Ah siyah giyen adam!..
Baştan ayağı her yerini gizlenmek maksadıyla zahir, karaya çalmış adam; yedek mermilerini tek tek ve bir aceleyle, ecele bugün sana göndereceklerim var sözüyle yerleştiren gözünü şeytan bürümüş adam; düşürdüğü her tetikle hepimizin yüreğini ateşe atan, alnımıza kara lekeler çalan, ruhumuzda cehennem ateşleri yakan, korku kuyularımızı derinleştiren, elleri, parmakları, yüzü, aklı, zihni, kalbi pis nefeslerler sütreli adam...
Hangi hücre evlerinde, gözü dönmüş nasihatlarla nereye hazırlandın Allahın kulu, kimleri vuracaksın da düzelecek bu zahir?!.
Nasıl bir kara ümittir bu?!. Heyhat!..
Ölümden korkmaz evladı müslüman biliriz, layık bir müslüman olduğu için inancına şüphesiz...
Lakin nasıl öldürmekten korkmazsın ehli müslüman sayıyorsan kendini?!. Görmedin ama ahir de olsa bilmez misin cehennemin dibini!..
Kinin, kimin?!.
Hiç yokken sen daha ortada olanca yanlışları ve arazlarıyla taşırılmış sabır taslarından, kimlerin kinlerini eme eme geldin, sahiplendin, hiç düşünmeden?!.
Oysa düşünmek değil mi senin işin; hem de ömrünün bu vakitlerinde en çok, ateş ettiğin arkadaşlarınla paylaştığın sıralarda en çok...
Nasıl razı gelirsin, Allah rızasından başka rızalara tabii olup gözünü karatmaya, ocaklar söndürmeye?!.
Sen yalnız Allah rızası için yaşamalısın benim bildiğim...
Sakalının bıraktığı intibanın farkında mısın Ey kardeşim?!.
Sırf benzememek için keseceğim sünnet üzere baktığım mert sakalımı, aynı olsun istemiyorum senle hiçbirşeyim...
Ben senden değilim Ey gönlü simsiyah!..
Keşke sen benden, bizden olaydın da, binbir rengi taşımasını bileydin üzerinde, geniş olması gereken müslüman gönlünde...
Ah!. Saklanası, kutsal şeyleri çok olduğu için siyahlara bocalandırılmış adam...
Kafanı tıraşlattın tamam lakin aklına ne oldu kardeşim?!. Aldık kabul ettik, uzantanlar gibi tıpkı yerlere değin...
Ama genç ekin başlarına kastın neyin nesi?!.
Daha filizlenmeden kes başlarını emrini, köylüsüne düşman hangi ağadan aldın?!.
Yobaz kargalar gibi duruyorsun gözümde, ne sesinde hayır var, ne dilinde...
Sırf senin gibi kokmuyorlar, büyümüyorlar, hayata senin gibi uzanmıyorlar diye koca bir tarlaya kıyılır mı?!.
Fillerim emrindeki fareler gibi duruyorsun karşımda...
Üstelik adın Ömer senin...
Hz. Ömer’den kelli anladığım...
Hani, cesareti ve yönetimdeki başarısıyla, örnek ve eşsiz halifem...
Hani, ‘ölüm de var Ömer ölüm de ‘ diye her sabah kapısını bir dostuna tıklatan eşsiz adam...
Yok yok!.. Bir tek isminiz benziyor ne acı ki!..
Gözün dönmüş senin...
Ama bilirim ne o namlu senin, ne o mermi...
Ağzı değiştirilmiş kuru sıkılar gibisin...
Ağır geliyor artık dünya bana...
En çok yandığımsa; karaya çıkarman adımı, adımızı, inancımızı, savunduklarımızı...
Oysa ne nutuklarım vardı seni savunacak...
Ne celallenmeleri bastırdım iki sözümle...
Ah şimde gel de anlat seni...
Geçtim seni artık yedi sekiz el bastığında yüreğime bir kalem ancak...
Ancak gör ki, kim inanır bana şimdi...
Dediklerime, kürsülerden söylediklerime, dost meclislerindeki hikayelerime...
Kaybol git hayatımızdan... Ne ben, ne biz istiyoruz seni...
İşte ilan ediyorum herkese...
Ne biz sendeniz, ne sen bizden...
Çık git hayatımızdan...