Ya neden kavunun kabuğunu kazımak aklına gelmez erkeklerin? Ya da soyulmuş olarak önlerine konmasını istedikleri meyvelerin kabuğunda neleri kaybettiklerini bilmezler? Duygusuz baktıkları zaman yağmura, yoldaki pisliği sürüklerken bile rastlamayacaklarını neden görmezler? Birde duygulu baktıklarında, yağmurun evlere, ağaçlara, sokak lambalarına değmediği hissini yakalayacaklarını….
Hangi adamın, sevdiğinin üzerine toprak serperken, küreği tutan elleri titremez? Sonra o küreği yere bırakırken kollarından birileri tutmaz ve bütün ziyaretçiler çekildiğinde tek başına kalmaz? Ha bunu yaşayanlara uyarlarsak, hangi erkek, sevdiği kadının bavulu tutan ellerine yapışıp, ‘gitme’ demez? Sonra tam gitmesinden vazgeçirip, geri dönüş yoluna girdiklerinde, gitmesinin bir hata olduğunun konuşulması üzerine tekrar aralarına küslük girmesi ve bu kez kadının, hışımla erkeğin elinden bavulu çekip kararını uygulamasına hangi erkek dur der? Yine giden vardır, yine küreği elinden düşen….
Neden bu adamlar aşktan anlamaz? Neden çok kullanılmış bir defterin sayfa uçları gibi içlerine dönerler ve tek tek açması için beklerler kadınların parmaklarını?
Neden her yedikleri sebzenin bir çiçeği olduğunu bilmek istemez, olgunlaştıklarında o çiçeğin onlardan bir parça olduğunu unuturlar?
Neden bu erkekler, annelerinin nasıl ağda yaptıklarıyla ilgilenirken, onlara bağışlanmış tüylerin onlarda kalmasına şükretmek yerine, beyaz gömleklerinin yakasından çıkan kılların, kıyafete “sen buraya ait değilsin” mesajı verdiklerini duymazlar? Ve belki de beyaz bir kadın teni içinde aynı şeyi düşündüklerini…
Bilafasıla sürmesini istedikleri hayatlarında, sünnetlerindeki korkularından kaçırdıkları süsler gibi, şu güzel senin, bu güzel benim derken de, hep ağladığı için kesilmiş bir koyunun paspas olan postundan gelen kokunun kendisine ait olduğu gibi bir çok şeyi bilmemeleri nedendir? Ey erkek! Sana kurban olana ebedi hayatı buldu deme ne olur!!!!!!!!!!!!
Ya şu kadınların dudakları, gönüllerinden daha gizli bir yerde olsaydı ne yapacaktınız? O zaman o gönle uğramadan geçemeyeceğinizi bilerek elinize aldığınız bir buket çiçeği, hastane komidinine bırakana kadar neden uyanmazsınız?
Erkekler çok zengin bir adamın dilencilik yapabileceğine inanırlarsa, sarayın dışında kalan bir iki liralık yarım ekmek dönerin tadını, gümüşten tepsilerin, altından kupaların, mükellef sofraların, tüllü hükümdar yatağının tadının yerine koyamazsa biline ki, dilenciliğe düşmeyecektir hiçbir zaman. O zaman reddettiği dünyalıklar ona aşk olarak dönecektir belki de…
Cân ü ten oldukça benden derd ü dâğ eksük degül
Çıhsa cân hâk olsa ten ni cân gerek ni ten bana
(Canım ve tenim var oldukça benden dert ve aşk yarası eksik olmaz.
Canım çıksa tenim toprak olsa daha iyi. Çünkü bana ne can ne de ten gerekir)