Son Haberler
27.05.2012 Pazar 10:08
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

ARINÇ: "YARGI, AYRIMA UĞRAMIŞSA BU TÜRKİYE İÇİN FELAKETTİR"
12.08.2010 14:44
ANKARA (A.A) - Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "yargının içerisinde bulunduğu tutum bir takım telefon dinleme kayıtlarında veya bazı belgelerde iddia edildiği gibi 'bizdendir, ondandır' şeklinde bir ayrıma uğramışsa bu, Türkiye için büyük bir felakettir" dedi.
     NTV televizyonunda son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Arınç, ''Son YAŞ ile ilgili değerlendirmesi ve bir kriz yaşanıp yaşanmadığı''nın sorulması üzerine, kriz meselesinin son zamanlarda hükümeti yıpratmak için kullanıldığını söyledi.
     Sadece YAŞ değil, HSYK ile ilgili hakim ve savcıların atanması, demokratik açılım ve diğer bazı konularda da krizden çok bahsedildiğini anımsatan Arınç, ''Ben bunu planlı ve maksatlı bir hareket olarak görüyorum. Hükümet sürekli birtakım kurumlarla didişen, o kurumlarla çelişki içerisinde olan ve her yaptığı iş bir kriz meydana getiren bir hükümet olarak gösterilmek isteniyor. Bunu kesinlikle reddediyoruz. Bu planlı ve sistemli bir yıpratma hareketidir'' diye konuştu.
     Hükümetin, Anayasadan aldığı bütün hak ve yetkilerini kullandığını, ancak bunların geçmişte karşılaşılmamış meseleler olarak algılanabileceğini ifade eden Arınç, bir işin kanun ve hukuk çerçevesinde cereyan etmesi halinde, bunun içerisinde meydana gelebilecek bir tartışmanın bile kriz olarak görülmemesi gereğine işaret etti. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
     ''Önemli olan ortaya çıkan gerçekler ve ortaya konulmuş kararlardır. Kaldı ki bunlara karşı yerine göre yargı yolu açıktır. Bazı konularda yargı yolunun kapalı olduğunu biliyoruz ama zaten anayasa değişikliklerini de bunun için yapmıştık. Eğer anayasa değişiklikleri kabul edilecek olursa bazı konularda yargı yolunu da açmış bulunuyor.''
     Bunun YAŞ ile alakasının sorulması üzerine Arınç, şu yanıtı verdi:
     ''YAŞ ile alakası şu: Terfilerle ilgili YAŞ kararlarında yargı yolu kapalıdır, ancak diğer konularda; yani görevden çıkarma, uzaklaştırma, ilişik kesmelerde yargı yolu açıktır. Yani Anayasa'da, 125. maddede yaptığımız değişiklikle ordudan şu veya bu sebeple 'disiplinsizlik' diye genel bir çerçeve içinde atılıyorsa yargı yoluna gidebilecek, kendisini savunabilecek, kendisinin orduyla ilişiğini kesenlere karşı hakkını alabilecek. Aynı şey HSYK'da meslekten çıkarma kararlarına karşı yargı yolu açık. Bence referanduma 30 gün kalmışken bunları görüşmek ve tartışmak lazım ama meydanlar polemikten geçilmiyor. Sadece HSYK ve YAŞ kararlarının bir ölçüde bile yargı yoluna açılmış olmasını büyük bir devrim olarak görüyorum.''
     10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğu dönemde bu kararlara karşı yargı yolunun açılmasını savunduğunu anımsatan Arınç, geçmişte YAŞ kararlarının nasıl alındığıyla ilgili çok fazla değerlendirme yapılmadığını, ancak son toplantıdan sonra bununla ilgili bir çok değerlendirme yapıldığını söyledi.
    
