AKP Sözde dindarlık ve CHP de içki yasağı
AKP’nin iktidara gelişinde önemli üç faktör rol oynadı.
Birincisi yoğun ABD desteği...
İkincisi dinin siyasete alet edilmesi
Üçüncüsü ise AKP’nin yeni ve denenmemiş bir parti olması...
Çoğunlukla dinine samimiyetle bağlı halkımız; “alınları secdeye değiyor, bunlarda Allah korkusu var” düşüncesiyle önderliğini Recep Tayip Erdoğan’ın yaptığı AKP’yi salt dini hassasiyete dayanarak iktidara getirdi...
Eski liderlerden ve partilerden ciddi ölçüde umudunu kesen vatandaşlar, çaresiz yeni bir deneme yapma gereği duydu ve oylarıyla bu partiye ülkenin yönetimine getirdi.
İlk dönemde, fazla bir şey yapamasa da, halka umut verecek bir lider ve partinin yokluğunun devam etmesi, halkı ikinci dönemde de çaresiz bu partiye oy vermeye mecbur etti...
Aradan 7 yıl geçti, sevgili halkımız gördü ki; Ampul amblemli partinin iktidarında, yaşam standardında değişen bir şey olmadı, hatta durumu daha da kötüye gitti...
İşsizlik korkunç boyutlara ulaşarak Türkiye’nin en büyük sorunu oldu!
Her 3-4 gençten birinin işsiz durumda olması fecaatin ölçüsünü ortaya koymuyor mu?
Yoksulluk ise ayni şekilde alarm veren sorunların başında geliyor!
İşi, aşı, evi barkı olmayan insanlarla ülkede huzur ve istikrar nasıl sağlanır? Siyaset neler yaparak vatandaşın, halkın ilgisini (ve tabi ki oyunu) çekebilir. Onun tek yolu var; toplumun dini duyarlılığını mahirane biçimde seçim kozu ve avantajı yaparak hedefe ulaşmak. AKP işte bunu yaparak başarıya ulaştı!
Kemal Kılıçdaroğlu’nun partinin başına geçmesiyle, CHP’de uyanış geç de olsa yavaş yavaş başladı. Ancak, parti adına talihsizlik; genel başkan seviyesinde ki uyanışın, elan il örgütleri bazında, ne yazık ki kendini göstermiş durumda olmaması...
Durumun farkına varan Kılıçdaroğlu, İl başkanlarını toplayarak ciddi uyarılarda bulunmak zorunda kaldı.
Kılıçdaroğlu' partisinin il başkanları toplantısında başkanları kanalıyla örgütlerine ne gibi uyarılarda bulundu, birlikte okuyalım:
"Referandum için tüm gücümüzle çalışacağız. Hem genel merkez, hem milletvekili grubumuz, hem de parti örgütü teyakkuza geçip hep beraber bir çalışma yürüteceğiz. Ancak böyle başarı elde edebiliriz.
Ramazan ayı da referandum kampanya sürecinin önemli bir bölümüne denk geliyor. Bu ayda muhafazakâr kesimin, mütedeyyin insanların ve sade vatandaşlarımızın hassasiyetlerini göz önünde bulundurun. Sizlerden ricam 12 Eylül'e kadar içki sofralarından uzak durmanızdır.
İftar çadırlarını ziyaret edin. Orucunu açan insanlarımızla buluşup sorunlarını dinleyin. Teravih namazlarını ve camileri AKP'ye terk etmeyin. AKP'nin yöntemleriyle çalışıp hem bunların gerçek yüzünü anlatın hem de boşluk kalmasını önleyin.
Referandum kampanyasında çok iyi çalışın. Bire bir insanlarla temas kurun. Ev ev dolaşıp, özellikle ev hanımları üzerinde çalışma yürütün. Ev kadınlarına emekli yurttaşlarımıza bilhassa önemli bir yer ayırın."
