ALLAH ALLAH DİYEREK SAVAŞAN ORDU…
“Savaşarak Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonra da Türk milletini yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın onun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern Türkiye’nin Ata’sına değer bir görünümden başka bir şey değil.” (Winston Churcill, İngiltere Başbakanı)
Halkın yarısından fazlasının inanmadığı ve “yalan senaryosu” olarak gördüğü Balyoz adlı sözde darbe planında ne deniyordu?
Fatih Camii TSK tarafından bombalanacaktı.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ bu iddiaya karşı ne dedi?
“ALLAH ALLAH diyerek düşmana saldıran ve alt eden bir ordunun nasıl olur da Allah’ın evi camiyi bombalamak gibi bir eylem içinde olur, bunu söyleyen ve düşünen vicdansızdır.”
Sözü yüzyılın lideri eşsiz insan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e bırakıyoruz:
“10 Ağustos 1915 Conkbayırı’nı almak ve bütün Boğaz’a hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı.
Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzereydi.
8. Tümen komutanı ve diğer subayları çağırdım.
‘Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum.
Ancak siz acele etmeyin, evvela ben ileri gideyim, size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız’ dedim.
Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim.
Hücum baskın tarzında olacaktı.
Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım.
Binlerce askerin bulunduğu Conkbayır’ında çıt çıkmıyordu.
Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyorlardı.
Kırbacımı kontrol ettim, başımın üzerinden kaldırıp çevirdim ve birden aşağıya indirdim.
Saat 04.30’da kıyametler kopmuştu.
İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı.
ALLAH ALLAH sesleri bütün cephelerde, KARANLIKTA GÖKLERİ YIRTIYORDU.
Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu.
Düşman topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor, her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu.
Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım, elimi göğsüme götürdüm, kan akmıyordu.
Olayı Yarbay Servet Bey’den başka kimse görmemişti.
Ona parmağımla susmasını emrettim.
Çünkü vurulduğumun duyulması bütün cephelerde panik yaratabilirdi.
Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu.
O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpışmıştım.
Yalnız şarapnel vücudumda kalbimin üzerinde aylarca geçmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı.” “Zihinsel Uyanış – Ethem Kocabaş- Altın kitaplar- Nisan 2008 – Syf: 154)
X
Dünyanın hayran olduğu Büyük Önder Atatürk’ün yarattığı Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde, ne yazık ki bugün kara bulutlar dolaşıyor. Onun ordusuna en ağır ithamlarda bulunuyor. Neredeyse haftada bir darbe ya da suikast iddiaları gündeme geliyor…
İşte Genel Kurmay Başkanı’nın yukarıda okuduğunuz açıklaması ve işte Onu tamamlayan Yüce Atatürk’ün yine yukarıda okuduğunuz tarihi açıklamaları. Hiç Türk Silahlı Kuvvetleri, böylesine çirkin bir iddianın hedefi haline getirilir mi? Akıl almıyor…
Yeter artık!..
AKP , 22 Temmuz 2007 Genel Seçimi’nden sonra, giderek dibe vuran düşüşünü durdurabilmek için, ortaya atılan doğruluğu kanıtlanmayan tutarsız iddialardan medet umar duruma geldi.
Dini duyguları her zaman güçlü alan Türk halkını; ordusunu dine karşıymış gibi göstererek ya da buna uygun zeminler hazırlatarak, siyasi prim yapmak ve yaklaşan genel seçimde yine mağduriyet görüntülerine girerek havadan oy kapmanın planı içerisinde.
Sürekli dini sömürerek siyaset yapan, ancak kendileri CHP Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce’nin TBMM’de yaptığı “muhteşem tarihi konuşma”da ileri sürdüğü gibi, lüks villalarda, pahalı jeeplerle tatlı hayat süren AKP’nin üst düzey takımı; ne yapıp edip bu “toz pembe hayatlarını” sürdürmenin çabası içerisinde…
Millet açlıktan, yoksulluktan, çaresizlikten kırılıyor. TEKEL işçileri, neredeyse canları pahasına Ankara’nın soğuğunda haftalardır yaşam savaşı veriyor. Öğretmenlerimizin durumu içler acısı! Basında onlar adına okuduğumuz kimi haberler, utandırıyor ve yürek burkuyor. “ Pavyonda çalışan öğretmenler var” (Sözcü – 31 Ocak 2010). Her üç gencimizden biri işsiz. İşsizlik, ekonomik çöküntü korkunç boyutta… Emekli bırakın açlık sınırını “ölüm sınırı”na gelmiş durumda… İşçi, memur, küçük esnaf bitti bitecek…
Daha ne diyelim…
BURHAN ÖZBEY