Ben kafamı Asi dizisinde, Asi’nin en küçük kız kardeşinin nereye gittiğine taktım, kaç bölümdür, rackçı kız ortalıkta yok ve bu durum, senaryoda herhangi bir nedene bağlanmış da değil. Oyuncu ücretlerinin yapımcıları zorladığı bugünlerde o kızın dışarıda bırakılması nasıl bir kazanç sağlamıştır merak ediyorum, ha eğitiminden dolayı kendi kendisini geri çektiyse bakışım yumuşayabilir. Bir diziden veya hayatımızdan bir den bire çıkan birinden bu kadar söz etmek doğru mu, bana göre doğru. Dizilerde zengin iş adamlarının hangi faaliyeti yürüttükleri de benim için ayrı bir merak konusu. Ya kardeşim, holdingler, toplantılar, makam arabaları her şey mi, adamın dizideki kimliğini yansıtmakta hangi iş kolundan olduğunun yansıtılması da gerekli bence. Sanıyorum Binbirgece, bu konuda önemli bir avantaj yakaladı, mimarlık mesleğini öne çıkartmakta çok ustaca davranıyor. Dizide en doğal rol kesen de bana göre o holdingin tecrübeli sekreteri, sanki o bayan oranın daimi elemanı da, dizi çekimi için kendisinden izin alınmış gibi duruyor….Ha bir dizi her şeyi olduğu gibi yansıtmak zorunda mıdır? Hayır, gerçeklik öğesi işleniyorsa, bilinen yada yaşanan bir hikayeden yola çıkılıyorsa o zaman bazı detaylar atlanmamalı diye düşünüyorum.
Bu detaycılığım beni öldürecek. Gözlük camlarının lekesine kadar her şeyi incelemek zorunda mıyım? Evime kırmızı bir koltuk aldım, neymiş mağazada gördüğümde üç makas yani, yatan, doğrulan ve 60 derecelik açıyla durabilen bir sistem varmış da, evime gelen neden öyle olmamış? Ders çalışıyorum, sorulara geldiğimde, bilmediğim bir şeyle karşılaşırsam, nasıl bu notu almadan atladım diye kenarına köşesine bir şeyler karalamaktan bir hal oluyorum. Yazmasam olmaz, sınavda ya oradan çıkarsa? Röportajlarım için her şey eksiksiz olmalı, haberini yaptığım her kimse onunla başta, sonda, ortalarda konuşmak adetten artık. Oğlumu okula hazırlıyorum, kaşkolu, eldiveni, fermuarı, ayakkabısının boyanması derken bütün teferruatları yerine getirip de, okul düzenini sağlayamayıp, karnesinde çevre düzeninden eksik not almasından daha büyük bir azap olabilir mi benim için? Fırının kapağını pişmekte olan bir şeyi görebilmek için benim kadar açan, pilava içini çekmesine izin vermeden müdahalede bulunan, çaydanlığın alt suyu kaynamadan, sabırsızca demleyen kaç kişi daha vardır?
Suyu köpürten bir etkiyle çırpınıyorum, acelem var hep, bir yere yetişmek zorundayım, sırat köprüne gelindiğinde tükenecek olan enerjimin tek damlasını ziyan etmemeye uğraşıyor gibiyim. Sanki misafirim gelecek, sanki bir yere yetişeceğim, sanki koşma bandının altına sarılan ve üste çıkan parçasıyım, üzerimdeki yük benim hızıma yetişemiyor gibi…
Hani başkaları mı etken buna? Sanmıyorum…Başka gezegenlerden de etkilendiği için Merkür insanının portresini çizmek zor olsa da ifadeli bir yüz, meraklı ve dikkatli gözler, çevik ve abartılı jestler, hızlı, rahat ve ikna edici sözler şeklinde ifade edilmelerine bakılırsa ben de onlardan biri olabilirim.
Genlerimden mi? Olabilir…Tez canlılığım, kuruntulu ve titiz olmam tipik ‘babaannem’…Annem aksine sakin yaradılışlı, yumuşak huylu, fedakar. Babaannemi çok sevmezdim çocukluğumda, ekmek teknesini iyice kazımasından korkardım, suyu akıtmamıza kızardı, telefonun fişini çekerdi evine gittiğimizde, televizyonu da izlerken gelir kapatırdı düğmesinden. O kadar çekilmez biri ki sırf onunla karşılaşmamak için köyüme gidemez oldum yıllardır. Ama sanıyorum ben de başladım çevremden insanları uzaklaştırmaya…Demek ki insanın kendine nerden geldim diye sorması çok önemli… Nereye gidiyorum faslına hiç girmeden… İnsan ne kadar az bilirse, o kadar çok bildiğini sanır. Ben kendisi hakkında çok şey bilen biri olarak, en azından buyum diyebiliyorum.