CHP İl örgütlerinde ki durum, elan seçime yönelik umut verici bir ışık yansıtmıyor... Hürriyet Yazarı Yalçın Doğan, 13 Temmuz 2010 tarihli “Kılıçdaroğlu'nun kamburu: CHP örgütü” başlıkla yazısında bakın ne demişti:
”Adı ve yaşadığı il bende saklı. CHP'li bir üye. Üye olduğu CHP il örgütü ile ilgili gözlemlerini aktarıyor gönderdiği mektupta: İl örgütümüz işe, güce yaramayan insanlardan oluşuyor. Evden kaçanlar, il merkezine çay-kahve muhabbetine geliyor. Parti değil, sanki terapi merkezi. Lider ‘koşacağız' diyor, bırakın koşmayı, bunların yürümeye halleri yok. Her şeye muhalifler, sürekli hizipçiler. Çoğu itici, ama örgüt onların elinde... Partiye üye oluyorsunuz çalışmak için, size çalışma alanı filan verdikleri yok, o zaman üye olmanın da anlamı yok.”
Mektup ciddi bir uyarıyla sona eriyor:
“Genel Başkanın seçime kadar bu örgütleri yenilemesi gerekir. Seçimi kaybedersek, Kılıçdaroğlu'ndan dolayı değil, bu kafası kireçli örgütlerden dolayı kaybederiz.”
Buna benzer başka mektuplar da var. Kemal Kılıçdaroğlu ile telefonda sohbet ederken, Kılıçdaroğlu “örgütlerden daha iyi çalışma bekliyorum” diyor. Geçen hafta çıkan bu yazıma gelen mektuplar aynı içerikte.
CHP örgütleri büyük ölçüde dökülüyor. Kendi içlerine dönük laf salatası, sözüm ona siyasal tartışma.
Çoğunun halkla teması yok. Günlük siyasal programları yok. Laf ebeliği üzerine çeşitlemeler. Sıfıra sıfır, elde var sıfır.
Bazı il merkez binaları sazlı, sözlü, içkili, oyunlu eğlence mekanı gibi. Oyun oynanıyor, kafa çekiliyor.
Bu örgütler partiyi iktidara taşıyacak, öyle mi? Kahkahalarla gülerim bu iddiaya.
CHP örgütü sırtını Kılıçdaroğlu' na dayamış, gel keyfim gel.
İktidarı sadece onun katkısından bekliyor, kendi sorumluluğunu aklına getirdiği pek yok...”
Biz de, ucuz kahramanlık yapmalarına fırsat vermemek için ismini veremeyeceğimiz bir büyük ilimizde; CHP örgütündeki Kılıçdaroğlu çıkışına uymayan temposuzluğu ve işlevsizliği yakından ibretle gözlemlemekteyiz.
Yeni seçilen İl Başkanı’ndan kendi partileri bile şikayetçi... Ancak, seslerini çıkarıp bu durumu açıkça söyleyemiyorlar... İl başkan, siyasetçi değil de sanki bir bürokrat. Halkla ve kentin sosyal dinamikleriyle mesafeli.. Çevresindekilerin de kendinden farkı yok. İddia ediyoruz bu ilde böyle giderse CHP’nin referandumda ve seçimde hüsrana uğraması kesin!
Sonuç:
Toplum bireylerinin pek çoğunun anlamadığı ve ne olduğunu bilmediği “refaranduma” iki aydan az bir süre kaldı. 12 Eylül akşamı sandıklardan çıkacak “evet” ve “hayır” oylarının yüzdesi ve sonucu, “evet” kampanyasını sürdürecek olan AKP’nin dış güçlere bağlı yönetimdeki varlığını devam ettirmesi ve ülkenin kötü yönetilmesi adına büyük önem arz ediyor...
Halkı, referandumda “hayır” yönünde oy kullanması için bilgilendirmesi ve “evet” in ülke adına yaratacağı tehlikeleri halka anlatması ve bu konuda en yoğun çalışmayı yapması gereken siyaset merkezinin, konumu itibarıyla CHP olduğu tartışılmaz.
Ancak, partide ki halihazırda ki görünür duruma bakınca; referandumun “hayır” lehine sonuç vermesini bekleyenler adına, şimdiden söylemek isteriz ki eyvah ki eyvah!.. Başka ne diyelim?
BURHAN ÖZBEY