AKP TÜRBAN VE TERÖR
Ülkeyi yönetenler yani AKP iktidarı,
son birkaç yılda neredeyse tüm enerjisini türbanın üniversitelerde serbest kalması konusu ile Cumhurbaşkanlığı seçimine harcamayıp,
terörün nasıl en aza çekileceğine yoğunlaştırsaydı,
bugün büyük olasılıkla kahredici Aktütün olayını yaşamaz ve 15 gencimizi teröre kurban vermezdik.
AKP 2002 seçimlerinden sonra asıl çizgisini ve hedefini pek ortaya koymadı.
Ne zaman ki fazla oy almanın şımarıklığına kapıldılar, asıl niyetleri ortaya çıktı.
ABD’nin istediği “ılımlı İslâm” devletini hayata geçirmek için ciddi bir atağa geçtiler.
Bu partinin yüzde yüz laiklik karşıtı bir siyasi kuruluş olduğu Anayasa Mahkemesi kararıyla tescillendi.
Çıkıp ortaya demesinler ki, biz Atatürk’ün çağdaş medeniyetlere ulaşma çağrısına yürekten katılıyor ve bu uğurda yoğun çaba gösteriyoruz.
AKP’nin AB’ye girme konusunda yaptığı çalışmalar tamamıyla göstermelik ve dostlar alışverişte görsün taktiğidir.
AB’nin zaten Türkiye’yi asıl üye olarak kabul etmeyeceğini biliyorlar.
Amaç, gerçek hedeflerine ulaşmak için AB’yi araç olarak kullanmak.
Hani şu meşhur; “demokrasinin amaç değil de araç olduğu” söylem ve iddiası gibi.
Biliyorsunuz, “tramvaya binme inme” meselesi…
AKP geldiğinden bu yana toplumun bütün katmanlarında türban kullanımı hızla arttı ve artmaya da devam ediyor.
Sıradan insanlar, tepelerdekilere bakıyor neyi görüyorlarsa ona özeniyor ve öyle olmanın yollarını seçiyorlar.
Bir de buna, iş ve aş bulmak için, “tesettüre girme zorunluluğu” ortaya çıkınca, gittikçe başını dini simgeyle örten bir Türkiye’ye doğru hızla yol alıyoruz.
Ancak, tepelerde ki türbanlılarla (baş örtülüleri kast etmiyoruz), halk katmanlarındaki türbanlılar arasında ki gelir farkının, korkunç biçimde hızla arttığının ne yazık ki tabanda ki sürünen insan göremiyor.
Tekrar ediyoruz, AKP hükümeti iktidar süreci içerisinde “Türkiye’yi dini simgeli tesettüre büründürmek” için başta ülke güvenliğinin sağlanması ve başbelası terörün önlenmesine yönelik gereken çaba ve yaptırımları ortaya koyamamıştır.
Birinci dünya savaşında milyonlarca insanın hayatını yitirmiş olmasına karşın, neden 40 milyon insanın canına mal olmuş olan İkinci Dünya Savaşı gibi bir facia yaşandı sorusunu, ünlü bir devlet adamı şöyle yanıtlıyor:
“Birinci Dünya Savaşı’nda yeteri kadar general ölmedi de ondan”
Daha ne söylensin ki?...
Aktütün’de genç yaşta Allah’ın katına uğurlananlar, askerden kaçmak için sahte sağlık raporları almak gibi bir yola sapmadan, vatanları uğruna kahramanca canlarını vermekten kaçınmadılar.
Allah mekanlarını cennet eylesin!
Bu, dünya’nın her yerinde böyle midir?
Savaşlarda; siyasilerin oy almak için hep şu “garip gureba” edebiyatı yaptıkları insanların, anaların babaların çocukları mı ölür?
Kimse, terörü vesile ederek gözbebeğimiz Türk Silahlı Kuvvetlerimizi (TSK) haksız yere suçlamaya ve bu yolla yıpratmaya kalkmasın.
Bugün ülke halkının büyük oranda güvendiği tek kuruluş TSK’dır.
TSK’nın maddi ve manevi varlığı “bizim kutsalımızdır.”
Ortada yanlış giden bir şeyler varsa, hiç kuşkusuz bunun tek sorumlusu “siyasi iradedir”.
Hangi siyasi irade derseniz, ABD’yi dost ve müttefik sanan ve yıllardır onun yörüngesinden ayrılamayan iktidardır…
İktidarın kendilerine yönelik suçlamalar karşısında Deniz Feneri olayında ortaya koyduğu müthiş tepkisel refleksi,
“terör” konusunda da göstermesini beklediğimizi belirterek yazımıza son noktayı koyuyoruz…
BURHAN ÖZBEY