Ah bir milletvekili olsam!..
“Ah bir zengin olsam” melodisi kulaklara hiç yabancı değil…
Biz de ondan esinlenerek, yazımızın başlığını böyle uygun gördük…
22 Temmuz seçimine birkaç gün kaldı.
Saygıdeğer milletvekili adaylarımız, son güçleriyle, gece gündüz, köy kent demeden seçmenlerle çeşitli ortamlarda buluşarak oy istemlerini sürdürüyorlar…
Nedir özlemleri?
“Ah bir milletvekili olsam” yangısı…
Neden böyle bir tutku ve yangı içerisindeler?
Neden olacak, tabi ki vatana ve millette doya doya hizmet edebilmek için(!)
Kimileri diyecek ki;
Nerde kardeşim, sen işi saptırıyorsun, pek çoğunun senin dediklerinden çok farklı tek bir amaçları var.
Nedir o amaç?
Kişisel çıkar ve beklentilerine bir an önce kavuşabilmek.
Öncelikle önemli bir titir sahibi olmanın avantajına ulaşmak
Hemen ardından, ihale kapmak ve iş takibinde bulunmak…
Her ay 10 milyar maaşı cebe indirmek…
Sülale boyu sağlık yardımına en iyi olanaklarla ömür boyu almaya hak kazanmak…
Yok canım, daha neler filan demeye kalkmayın!
Hiç sanmıyoruz ki, tek bir milletvekili adayımız bile böyle maddi temelli düşünceler içerisinde olsun…
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, sayın adayların hepsinin, hiç karşılık beklemeden ve kişisel maddi hesaplar peşinde koşmadan, vatan millet aşkı ile Meclis’e girmenin arzusu içerisinde olduğuna yüzde yüz inanıyoruz…
Geçmişten bu yana ve halen milletvekilliği yapmakta olan saygıdeğer milletvekillerimiz içinde hiç böyle vatan millet aşkından öte, kendi kişisel çıkarları peşinde koşmuş olan ya da halen koşmakta olan tek bir milletvekilimiz var mı? Yok tabi…
Milletvekili olmak, her hal ve koşulda insana haz verip manevi anlamda doyum sağlayabilir mi?
Her seçilen, milletvekili olmaktan ötürü mutlaka mutluluk duyup, yaptığı işten dolayı keyif alıyor mu?
O halde sözü, 22. dönemde önce CHP, sonra da AKP milletvekili olan Sayın Muharrem Eskiyapan’a bırakalım:
“O zaman 68 yaşındaydım. Şimdi 72’yim.
Hep tenkit ederdim. Niye konuşmuyorlar, niye eleştirmiyorlar diye.
Ne kadar hatalı olduğumu milletvekili olunca anladım.
Ben dört yılda topu topu 6 kere konuştum.
Tüm yaptığım, Genel Kurulda parti ne derse ona el kaldırıp katılmaktı.
Anladım ki orası bizim yerimiz değil.
Tamam milletvekili seçilmek gerçekten çok şerefli. Ama ben vermek istemiyorum, alan yok!
İlle sen bize uy! El kaldır, el indir!
Düşünebiliyor musunuz beni Dilekçe Komisyonu’na verdiler ilkinde.
Yahu dedim, ben sanayiciyim o alanlarda çalışayım.
Yok!. Sonra AKP’ye geçtim.
Çünkü Başbakan senin tecrübenden istifade etmek isteriz dedi.
İki yıldır kimse benden bir şey istemedi.
Bir kez olsun sorulmadı.
Bunlar benim ağrıma gitti.” (Sabah – 18 Temmuz 2007 -Şelale Kadak; “Muharrem Eskiyapan özüne döndü, mutlu oldu)
Şelale Kadak yazısını şöyle sonlandırıyor;
“Seçimlere sadece 5 gün kaldı. Yeni meclisle daha tanışmamıza sayılı günler var yani. Politikada yeni yüzleri özlüyor ve istiyoruz. Dilerim yeni isimler, politikaya girdiğine, milletvekili seçildiklerine bin pişman olmazlar. Dilerim seslerine duyurur, lider sultasına rağmen, gerçekten milletin sesi olmayı başarırlar…”
Başka bir milletvekili vekili Sayın Sefa Sirmen (Kocaeli) iki buçuk yıl kadar önce bizim hazırlayıp sunduğumuz bir televizyon programında (Serbest Kürsü”, bakın ne demişti, hiç unutmadık;
“Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı (hizmet yapabilme açısından B.Ö) 100 tane milletvekilliğine değerdir…”
El kaldır, el indir!...
Parti yönetimi ve tabi ki genel başkan, ne emir buyurursa ona göre Meclis’te rol almak… Eller havaya, eller aşağıya…
“Benim seçmenim genel başkanımdır, başka seçmen tanımam…” diyebilen milletvekilleri ile siyaset yapılırsa, sonuç bugün olduğu gibi “güzel siyaset beklentisi” açısından her zaman hüsrandır…
“Ah bir milletvekili olsam” diye, Türkiye’nin her ilinde, köy, kent demeden gece gündüz dolaşıp seçmenden oy istemekte olan milletvekili adaylarımız, seçmenler olarak neden bizler de bugün bir heyecan ve saygınlık uyandırmıyor?
İşte bu tablodan ötürü!..
Meclise girebilen, pek çok milletvekili adayı, milletvekillikleri süresi içerisinde, tam bir “kurşun asker” ve “genel başkan kuklası” durumuna geliyorlar… İstisnalar, gerçeğin yansıttığı vahameti ne yazık kaldıramıyor…
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com