BYE - Tirajı günde 412 bin 30 olan liberal sol eğilimli Süddeutsche Zeitung'un 11 Mart 2010 tarihli sayısında, Marion Trutter imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yazının özet çevirisi şöyledir:
Bugünkü Türkiye topraklarında bulunan, St.Piyer Kilisesi Hristiyanların ilk ibadet evi olarak biliniyor. İncilde, bir kayalık üzerine inşa edilmiş olan Petrus Mağarası diye de anılan Antakya'daki kilisede, İsa'nın taraftarlarının bir araya geldiği yazıyor.
Kılavuzda ise "Türkler, Araplar, Müslümanlar, Museviler ve Hristiyanlar Antakya'da yüzyıllardan beri birlikte yaşıyorlar." diye yazıyor. İsa'nın taraftarlarının kendilerini ilk kez Antiochia'da "Hristiyan" olarak tanımladıkları söyleniyor. Aziz Paul'ün misyonerlik gezilerinde sürekli olarak bu kentte vaiz verdiği belirtiliyor.
Türkiye'nin güneydoğusunda Akdeniz kıyısında yer alan bu eski kent ne çok güzel ne mimari açıdan değerli ne de sanat tarihi hazinelerini barındıran bir şehir. Değeri daha ziyade kentin atmosferinden, ortamdan ve insanların bir arada yaşamasından geliyor. Burada, seve seve Türkiye'nin en hoşgörülü kenti oluşuyla övünülüyor. Bu kulağa iyi geliyor, tıpkı bir reklam sloganı gibi.
Peki gerçekte durum nasıl? Bu ücra köşeye gelen turist sayısı oldukça az. Bunun tek nedeni tıpkı bu hafta yaşanan sarsıntının gösterdiği gibi, Türkiye'nin bir deprem bölgesi üzerinde yer oluyor olması değil. Buraya gelen birkaç turist, Kudüs ya da Mekke'yi ziyaret için yolda olan ya da araştırma gezisine çıkan tatilciler. Güney Arabistanlı misafirlerin de -dünyaya açık atmosferi sevdikleri için- buraya severek geldikleri söyleniyor. Gerçekten de Hatay'da insanların bir aradaki yaşantısı Türkiye'nin başka yerlerinde olduğundan farklı. Orta Doğu'daki komşu ülkelerde olduğundan da farklı. Ve de gitgide İslamlaştırıldığı, başörtüsünün zorunlu tutulduğu ve namus cinayetleri gibi Türkiye'ye ilişkin sıradan klişelerden çok farklı. Akıllı insanlar bunun, buradaki yaşamın belirlenmesine katkıda bulunan farklı etnisite ve dinlerden kaynaklandığını söylüyorlar. Burada, Türkiye'nin diğer yerlerinde yaşandığı gibi, bir grubun diğeri üzerinde hâkimiyet oluşturması mümkün değil.
Antakya'nın merkezindeki Habibi-Neccar Camisinde öğleden sonra imam namaz kıldırıyor. Daha sonra imam, burada tarih boyunca, bölgede kimin hâkim olduğuna bağlı olarak bazen cami bazen kilise olduğunu anlatıyor.
Anadolu'nun ilk camisi burada oluşmuş. Bugünkü cami bir Hristiyan şehidin adını taşıyor. Habibi Neccar'ın takip edilen Hristiyanların kaçmasına yardımcı olarak hayatını riske attığını anlatan imam, "Müslümanların, camiye onun adını vermesine belki şaşırıyorsunuzdur ama Neccar bizim için bir aziz." diye konuşuyor.
Antakya'yı ziyaret edenler, ister camide ister Alevilerin yanında, ister sinagogu ziyaret ettiklerinde isterse protestan ya da katolik kilisesinde olsun, bu çok çeşitli kültürün etkisinde kalıyor. Şehrin antik semtindeki karmaşık sokaklar, evler ve küçük dükkânların ortasında Wiesbadenli fransiskan Rahibe Barbara "Barış Evi" adını verdiği bir cennet yaratmış. Burayı bir haç merkezi olarak gördüklerini söyleyen rahibe, 32 yıldan beri yaşadığı Barış Evi'nin, özellikle bir cami, bir sinagog ve bir kilise ile komşu olmasından gurur duyuyor. Bu yüzden bulundukları caddeye "dostluk caddesi" ve semte "Hz.İbrahim Üçgeni" adını vermişler. Burada güncel hayatta bir araya gelindiği gibi Noel, Paskalya ya da Ramazan gibi bayramlar da birlikte kutlanıyor. Müziğin hangi ırktan ya da dinden geldiğinden bağımsız olarak insanları birbirine bağladığına inan Rahibe Barbara, 2007 yılında çok kültürlü bir koronun kurulmasına katkı sağlamış. Antakya Medeniyetler Korosu'nun bugün Katolik, Ortodoks, Protestan ve Ermeni Hristiyanlarından, Şii ve Alevi Müslümanlar ve birkaç Musevi'den oluşan 100'ü aşkın üyesi var. Her grup kendi şarkılarını çalıyor. Birlikte prova yapıyor, Alevi, Ermeni, Sünni müzik çalıyorlar.
Vakıflı'dan gelen birkaç Ermeni Hristiyan da koroda. Bu köy arabayla Antakya'dan yarım saat uzakta. 20. yüzyılın başında Türklerin takibatına rağmen sadece bu köyde bir Ermeni cemaati kalmayı başarmış. Bugün burada meyve bahçeleri ve üzüm bağları arasında 140 kadar Ermeni yaşıyor. Türkiye'nin ilk organik tarım köyü olma projesi üzerinde çalışıyorlar. 1997 yılında Meryem Ana Kilisesi restore edildiğinden bu yana köye gelen turist sayısı da gitgide artıyor.
Daha sonra Antakya'da cemevinde Alevi şeyhi bize, "Hepimizi birbirimize bağlayan şey, Allah'a inancımızdır." diyor. Misafir Almanlardan biri, "Siz de Müslümansınız değil mi? Sizin kadınlarınız da başörtüsü takmak zorunda mı?" diye soruyor. Şeyh gülümseyerek "Biz kıyafetler ve saçlarla ilgilenmiyoruz. Bizim ihtiyacımız olan şey, beyinler ve kalplerdir." diyor.