Mucizeleri yalnız bırakmamak gerekir...
İlahi kudretin, hangi vakitler kendine beşerden vücutlar seçeceği hiç belli olmaz...
Mevzuu, mekan, isim belirlemek saygısızlık olur; teraziye, arşına gelmez koca semai güce; sanki ilk kez oluyormuş gibi üstelik bir de...
Akıl kararı tahmin kestirmek yanlışa yandaşlık sayılabilir; nisyanla malul hafıza-ı beşer’in garip pervasızlığı eşliğinde, daha önce olan nicelerini unutarak...
Haşa!. Sümme haşa!..
İlahi kudretin, zahirde tecellisinin adı insan gönlüyle ‘mucize’ diye tariflendirilir; malumu ilan ettiğimin farkındayım, sabrı cemilinize sığınırım...
Ve insan sesiyle hayat verdiğimiz, dediğimiz mucizeler; ilahi kudretin, gelir geçer vücutlar vasıtasıyla hep bir ağızdan heyecanlı nidaları sayılır benim gibi gönüllerde çoğu zaman...
Çünkü aciz gönlümde mucizeler bazen; gülen genç yüzlerin, narin ayaklarıyla tereyağından kıl çekermişcesine attıkları, tarfisiz çalımlardır...
Adı, Arda değil mi bu gülen yüzlü çocuğun...
Arda, işaret demek değil mi?!. Ve bu hey gidinin çocuğu; mücadeleyi, kazanmayı işaret etmedi mi?!.
Naçiz, nahif gönlümde ilahi kudret bazen; yüzünden akan teri samimiyle, tükenmez kazanma arzusu ve inancıyla, sanki ciğersizmiş gibi ölümüne yapılan koşulardır...
Adı Şanlı değil mi miydi şu bizim deli çocuğun!.. Ve ciğerini patlatırcasına, şanını bir kez daha haketmedi mi?!. Ah seni safkan ah!..
Ve benim sık sık dara düşen kalbimde mucize bazen; nabzıma iyi gelsin diye zaar, ardarda havalandırılan filelerdir...
Ah benim, tat bilmez dilim!.. Hele çık saklandığın, kaçtığın yerden de, gel de, bi gel de şöyle dost meclislerinde konuş mübarek; sen hayatında böyle köpük üstü köpük kahve içtin mi?!.
Yaa hayıflanırsın elbet!.. Her işin bir ustası var belli ki!.. Canım, zavallı dilim; çocuğun adı Kahveci adı... Hey gidinin Kahveci efesi breh!..
Hepsini ayrı yazsam az, yazmasam gönlümde ufak bir yas...
Lakin yazı dili ufak yaslara mahkum ediyor beni... Kısa keseceğiz, okunma icabı gereği...
Şimdi velhasıl...
Latifeli sözlerim yanlış anlaşılmasın; bedensiz, uhrevi futbolcular sahaya indi ve maçı kazandık demiyorum, zinhar!..
Zinhar!..
Ama dediğim bir şey var!..
İnsan eliyle mucizeler, bizzat beşerin kalbine mühürlenmiştir... Onu oralardan çıkarmak halis duyguların, salih inancın, samimi mücadelenin marifetidir...
Kimse eğip bükmesin kendini... Bunu kabul, çok lafınızı çözer, rahatlatır sizi...
Ve acizane bir isteğimi de dillendireyim, vakit bu vakitken...
Bundan gayrı; mücadelenin, inancın gücüne saygı gösterilmeli... Zaman zaman hepimizin düştüğü müfterilik gafletinden artık sıyrılınmalı... Hep destek tam destek ilkesi iliklerimizde kan olup akmalı, sonuç ne olursa olsun...
Beri taraftan, öğütsüz bırakamıyorum hiçbir yazımı; kiminiz desin zaafiyet, kiminiz iyiniyet...
Divane bırakmamak lazım mucizeleri...
Zira bilinmeli ki; akıl küpü dehalar da, cesur hocalar da, altın ayaklar da, ciğersiz vücular da manevi yardıma muhtaçtır...
Hatta mucizler de...
O yüzden, mucizeleri yalnız bırakmamak gerekir...