Son Haberler
27.05.2012 Pazar 03:09
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

"Anayasa Mahkemesi'ne bakmak..."
Hiç bugün yazı yazacağım yoktu ama dün sabah The New York Times’da okuduğum bir haber analiz içimdeki bütün kıskançlık dürtülerini harekete geçirdi ve beni bu ‘haset’ yazısını yazmak için sıcak pazar günü bilgisayarın başına geçirdi. 26.07.2010 17:59

 

 İSMET BERKAN

RADİKAL

Anayasa Mahkemesi'ne bakmak...

 

 

 

 

Önce The New York Times’daki haber analiz:

Gazetenin tecrübeli siyasi muhabirlerinden Adam Liptak, taa 1937 yılından 2009 sonuna kadar Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını incelemiş, benzer incelemeleri yapan akademisyenlerle konuşmuş ve mahkemenin özellikle son yıllarda daha da muhafazakârlaştığı sonucuna varmış.

İnanılmaz uzunluktaki haber analizin tamamını burada aktaracak değilim; meraklısı internetten girip okusun bu son derece aydınlatıcı yazıyı; benim derdim, başta da söyledim kıskançlığım.

Temelde iki şeyi kıskandım: 1. Herkes gelişmiş Batı ülkelerine bakar ve kimi kaldırımların yüksekliğini, kimi trafiği, kimi gelişmişliği, kimi kültür sanat ortamını, kimi kadın-erkek ilişkilerini, kimi akla hayale gelmeyecek başka bir şeyi veya pek çok şeyi kıskanır, ‘Keşke bizde de böyle olsa’ der, bense özellikle Amerika’da yapılan siyasi tartışmaların netliğini ve sonuca ilişkinliğini kıskanırım, her şey ve herkesin pozisyonu nettir, tartışmalar sırasında çok abuk subuk şeyler söylense dahi aslında çok az enerji kaybedilir, her şey bir sonuca varmak içindir; 2. Amerika’da da aynen bizdeki gibi taraflı, ideolojik olarak körleştirici gazeteler ve TV’ler var ama onların kıymeti harbiyesi bir yere kadar, esas ağırlığı burada bizdekinin tersine tarafsız değilse de objektif olmaya gayret eden ve dün okuduğum türden ayrıntılı analizlerle kuvvetli görüşleri dile getiren ‘kaliteli’ gazeteler oluştururlar ve bu gazeteler bize gazeteciliğin neden toplumun yararı için son derece gerekli bir meslek olduğunu hatırlatırlar.

***

Benim kıskançlıklarım bir yana, The New York Times’daki haber/analizin bana öğrettiği bir şey de oldu: Meselelere, gündelik sonuçlarını hiç göz ardı etmeden ama uzun vadeden bakmak gereği.

Amerikan siyasi terminolojisinde ‘sağ’ı ‘muhafazakâr’ kelimesi, çok geniş anlamda ‘sol’u ise ‘liberal’ kelimesi temsil ediyor. Her iki dünya görüşünün doğal olarak her dünyevi meselede kendi pozisyonları, siyasi tercihleri var. 

Sağlık sistemi reformunda da bu böyle, okullarda ırklararası eşitliğin sağlanmasında da, idam cezasında da, enerji politikalarında da...

Amerika’nın bizden bir temel farkı var: Burada hukukun gökten gelme kutsal ve ‘siyaset dışı’ bir şey olduğu hiç akla bile gelmiyor. Hukukla siyasetin zaten iç içe olduğu hep kabul edilmiş. (Bir cinayet davasında o anlamda siyasetin işi yok elbette ama cinayetten mahkûm olan kişinin idam edilip edilmemesi siyasi bir mesele.)

O yüzden, kimse kalkıp Anayasa Mahkemesi’ne suçlama amaçlı ‘Siyasi karar veriyorsunuz’ demiyor, çünkü zaten kararlar siyasi tercihleri, dünya görüşü tercihlerini yansıtıyor. Beğenilmeyen kararlar verildiğinde de ‘Kahrolsun bu mahkeme’ denmiyor, mahkemenin görüş değiştirmesi bekleniyor.

Bizde ise hukuka neredeyse semavi bir ağırlık tanınıyor, ‘Yargıçlar hukuka göre karar versin’ deniyor. Oysa Anayasa Mahkemesi seviyesindeki kararlar genellikle hukuk metinlerinin öngörmediği durumlar için alınan kararlar ve o yüzden de ister istemez mahkeme üyelerinin dünya görüşleri, yetişme şartları, psikolojileri vs. pek çok etken kararları belirliyor. Bu kararlar elbette siyasi kararlar ama hukuk yaratan siyasi kararlar bunlar.

Öte yandan, bu siyasi kararların bazen yasaların çok ötesine geçtiği durumlar oluyor bizde, zaten esas tartışılan da bu. Parlamento yasa çıkarıp geleceğin mahkemelerine bir kısıt getiriyor, mesela diyor ki ‘İdari davalarda yerindelik denetimi yapamazsın.’ Ama mahkeme bu kısıtı dinlemiyor, yerindelik denetimi anlamına gelecek kararlar vermeye devam ediyor. (Son örnek Danıştay’ın üniversite sınavındaki katsayı kararları.)

Sadece idari davalar da değil; Anayasa Mahkemesi de bazen siyasi görüşlerin etkisiyle sağduyunun ötesine geçen kararlar verebiliyor. Örneğin Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili meşhur 367 kararı, hukukun gri alanında bir karardı. Veya mahkemenin Anayasa değişikliklerini iptal ettiği karar.

Bu kararları beğenen çıktı, beğenmeyen çıktı, doğal olarak tartışıldı. Aynı tartışmalar Amerika’da da yapılıyor.

Bizde fark, tartışmaların hemen ‘Kahrolsun mahkeme, bunu kapatıp yenisini açmak lazım’ noktasına geliyor olması; nitekim son Anayasa değişikliklerinin ardındaki mantığın bir miktarının bu olduğu bana göre çok açık.

Belki bu tartışmada Amerika ile aramızdaki temel fark, kurumların ve sistemin oturmuşluğu, sistemin temelleri üzerinde tartışmaya artık gerek görülmüyor olması. 

Burada da saygın medya giriyor devreye. Bizde medyada Amerika’daki gibi net bir kalite ayrımı yok. Öyle olduğu için de, çoğu zaman marjinal görüşler günlerce tartışılabiliyor. (Osman Can’ın AYM ile ilgili sözleri gibi.)

Lafı çok uzattım ama bilmem hasetimin sebebini anlatabildim mi?

 

YORUMLARINIZ
rüstem k. - 26.07.2010 15:52
Yazınızda göremediğimiz yan mahkemelerin oluşum safhaları. Evet orda mahkemenin oluşumu konusunda bir tartışma olmadığından, hoşa gitmeyen kararlarda mahkemenin varlığından ziyade kararı eleştiriliyor. Burda ise "Türk Milleti adına karar veren" mahkemelerin oluşum safhasında "Türk Milletinin" yeri yok. Fark burada. Belki bu değişikliklerden sonra milletin bu oluşum safhasına etki etme ihtimali belirecek.
Faruk - 26.07.2010 12:49
Kiskancliga sebep olan en onemli fark egitim seviyesinde ve demokratik olgunlukta ortaya cikiyor. Daha gidecek cok yolumuz var. Bu yolda katalizor rolu oynayacak en onemli sey de dindir. Dini egitimin olmasi gerektigi sekilde, egitici olarak verilebilmesidir.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1