Yorgunluğumun üstüne zorla otobüsü bindirdiğim bedenimin o körpe öğrencilerin kıkırdaşmalarını duymayacak kadar yatağa bağlı olmasını isterdim. Umutlarım, denizin üstünde oluşan köpüklerden, gökyüzüne bembeyaz kuşlar yapacak kadar azgın değil maalesef.
Ama güzel olan şu: Ağlayamıyorum artık. Eskiden tatlıysa sulanırdı gönlümde, acıysa yanar giderdi gözlerimde…
Ne çantamın kulpu, ne kilidi, nede şifresi kadar tutunası değiller artık. Ne babaannemin başı ağrıdığında alnına bağladığı, nede ateşlenen yavruların başına ıslatılıp konulan tülbent gibi katladıkça kalınlaşmıyor insanlığı aşkın.
Çalıntı bir saat gibi koluma büyük gelen, birkaç dilini kısaltmak istediğimde, camındaki çatlağı fark ettiğim ve sonra pille de çalışmadığında, artık benim olmadığına şükür ettiğim aşklarım...
Sahici olmayan akrabam eniştem gibi, soyadıyla ayrıştığımız ve adıyla barışamadığımız bir şey artık AŞK.
Çareyi Necat’ım değil SEVİLMEK. Sevilmediğimde, seviyor mu yok, sevmeseydi keşke yok, seviyor da ne oluyor yok, sevmiyorsa ne istiyor yok… Ne güzel ki, aşksızlık ta var sende varsın. Bir mezarın başında oturanla, yatanın arasında kalan yaşam gibi bir duanın “amin”i yerine bile geçemeyen ruhusun.
Hani öldüğünde hafif açık kalan gözlerin, hani sustuğunda hafif açık kalan dudakların, hani kapansa da hafif açık kalan kapıların, hani hırsıza hafif aralık kalmış camların, hani yağmura göre hafif açık bulduğun havaların, hani o güneşe bakan hafif açık sarı saçların, hani o hafiften bastıran baş ağrıların, hani o hafif soğuyan kahvelerin, hani o hafif düşük belli pantolonların…Bütün bu hafifliklerin suçlusu ise aşk, varsın o tartıya gelmesin…
Sıtması hiç geçmeyen üşümelerin yerini çıplaklık aldı. Neden açılırmış kadınlar, şimdi anlıyorum. Onları saran, kuşatan, örten erkekleriymiş meğer… Onlarsız üşümemekte güzel değil mi?
Ne güzel arabaların arasında yürüyerek devam etmek. Hızsız, akışsız, kazasız, gazsız, yarsız gitmeler…
Bir okul binasının gecekonduların arasında büyük bir yere oturması ve çevresinde oluşan açıklık ile konumunu belirgin kılması demek miyim ben şimdi?
Bir lastik servisinden, bir benzin pompasından aldığım kokulara olan düşkünlüğümü arttırtmak mı senin kokunu unutmak?
Belki baliğ bağımlısı olarak sızdığım bir ambarı, senin anberinden daha çok ister hale gelmek, belki de kemiriciler, otçullar, sürüngenler, semenderler ve ayrıca güvercin gibi kuşların hem yiyeceklerinin kokusunu hem de kendilerini yemeye çalışacak avcılarının kokusunu uzaktan alması becerisini kendimde geliştirmeye başlamak olacak bundan sonra yapacağım... Bu da güzel kuşkusuz!