O yıllarda dört yaşında bir çocuk olarak böyle gözlemlemiştim. Sonra "Eğreti Burjuvalar" adlı kitabımda, Batı tarzı yaşamın halka inmediğini, Türkiye’de Atatürk Devrimlerinin halk tarafından sorgulandığını ve "Neden ille de Batıcılık" sorusunun yanıtını bulamadıklarını incelemiştim.
Batı tarzı yaşam o dönemlerde Atatürk bürokratları ve aydınları tarafın’dan gündeme getirildi. Evet balolar vardı. Eskişehirde tenis kortu da vardı.Ama bu yaşamı sadece dışardan gelen bürokratlar ve eşleri yaşardı, Eskişehir eşrafı ve yerlisinin yaşam tarzı bu değildi. Onlar geleneksel başörtüleri ile herşeye rağmen kadınlı erkekli yaşama pek katılmadan kaldılar. Zaten patlayan nüfus, ve kentlere göç Batıcılığı azalttı. Kente gelenler, kentleşmedi, kentler arabeskleşti. Batı taklitciliği halka inmedi.
Dönemin aydınları da Batıcılığı taklit ederek yaşadılar.İçselleştirmediler, ve farklı bir tarz koyamadılar. Arada kaldılar. Ben de onlara "Eğreti Burjuvalar" dedim. Tenis kortu sadece Eskişehir Şeker Fabrikasında vardı. Oraya yanlızca çalışanlar giderdi. Eğer Büyükerşen’in dediği gibi olsaydı o günden beri halk tenis oynuyor olurdu. Keşke Büyükerşen Eskişehir’i bir mucize kent haline getirirken, takıldığı bir noktayı bana sorsaydı. Zira gerçekten aynı ortamın insanlarıydık. Ve biz onunla iftahar ediyoruz. Ancak Büyükerşen bu mucizeyi benim dediğim zamanlardan 6O yıl sonra gerçekleştirdi. Oradaki yeni hayatı da Üniversite üstüne kurdu. Orası bir işçi şehri iken öğrenci kenti oldu. Yani Batıcılık özentileri ile değil.
Altaylı’ya gelince onu hiç tanımam.Benim boş laflar ettiğimi düşünmüş, neye dayandırmış anlayamadım.