Hayatlarına ‘kanser’ giren insanları şimdi daha çok iyi anlıyorum….
Kötü bir özelliğim vardır ki, gözlerimi kapatmadan birkaç yıl sonrasındaki karelerin içinde gezinirim. Bu tahayyüllerimin sadece birinde irkilip, o günlere olan yolculuğumu keserdim. O da çok yakınıma ’kanser’ hastalığının yaklaştığını hissettiğim anlardı. "Bugünden kasvete, kederlenmeye ne gerek var?" diye kendime kızarak, başımı çevirir, o kötü hissi tüm gücümle kendimden uzaklaştırırdım. Lösev’in reklamlarına bile tahammül edemez, kanser hastalarının hikayelerine kulak tıkardım. Bu hastalık; ıstırabın, çirkinleşmenin, ölümle koyun koyuna yatmanın, cehennem azabının dünyadaki adresiydi benim için. Ölümün her türlüsüne razıydım, onu tatmaktansa, onunla tanışmaktansa.
….En sevdiğim için, hayatımdaki kimliğinden sonra ‘canın’, ‘aşkın’, ‘hayatın’, ‘gözbebeğin’, ‘ışığın’ gibi ikinci tanımların hepsini kabul edebilirdim de, ‘kanser’ denmesini nasıl çekerdim sineye? Doktorla defalarca tartıştım, onu bu sözü telaffuz etmemesi, anneme bu hastalığı yakıştırmaması, teşhis için acele etmemesi, en kötüyü düşünmemesi ve bizi buna hazırlamaması için…’Mavi boncuk dağıtmamı beklemeyin, anneniz kanser’ diye tekrarlamak zorunda kaldı, ellerine yapışıp ağladığımda. Hemen diz çöktüm Allah’a. Onu bizden alacağının haberini vermesi üzerine, onunla geçecek her saniyemizin kıymetini bilmemiz konusundaki uyarısını, bunun için de ona mümkün olduğu kadar az acı vererek, adaletini dengelediği mesajını aldığımı bilmesini istedim. Annemi bizden çok sevmesini ve onun bu dünyada yeri olmadığını söylemeye çalıştığını anladığımı da ifade ettim. Şunlar için annemin mukadderatını yeniden belirleyebilir mi diye sordum Rabbime:‘Onun bizim için nasıl bir iyilik modeli olduğunu düşünmesini, bizi doğru yolda tutma çabasını unutmamasını, hayatlarının başında evlatlar olarak ona ne kadar ihtiyacımız olduğunu görmesini, onun bize nasıl aktivatörlük, uyarıcılık yaptığını, düşmek üzere olduğumuzda ismimizi bağırarak, gözleriyle bizi yerden kaldırışını, kötülüğe boyanmış evrende, bizim kötülüğümüzü istemeyecek tek insanı kaybetmemizin aynı zamanda hepimizin sonu olduğunu, dualarıyla kazamızın, belamızın önüne geçen o kudretin gidişiyle ayağımıza diken batsa onun nasıl kangrene dönüşebileceğini ve bu şekilde belki de insanlığın sonunun nasıl gelebileceğini anlatmaya çalıştım. Bunları bilmediğinden değil ama “Kaza ve kaderi ancak dua geri çevirebilir”, “Ömrü ancak ana babaya iyilik arttırır” hadisinden , “Allah dilediğini siler, dilediğini de sabit bırakır ama değişmeyen kitabın anası, asıl kaynağı, Allah’ın özel katındadır” ayetinden aldığım cesaretle, kaderini yazdığı bir insan için Allah’ın silme payından medet umdum. Dua, göğün anahtarıdır ama anahtara iki diş lazım; helal yiyeceksin, doğru konuşacaksın. Bunları kısmen, bildiğim kadarıyla yerine getirdiğime göre, Allah’ımın annemi bize bağışlayacağı günleri beklemeliyim.
Annem tedavisinin başında. Hastalığının evresini biliyorum ama ömrünün hangi evresinde bilmiyorum. Dileğim onun acısı, bizim dünyamıza karışmasın.
Bugünlerde kanser hastası olan eşini terk edip, genç bir kadınla evlendiği için Ali Taran eleştiriliyor. Ayşe Hatun’un yaşadığı ise, tam bir ‘electra sendromu(oedipus sendromu)’ Yani babasına düşkün olan kız çocuğunun kıskançlığının kendisine zarar verme noktasına ulaşması. Fakat Ali Taran’ın psikolojisini anlamakta zorlanmıyorum. Kanser hastası yakını olarak, kanser hastasından daha ağır bir psikoz yaşadığı ortada. Eşini kaybetme psikolojisini kendisine yediremediği için, çareyi onu terk etmekte hatta aldatmakta bulmuş biri o. Çünkü eşi için elinden gelen her şeyi yapmış. Eski eşinin deyimiyle, Ali Taran kanserin her aşamasını onunla yaşamış, hastanede yanında kalmış, karşısındaki yatakta uyumuş, dikişlerini kendi elleriyle pansuman yapmış… Yapacakları tükendiğinde bilincine, hafızasına adeta bir elektro şok yaşatıp, hayatı başa sarmak istemiş. Bu aslında çok sevdiği bir insanın ölümünden sonraki hayata geçiş transını anlatan bir durum.
Ben de annem için zaman zaman bunu yapıyorum. Onu terk etmek tabi ki yapacağım son şey bile olamaz ama bazı şeyleri kendime yavaş yavaş öğretiyorum. Ondan önce hayata veda etmeyi arzu etsem de, onun hastalığının akıbetine yabancı kalmıyorum. Hatta öyle ki, onun hastalığını kabullenme sürecimin hemen ardından, hiç ummadığım insanlara sarılmalarımın bile geldiğini itiraf edebilirim. Ali Taran, eşi için değilse de kendisi için umutlarını ayakta tutmaya çalışıyor kanımca. Çünkü yeniden birisine destek olması gerektiğinde buna ihtiyacı olacak. Ve belki de kaderiyle baş başa bıraktığı sanıldığı eşi, daha da güçlenerek, yalnızlığın saltanatından kuvvet alacak. Ve dolaylı yoldan Ali Taran, iki kadının hayatını kurtaracak. Kim bilir?
hulyaokur06@gmail.com