ALEVİLER SEVGİ İNSANIDIR
Sevdiğimiz, saydığımız alevi kökenli basın mesleğinde Kocaeli’de tanınan saygın bir isme, bir değerli dostumuza, geçtiğimiz yıllarda bir gün; “ Alevilik nedir, felsefe itibarıyla neyi savunur, kısaca ve öz olarak beni aydınlatır mısın” diye sormuştum.
Dedi ki: Aleviliğin temel felsefesi önce insana değer vermek ve insanı sevmektir. Alevilik; toplumsal yaşamda insan sevgisine, dostluk ve arkadaşlığa, barışa, kardeşliğe önem veren bir öğretinin ve inancın adıdır…
Ben de o zaman aynen; “ Eğer Alevilik buysa, o halde ben de (felsefe olarak) aleviymişim.” demiştim.
X
Okul yıllarımda ve iş yaşamına atıldığım ilk yıllarda; bana insancıl gelen, sevdiğim arkadaşlarımın birçoğunun sonradan alevi olduklarını öğrenmiştim.. Aradan yıllar geçti, onların “değerli dostluklarını” bugün hep özlemle anarım.
Şöyle düşündüğümüz zamanlar oldu; demek onlar meğer aleviylermiş ki, bu denli İNSANA ve SEVGİYE değer veren arkadaş ve dostlarımmış.
Bu satırları alevi kardeşlerimizin hoşuna gitsin diye yazmıyoruz.
İçimizde ki Aleviler hakkında beslediğimiz duygunun saf ve arı biçimde dışa yansımasıdır. İki yüzlülükten, samimiyetsizlikten arınmış gerçek sevgiye, dostluğa ve arkadaşlığa her kimde olursa olsun saygı duymamak ve değer vermemek olanaklı mı?
Umarız, bundan sonra yaşam kulvarında karşılaşacağımız ve yeni tanıyacağımız alevi vatandaşlarımız; geçmişte tanıdığımız alevi arkadaşlarımızın, tanıdıklarımızın, alevi kesimi hakkında belleğimize nakşettiği güzel duygu ve düşüncelerin üzerine insani hatalarla karlar yağdırmazlar…
X
Geçtiğimiz günlerde Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Kocaeli Şube Başkanı Sayın Ali Buğdacı ile Alevilik üzerine bir sohbet yaptık.
Başbakan Tayip Erdoğan’ın, geçtiğimiz hafta alevi kesimine vermiş olduğu iftar nedeniyle, iftarın yapıldığı gün akşam saatlerine doğru, yaptığımız sohbette; Sayın Buğdacı’nın anlattıklarından ve ortaya koymuş olduğu tepkiden anladık ki; Kocaeli’de de Alevi kesimi, Sayın Başbakan’ın ve AKP’nin, Alevilere yönelik “taktiksel” yaklaşımını, içten ve inanılır bulmamış.
Aleviler kendilerine yönelik uygulamalardan ve yaklaşımlardan geçmişte olduğu gibi 2008 Türkiye’sinde de bir hayli rahatsızlar… Bize göre de AKP Alevilere karşı samimi değil. Biz Alevi değiliz, ancak Alevi kardeşlerimize yapılan haksızlıkları ve yönetenlerin onlara karşı tutumlarını kesinlikle doğru bulmuyoruz.
Aleviler geçmişten bu yana, ana sorunlar olarak nelerden yakınıyorlardı, kısa bir hatırlatmada bulunmak için, gazeteci - yazar Neşe Düzel’in Alevi Vakıfları Federasyon Başkanı Doğan Bermek’le bundan bir buçuk yıl önce yapmış olduğu röportajın bir bölümüne kısaca birlikte göz atalım.
Röportaj Düzel’in Doğan Kitapçılıktan birinci baskısı Ocak 2008 de (bu ay) çıkmış olan “Hesaplaşma” kitabında (Sayfa: 95-96) yer almaktadır. Konuya duyarlı okurlarımızın kitabı okumalarını öneririz.
“Alevilerin diğer Müslümanlarla ortak din özellikleri neler?
Aynı peygambere, ayni kitaba inanıyoruz. Ama ayni kitabı aynı şekilde anlamıyoruz. Maalesef problemimiz o.
Türkiye’de Alevi olduğunuz için hâlâ baskı görüyor musunuz? Sırf Alevi olduğunuz için zorluklarla karşılaşıyor musunuz?
Fanatik kesimlerin kontrol ettiği bazı yerlerde evet zorluklarla karşılaşıyoruz. Mesela fanatik yönetimlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir Alevinin İl müdürü olması kolay değildir.
Uygulamada farklılıklar olabiliyor.
Bir kentte bir valiyle yakın ilişki kurabilirsiniz, bir başka ilde eğer vali köktendinciyse size Alevi olduğunuz için çok ters davranabiliyor.
Ama halk arasında Alevi-Sünni düşmanlığı yok.
Hatta insanlar birbirini tanıdıkça bu çelişki giderek kayboluyor.
Aleviler devletten ne istiyor?
Devlet kaynaklarının doğru, eşit ve yansız kullanılmasını istiyoruz.
Cemevlerinin cami statüsünde olmasını, camilerin yararlandığı imkânlardan yararlanmasını istiyoruz.
Devlet kaynaklarının yanlı kullanıldığının en somut örnekleri Diyanet’te ve Milli Eğitim’de ortaya çıkıyor.
670 tane imam-hatip okulu var.
Alevilerin de inanç adamı dede ve zâkirdir.
Hani dede- zâkir okulları? Neden bir tane bile yok?
Bir sürü ilahiyat fakültesi var. Tasavvuf bölümü yok.
Ama bu fakültelerdeki hocalar ve bilim adamları da dini öğrendikçe Diyanet baskısından rahatsız olmaya başladılar.
Onlar da Diyanet’in inancı siyasallaştırılmasından rahatsızlar.”
Yazımızı ünlü düşünür Hacı Bektaş Veli’nin sözleriyle noktalayalım:
Hararet nardadır, sac’da değildir,
Keramet baştadır, tac’da değildir
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir.
BURHAN ÖZBEY