AKP'NİN GİTMESİNİ İSTEMEK SUÇ MU?
Başbakan Erdoğan, AKP’nin iktidardan gitmesini isteyenlere daha doğrusu bunu temenni edenlere çok kızmış.
“Türkiye’den AK Parti yönetiminin gitmesi lazım diyen köşe yazarları var. Bunu utanmadan, sıkılmadan televizyonlarda söyleyecek kadar maşallah cesurlar” demiş. (Vatan – 20 Haziran 2010- Mustafa Mutlu)
Vatan yazarı Mustafa Mutlu yazısının son bölümünde şöyle diyor.
“…Gelişmiş demokrasiler için son derece doğal olan, bir yazarın Türkiye’de ki iktidarın değişmesini istediğini söylemesi bile Türkiye’de cesaret kriteri haline geldi… Bu bile Türkiye Cumhuriyeti için zül değil mi?”
***
Şaşırdık… Hem de çok şaşırdık…
Bir gazeteci ya da sıradan vatandaş, “hükümet başarısız artık gitmeli” diyemez mi? Bunu istemek yasak mı?
Böyle bir açıklamaya bile karşı çıkmak ve tahammül edememek, nereye geldiğimizin hazin tablosu değil mi?
Bu sözün tersini söylemek yani AKP hiçbir zaman iktidardan gitmemeli, önümüzde ki seçimde de iktidarda kalmalı gibi bir görüş belirtmek herhalde vatanseverlik sayılıyor (!)?
Çevremizde AKP’nin bir dakika bile iktidarda kalmasını istemeyen o kadar çok insan var ki, onlarda mı Sayın Başbakan’a göre “maşallah çok cesurlar?”
Demek ki biz de Sayın Başbakan nezdinde “tu kaka” bir vatandaşız.
Çünkü iktidara, AKP’ye sempati duymuyor ve bir an evvel seçim yitirerek çekip gitmesini istiyoruz…
Bunu istemek, bizi ve bizim gibi düşünenleri acep “Ergenekoncu mu?” yapmış olur (!) Ne der siniz? Üstelik bir de Atatürk’e ve onun ilkelerine, cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yürekten bağlı bir vatandaş olmamız da dikkate alındığında, “yandı gülüm keten helva!”
***
Ömrümüzün 25 yılı devlette müfettişlik/başmüfettişlik/ teftiş kurulu başkanlığı yaparak geçti. Basın camiası içerisinde yaklaşık 15 yıldır varız. Bunca süre içerisinde, ülkemiz adına ne bürokratik yaşamımızda ne de basında bulunduğumuz süreç içerisinde, bu dönem kadar, hiç kötümser ve umutsuz olmadık! Bir gün gelecek de, “Türkoğlu Türküm” demenin bile tepki çekici bir tablo yaratacağını düşünmedik…
Bir başbakanın gün gelecek, ülkenin basınına, yargısına savaş açacağını, çıkıp halkın huzuruna hemen her konuda tehdit edercesine hiddetli, şiddetli konuşmalar yapacağını, neredeyse önüne gelen herkese kızıp haşlayacağını aklımıza getirmedik
Sayın Başbakan’ın hoşuna giden yargı kararları alınırsa güzel, aksi olursa “Türkiye’de yargıya güven kalmamıştır” oluyor öyle mi?
Bir başbakanın bu yönde ve bu düzeyde açıklamalar yapması ülke adına büyük talihsizliktir… Her an yanından bulunan ve kendisine yol tayin eden, kurmayları, danışmanları “büyük cesaret” gösterip Başbakan’a yanlış yolda olduğunu söylemeleri gerekir…
****
BIÇAK KEMİĞE DAYANDI
Milletin tahammül edecek gücü kalmadı. Her ailede işsiz var.
Gençlerimizin dörtte biri işsiz, aşsız ve gelecekten umutsuz…
Sokaklar, kahveler, kafeler işsizlerle dolu…
Düşünebiliyor musunuz, son beş yıl içinde ülkemizde bir milyon çift boşanmış durumda… Çaresiz kalan namuslu ev kadınları, genelevlerde fahişe olmak için sıra bekler duruma gelmişse varın gerisini siz düşünün…
Yolsuzluk kelimesi AKP’nin söyleminden tümüyle düştü…
Sanki ülkede hiç yolsuzluk olmuyormuş gibi başbakan bundan tek söz etmiyor. Beş yıl önce “yolsuzluğun damarına girdik” diye halka açıklamalar yaptı ama o damarda neler oldu kimse bilmiyor…
***
Basında okuyoruz ihaleler hep yandaşlara gidiyor.
Bu nasıl oluyor diye soran eden yok…
“Şekli” mal varlığı açıklamaları hiçbir biçimde sağduyulu vicdanları tatmin etmiyor, aksine isyan ettiriyor…
“Allah kitap” diyerek yola çıkarken bu halka neler vaat edilmişti?
İnsanlar bunlarda “Allah korkusu var” diye AKP’ye oy verirken hangi beklentiler içindeydiler, bugün durum ne?
Gerçek “Allah kitap korkusu” söylemle değil eylemle olur…
Temelde dürüstlük yoksa gösterişli ibadetlerin, oruçların, Hac ve Umre’lerin Allah indinde bir önem ifade etmeyeceğini kutsal kitabımız yazıyor.
Kul hakkını korumayanlar, benim karşıma gelmesin diyor Yüce Allah!
Bitti… Daha ötesini tartışmaya gerek yok...
***
Anaların babaların yüreği paramparça oldu…
2000’li yılların başında terör bitti artık güneydoğu’ya yatırımlar yapılacak denirken, bugün neredeyse her gün üç beş evladımızı Güneydoğu’da teröre kurban veriyoruz..
Son bir ay içinde 50’yi aşkın ana kuzusunu şehit verdik…
Şehit olanlar kimlerdi?
Gecekondularda oturan, kömür çuvalları ve kuru bakliyat paketleriyle aldatılarak oyu alınan, sahipsiz garip gurebanın talihsiz yavruları…
Peki bunun sorumlusu kim?
2002 yılından bu yana iktidarda olan AKP iktidarı; kendi döneminde terör nedeniyle sel gibi akan kanlar için kendisini hangi gerekçeyle savunabilir…
Terörle mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK); tarihinde görülmemiş ölçüde yıpranmış, yıpratılmış, hırpalanmış ve suçlanmış durumda.
Darbe yapmakla suçlanan TSK; bugün 2010 Türkiye’sinde en büyük darbeyi yemiş olan kurum durumundadır…
Şanlı ordumuzun değerli komutanları, terörist, çete örgütü üyesi suçlamasıyla pasifize edilmiş ve aylarca “vatan haini” konumuna getirilerek demir parmaklıkların ardına konmuşlardır…
***
SONUÇ:
Millet ürkek, korkak geleceğinden endişeli…
Sokaktaki sıradan bir vatandaş bile, telefonunun dinlediğinden şüphe eder hale gelmişse, o ülkede huzur ve güvenden söz edilebilir mi?
Böyle bir ülkede, iktidarın çekip gitmesini istemek ve beklemek suç mu?
Bakalım daha neler göreceğiz?
BURHAN ÖZBEY