ATİNA, 23/07(BYE)---Aylık Amina&Diplomatia (Savunma ve Diplomasi) dergisinin Temmuz 2010 tarihli sayısında, diplomasi bölümünde, Andreas Kutras imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haber-yorumun çevirisi şöyledir:
Erdoğan hükûmetinin, özellikle askerler tarafından temsil edilen derin devletle sürtüşmesi ve Yunanistan'da para-finans sorunları nedeniyle var olan durum, Ege'deki gerginliğin artması, belki de sıcak bir "olay" meydana gelmesi konusunda korkular doğuran garip bir karışım oluşturuyor.
Söz konusu teoriyi destekleyenler Ankara'daki generallerin kabul ettikleri iç baskıların, Ege Denizi'nde yapay bir gerginlik yaratarak krizin dışa vurmasına yol açacağına dikkat çekiyorlar. Düşünülecek olursa, Türkiye'nin askeri liderliğinin bu tür planlar yaptığı kısa süre önce ortaya çıktı.
Yunan hükûmeti ilgisini, Yunan halkının kapısını "çalan", daha doğrusu yıkan ekonomik krizin aşılmasına yoğunlaştırdı. Başbakan Yorgo Papandreu bu konuda "ulusal krizden" söz etti. Türklerin büyük olasılıkla, hazırladıkları planlardan bazılarını faaliyete geçirerek bu durumdan faydalanmaları bekleniyor. Sunio'ya kadar ulaşan, Mikonos'tan ve Siklad adalarından geçen savaş gemilerinin Ege'de sık sık "tekne gezisi" yapmaları, Avrupa Frontex operasyonu uçaklarının sürekli olarak taciz edilmeleri ve doğu Ege'de askeri operasyon gerçekleştirilmesinin yasaklanması için NOTAM yayınlanması kaygı verici hareketler olarak nitelendiriliyor. Yunan Silahlı Kuvvetleri bu nedenle her duruma hazırlıklı olarak büyük bir dikkatle Türkiye'nin hareketlerini takip ediyorlar. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ise savaş gemileriyle "tur yapan" Türklerin beklentilerini ortaya koyan araştırmalar yapmış durumda. Bu araştırma siyasi tepkinin planlanması ve bilgilendirme için Dışişleri Bakanlığı'na gönderildi.
Bunların, Türkiye'nin Ege'deki taleplerinin güçlendirilmesi ve Türk-Yunan ilişkilerinde Ankara'nın tezlerinin kabul ettirilmesi için uygulanan hedefi belli askeri taktikler olduğu değerlendirmesi yapılıyor. Özellikle Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın girişimiyle ve Yorgo Papandreu'nun onayıyla ikili diyalog yönünde bir hareketlenme olduğu bir dönemde. Hedefi olan bu hareketler hangileridir? İlk olarak Türk gemilerinin Attiki bölgesine kadar gelmeleri. Geçen Ekim ayından bu yana Ankara'nın toplam altı gemisi Sunio, Kavo Doru, Mikonos ve genel olarak Siklad adaları aracılığıyla Aksaz'dan Çanakkale Boğazı'na, oradan da geriye sefer gerçekleştirdiler.
Bu vakaların şans olduğunu düşünmek saflık olur. Savunma Bakanlığı yetkilileri "kabadayılık" gösterişi bir yana bu gezilerin "saldırgan hareketler" nitelikleri de taşıdıklarını düşünüyorlar. Daha somut olmak gerekirse: belki de Türkler, radar sisteminin işleyişini, önleme sisteminin faaliyete geçme süresini ve genel olarak Ege'deki Yunan varlığını "deşifre ederek" olası bir krizde Yunanistan'ın tepki planını inceliyorlardır. Aynı zamanda, karasal Yunanistan'da ve adalarda olası hedefler tespit ediyor olabilirler. Ayrıca, Andros atış alanının, Yunan savaş gemisinin atışlar gerçekleştirdiği bir saatte Türk savaş uçakları tarafından ihlal edilmesi olayını da vurguluyorlar. Türk uçakları çok alçak irtifada ve Yunan Deniz Kuvvetleri firkateyninden iki milden daha yakın uzaklıkta uçtular.
Bir diğer Türk stratejisi, yasadışı göçmenliği önlemeye çalışan FRONTEX'in rahatsız edilmesidir. Türkler son dönemde püskürtme tehditleri dile getirmeye başladılar. Atina FIR'ı içinde uçan uçaklara karşı dile getirdikleri "Türk hava sahasını ihlal ediyorsunuz" söylemine "eğer uzaklaşmazsanız taktiksel operasyon yapacağız" tehdidini eklediler. Söz konusu tehdidi İnusses bölgesinde uçan "Super Puma" tipi Yunan helikopterine karşı da dile getirdiler. Ayrıca rahatsız etme bölgelerini de genişlettiler; Datça ve İzmir radarları, Eşek adası ve Bulamaç adasından sonra Sisam ve Sakız adası arasında uçan FRONTEX araçlarını bile telsiz aracılığıyla rahatsız etmeye başladılar Ankara'nın, Semadirek adasındaki askeri tatbikatın iptal edilmesini talep ettiği NOTAM yayınlanmasıysa ulusal egemenlik haklarımızın reddedilmesinde yeni bir pratik oluşturuyor.
Bu taktikler, Atina FIR'ının ve ulusal hava sahasının günlük düzeyde ihlal edilmesi, adalar üstünde uçuşlar, "gri bölgeler" ve doğu Ege adalarının silahtan arındırılması politikasının yeniden gündeme getirilmesi yoluyla dile getirilen ve doğu Ege'nin (25. meridyenden sonra) ortak yönetimini hedefleyen Ankara taleplerine ekleniyor. Yunanlı askeri ve diplomatik kaynaklar Ankara'nın, yeni sayılabilecek nitelikler ekleyerek (politikası 1974'ten beri aynı olsa da), son dönemde Ege'de özel askeri varlık geliştiriyor olabileceğini vurguluyorlar. Bunun hedefinde de Türk-Yunan ilişkileri gündeminin "zenginleştirilmesi" ve Erdoğan'ın Atina ziyareti öncesinde mesajlar göndermek olabilir.
Türkiye'nin talebi ne olabilir? Bir güven artırıcı önlem şeklinde 25. meridyenin doğusundaki bölgenin, Yunan ve Türk savaş uçaklarının uçuşunun yasaklanması yoluyla "gerilimden kaçınma" bölgesine dönüşmesi ön görecek bir siyasi anlaşmanın ilerletilmesidir. Sadece NATO veya üçüncü ülkelerin uçuşlarına ve askeri tatbikatlara izin verilecek. Diğer bir deyişle doğu Ege silahtan arındırılmış olacak, Türkler savaş uçaklarını "NATO" uçakları gibi vaftiz edecek ve aşamalı olarak yarı Ege'nin kontrolünü elde edecekler. Yunan Milli Savunma Bakanlığının siyasi liderliği konuyla ilgili haberleri yalanlamaya çalışsa da hükümetin bu tip planları incelemediği açık ve net bir şekilde ret edilmedi. Her halükarda Türk basın organları, "Ege'deki Türk-Yunan hava ve deniz sürtüşmelerinin kısıtlanması" ve Türk tehdidini ele almak için gerçekleştirdiği hava ve deniz faaliyetlerinin kısıtlanmasıyla Yunanistan'ın 2 milyar avro kâr elde etmesi hedefiyle Türkiye-Yunanistan arasında bir anlaşmadan söz ediyorlardı.