevap verdiği anlamına, hatta kapitalizmin de bir gün çökmeyeceği anlamına gelemezdi ama kapitalizm fırsatı iyi değerlendirdi. Artık tartışılması bile günah haline gelen bir din sistemine dönüştü. Yeni dinin adı da KÜRESELLEŞME oldu.
Dünya yeni bir düzene ama ömrü çok kısa olacak bir düzene doğru hızla yol aldı.
Dünyanın önünde fazla seçenek yok. Ya dünya ya kapitalizm, bir sona doğru gidecek…
Kapitalizm dünyayı yiyip bitiriyor.
Ozon tabakası deliniyor, sera etkisiyle dünya ısınıyor, buzullar eriyor.. Yağmur ormanları tükeniyor.
Dünya her yıl, Portekiz büyüklüğünde ki orman alanını başka kullanımlara kaybediyor. Kapitalizmin ömrünün çok kısa olma ihtimali çok daha yüksek, çünkü kapitalizm insanlığın binlerce yıldır beslediği özlemlerine ters düşen bir sistem:
Kapitalizm dayanışmayı değil rekabeti öğütlüyor.
Kapitalizm, para ve kâr için her yolu geçerli sayıyor.
Kapitalizm haklının yanında değil güçlünün yanında.
Oysa dünya üzerinde büyük bir çoğunluk insanlığın binlerce yıl yücelttiği değerlere saygılı, onları daha da yüceltmek istiyor.
İnsanlığın özlemi, teknolojinin getirdiği imkânların, insanlığın yücelmesi için kullanılması yönünde.
Bütün bu nedenlerden, bugünkü haliyle kapitalizmin bir sona doğru gitmesi, en azından çok önemli boyutlarda değişmesi gerekiyor.
Kapitalizm insanı değil de parayı, kârı ve serveti amaç eder.
Kapitalizm kimilerinin kârını ve servetini artırmak için geliştirilmiş bir sistemdir…
Kapitalizm insanlığın mutluluğuna değil zenginin servetini arttırmasına hizmet eden bir sistemdir.
1990 – 1998 yılları arasında dünya geliri yılda ortalama yüzde iki buçuk artarken, dünya üzerinde yoksulluk çeken, günde 2 dolardan az bir gelirle geçinen insanları sayısı neredeyse 100 milyon artmıştır.
Bir taraftan aşırı tüketim doğayı tahrip eder, dünya varlıklarını tüketirken, bir yandan da açlık kol gezmektedir.
Bileşmiş Milletler Gıda Tarım Organizasyonu (UNFAO) raporlarına göre 1970 ve 1980’lerde azalma eğilimi gösteren açlık, 1990 sonrası yeniden bir artış seyrine girmiştir. Dünya’da her yıl 14 milyon çocuk açlıktan ölmektedir.
Açlık yalnız fakir ülkelerin karşı karşıya olduğu bir trajedi değildir. ABD’de 6.1 milyon yetişkin ve 3.3 milyon çocuk gerçek bir açlık çekmektedir. Bu durum doğrudan doğruya kapitalizmin yarattığı bir sonuç ve insanlık suçudur.
Yeryüzünde silahlanma için hazineler harcanırken, milyonlarca kişinin açlıkla karşı karşıya kalması bir insanlık suçudur
Bir inanç sistemi haline gelen kapitalizmin insan profiliyle, diğer inanç sistemlerinin çağlar boyunca yüceltmeye çalıştığı insan tipi birbirinden farklıdır. Kapitalizmin tanımladığı insan:
Bencildir.
Birbiriyle acımasız rekabet halindedir,
Çıkar peşinde koşar…
Öbür yandan Hinduizm, Budizm, Taoizm, Hıristiyanlık İslamiyet gibi yaygın kabul görmüş, bugün dahi dünya nüfusunun çok büyük bir kısmına hitap eden diğer inanç sistemleri;
Bencilliği, rekabeti ve çıkar peşinde koşmayı kınamışlardır.
Bu inanç sistemlerinin çağlar boyu geliştirmeye çalıştıkları insan:
Toplumcudur,
Birbiriyle dayanışma içindedir,
Doğruluk ve hak peşinde koşar…” (*)
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com
(*) Kapitalizmin Son Direnişi – İ. Özer Ertuna – sayfa (1-6)