Büyük olanlar dinozorlardı yok olup gittiler; karıncalar ise kesilmiş tırnak varlıklarıyla hala hüküm sürüyorlar koca dünyada...
Görmeyi engelleyen, kaybolmaz sanılan puslardı her seferinde dağıldılar; gözlerin en kör olduğu vakitler her şeyin en net olduğu hallermiş meğer...
Karanlık, yerin altında yaşayanların rengiydi kocaman derinliklerde; artık üstündekiler çok daha seçilmez, derin siyah bakışlarında...
Ağlayan köstebekler bilinmezdi eskiden; şimdi insan mahlukların saf gözyaşları, yitmiş birer pırlanta gibi...
Rüzgarla toprağa düşen tohumların sayısı tutulmazdı evvelce; şimdi, karışan çoluk çocuğun dört bir yandan esen tatsız meltemlerle...
Yalnız olanlar ağaçlardı kökleriyle; şimdi, köksüz yalnızlar sardı dört bir yanı...
Ceylanlar arasına gergedan karıştı mı anlaşılırdı önceden; şimdi ayırtsız, gergedan hem ceylan...
Yere düşeni boynuzlamazdı kızgın boğalar merhametlerinden: şimdi, ifrat tefrit gelgitinde kızgın görünmez boynuzlular...
Ve eskiden...
Karıncalar kesilmiş tırnak varlıklarıyla adımlarlardı hala hüküm sürüyorlar koca dünyada; yok olup gitti dinozorlar, büyük büyük dolananlar onlardı...
Hikayesiz aşk olmazdı bir tarihten önce; şimdi, ot kadar anlatılacak yok, yaşanan her neyse...
Gözyaşı ile gülümseme sarkacı göz ardı edilmezdi ilişkilerde bir zaman; kefeye koymaya değecek samimiyet nerde şimdi...
İnsan utandırmak büyük ayıptı zaman-ı eskide; şimdi yok ayıbın adı, sanı!..
Kadınlar gönül sazlarını tıngırdatan adamlardan hoşlanırlardı; rağbet salt bacak arasını titretene şimdi...
Erkekler yüzünü güldüren kadınlarla evlenirlerdi; şimdi meçhul ölçüleri...
Titreyenler korkardı, korkanlar yanlış yapanlardı; şimdi doğruluk kabus oldu uykulara...
Lakin unutmamalı;
Büyük olanlar dinozorlardı yok olup gittiler; karıncalar ise kesilmiş tırnak varlıklarıyla hala hüküm sürüyorlar koca dünyada...
Ve karıncalar, emsal olabilse keşke insan mahluklara...
Saygılarımla...