     -YAŞ TOPLANTILARI-
    
     2-3 yıldır YAŞ toplantılarıyla ilgili süreçte bir farklılık yaşandığını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kurulun başkanı olarak yapılan işlemleri takip ettiğini anlatan Arınç, bundan sıkıntı duyulamayacağını, olağan karşılanması gerektiğini belirtti.
     ''YAŞ bitti ama atamalar bitmedi. Bu sizin için sürpriz oldu mu?'' sorusuna ise Arınç, ''Bu toplantılar sırasında bir atamalar, bir de terfiler var. Ben tabii herkesin bu konularda ince bir araştırma yaptığını veya konuyla doğrudan ilgilendiğini de düşünmüyorum'' yanıtını verdi.
     Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa göre Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının nasıl atanacağının öngörüldüğünü hatırlatan Arınç, bu atama sürecinde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanının da yer aldığına işaret etti.
     Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
     ''Bütün bu atamalarda yetkili ve son sözü söyleyecek olan, hem yürütme hem de cumhurbaşkanı varken 'neden böyle oldu, filan olmadı falan oldu' şeklindeki bir tartışmayı lüzumsuz görüyorum. Çünkü nihayetinde 4. gün olmadı ama 5., 6. günde de bir Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanı ataması yapıldı ve terfiler de açıkça ilan edildi. Bu görüşmeler sırasında deniyor ki '1. Ordu Komutanının Kara Kuvvetleri Komutanı olmasına Köşk'ten ve Başbakandan (hayır) cevabı geldi, bunun üzerine sıralamada yer değiştirmeler oldu, işler uzadı'. Kimin Kara Kuvvetleri Komutanı olması gerektiğine, şu veya bu gerekçeler ileri sürerek, isteyen veya istemeyen, arzu eden veya etmeyen Başbakan veya Cumhurbaşkanının varlığı niçin kimseleri rahatsız ediyor?''
     Buna benzer olayların geçmişte de yaşandığını anımsatan Arınç, her şey zemininde ve kanunlar çerçevesinde cereyan ediyorken bunu AK Parti hükümeti ve bugünlere münhasır bir kriz olarak görmenin saçma bir düşünce olduğunu bildirdi.
     Komuta kademesinin şekillendiğini, ancak bazı kişilerin terfi etmedikleri halde çeşitli görevlere atandıklarını kaydeden Arınç, bu işlemden zarar gördüklerini iddia edenlerin YAŞ kararı kapsamında olmamaları kaydıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvurabileceklerini söyledi.
     Arınç, ''Ancak, bir Başbakan, Milli Savunma Bakanı ve Cumhurbaşkanı, filan kişinin filan noktaya gelmesine haklı sebeplerle hatta hiç bir sebep göstermeksizin dahi 'uygun görülmemiştir' sözüyle itiraz etme hakkına sahipken, bunu olağanüstü bir kriz olarak göstermek hiç bir akla hizmet etmemektir'' diye konuştu.
    
     -''İKTİDAR-ASKER İLİŞKİSİ''-
    
     İktidar-asker ilişkileriyle ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine ise Arınç, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve 1. Ordu Komutanı'nın bu konuyla ilgili hiçbir açıklamada bulunmadıklarını, YAŞ içerisinde cereyan eden olayın hukuki ve şekil bakımından uygunluğunun tartışılamayacağını belirtti.
     Arınç, ''Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri ile hükümet arasındaki bu ilişkiyi ben bir rutin ilişki olarak görüyorum. Bu ilişki içerisinde cereyan eden olayları da işin doğasında var olarak görüyorum, çok önemsememek gerektiğini düşünüyorum'' diye konuştu.
     ''YAŞ toplantısı sırasında 102 askerle ilgili tutukluluk kararının kaldırılmasının yorumlara yol açtığı'' anımsatılarak, ''Balyoz iddianamesiyle ilgili tutuklu bulunmamasına rağmen benzer bir başka yargılama sürecinde 2 seneye yakın tutuklu olan siviller var. Gazeteciler Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay 'biz mi verdik darbe emrini, biz niye içerdeyiz onlar dışarıda?' diye konuştular. Bütün bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusunu da Arınç, olayın yargıyla ilgili boyutu bulunduğunu, iddia edilen olaylarla ilgili hem soruşturma, hem de kovuşturmanın tamamen yargısal bir işlem olduğunu, olaya soyut olarak bakılması gerektiğini bildirdi.
     ''Ama soyut baktığımız zaman arka planında yaşanan olaylar bence çok daha dehşet verici' diyen Arınç, bununla ilgili yargı sürecinin nasıl işlediğini anlattı.
     İddianame tanzim edildikten sonra mahkemenin bazı kişilerle ilgili yakalama kararı verdiğini, bunun bir hukuki tedbir olduğunu ifade eden Arınç, söz konusu sanıklardan birinin orduevinden para çekmek için çıktığında yakalandığını hatırlattı.
     Arınç, şunları kaydetti:
     ''Diğerleri görevlerinin başındalar. Hatta o kadar görevlerinin başında ki, İçişleri Bakanı ile bir cenazede yan yana bile gelebiliyor. Öbürleri kendi görev sahaları içinde kalıyorlar, diğerleri de bir şekilde bir yerlerde, kimisi ordu evinde toplanmış, kimisi başka yerde toplanmış, kendisine yakalama emrini infaz edecek olanlara da haber gönderiliyor, 'gelme suç işlersin bak senin hakkında da şöyle bir şey yaparız' anlamında. Bunlar gazetelerde yazıyor, ben de oradan okuyorum, okuduğum, duyduğum zaman da üzülüyorum, çünkü hakim ve savcıyı hükümet tayin etmiyor, talimat vermiyor. Bunlara yakalama emri çıkartılması konusunda ne bakanımızın, ne Başbakanımızın, ne bizim dahlimiz yok.''
     Bu olaylar cereyan ederken verilen tutuklama kararını bir başka mahkemenin kaldırabildiğini belirten Arınç, ''Bu yargının içerisinde bulunduğu tutum bir takım telefon dinleme kayıtlarında veya bazı belgelerde iddia edildiği gibi 'bizdendir, ondandır' şeklinde bir ayrıma uğramışsa bu, Türkiye için büyük bir felakettir. Aslında bizim HSYK ile ilgili Anayasa değişikliği konusundaki olmazsa olmaz itirazlarımızdan birisi de budur'' şeklinde konuştu.
    
     -YARGI BAĞIMSIZLIĞI-
    
     Yargının bağımsızlığı kadar tarafsızlığının da önemine işaret eden Arınç, şöyle konuştu:
     ''Düşünebiliyor musunuz, adam görevinin başında, 'sen git, izne çık' diyorlar, izinden birisini çağırıyorlar, mahkeme heyeti öyle teşekkül ediyor. İzne zorla çıkarılan adamın tutuklama kararı verdiği biliniyor. Onun izne çıkmasıyla yerine getirilen insanın tahliye kararı vereceği de önceden biliniyor. Birisinin ismi her gün gazete sütunlarında, 'işte şu telefon görüşmesine göre şu gelecek ve bunları tahliye edecek', bir bakıyorsunuz aynısı oluyor. Madde madde 10 madde yazın, 10 madde 3 ay içerisinde cereyan edebiliyor. Telefon dinlemeler yasal mı değil mi, elbette yasal olması lazım, gerekiyorsa o da bir yargı kararıyla olacak. Ama eğer yasal dinlemeler yoksa bile 10 maddesinin 3 ay içerisinde cereyan ettiği bir senaryonun tamamen uygulanmış olması bile bu konuda tereddütler, hatta yargı konusunda endişe uyandıracak bir durum. Dolayısıyla 102 kişinin alınması, gitmesi gelmesi konusunda yaşanan çelişkiler fevkalade üzüntü vericidir.''
     Arınç, Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi halinde HSYK'nın yapısının da değişeceğini hatırlattı.
     Çok sanıklı davalarda sorguların yapılmasının gecikmeye yol açabileceğini, her duruşmada tahliye kararı verilebileceğini, ancak delillerin tahliyeyi gerektirmediği kanaatinin oluşmuş olabileceğini anlatan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
     ''Ama şimdi ileriye sürdükleri savlar bence dinlenilmeli. Çünkü diyorlar ki, 'böyle bir olayı aslında meydana getirmeyi düşünen ve planlayan kişiler serbest bırakılıyorlar, onların silahı, topu, tüfeği var, bizim yok da onun için mi hala içeride kalmaya devam ediyoruz?'. Bence bu feryada kulak vermek lazım. Bu feryada kulak verecek olan; bir, yargının kendisidir, ikincisi, yargıyı yanlı, taraflı kararlar vermeye yönlendiren bir güçtür.''
     ''Bu güçten kimi kastediyorsunuz?'' sorusuna ise Arınç, ''Bu olayları planlayanlar, perde arkasında olanlar, avukatlığını yapmaya kalkanlar, bu olayların yargı sürecine müdahale ederek bulandırılmasına çalışanlar'' yanıtını verdi.
     Bir başka soru üzerine, bunların arasında siyasetçiler de olduğunu belirten Arınç, ''Ama bunun dışında da bir güç odağının, bununla ilgili soruşturmalara, kovuşturmalara doğrudan bir planlama yaparak müdahale ettiğini düşünüyorum'' dedi.
     ''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin olarak açılan davanın 16 Aralıkta başlamasının hukukçuların konuşabileceği bir konu olduğunu belirten Arınç, şunlara dikkati çekti:
     ''Ama şimdi emsal göstererek 'onlar çıkarılıyorlar, tahliye ediliyorlar'... Yani fer'inin de fer'i olmak şartıyla. Bir asli fail vardır, olayı bizzat planlayan, işleyen ve onların ortakları, azmettirenler vardır, bir de 7., 8. derecede bu işe çanak tutanlar veya bu işte birlikte olanlar, yani yardım ve yataklık, propaganda yapmak, onu teşvik etmek, suçu övmek vesaire... Eğer bu konuda suçlananlar varsa, en sonundaki insanın en birinciye bakarak 'benim durumum onlardan daha kötü değil ki biz hala içerdeyiz' demesini ben haklı bir itiraz olarak görüyorum.''
YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.