Son Haberler
27.05.2012 Pazar 07:19
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

"Askere ikinci bir sivil ayar gerekiyor"
İçişleri Bakanlığı’nda... Dışişleri Bakanlığı’nda...Müsteşarın imzalamayacağını bile bile bir kişiyi “onaya” sunmak mümkün müdür? Buralarda olamayacak olan bir dayatma, demokratik ülkelerde... 06.08.2010 14:44

 

Mehmet ALTAN

STAR


Askere ikinci bir sivil ayar gerekiyor   

 

 

 

...Savunma Bakanlığı’na bağlı Genelkurmay Başkanlığı’nda nasıl olabiliyor? 

 

Nihayetinde Genelkurmay Başkanı da dâhil askerler 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na bağlı memurlar değil mi? 

 

Diğerlerinden farkları ne? 

 

Silahları mı? 

 

Galiba öyle... 

 

Zaten öyle olduğu için de burası “askeri cumhuriyet”... 

 

*** 

 

Hem Başbakan, hem Cumhurbaşkanı, parlamentodan, sivil otoriteden bağımsız hareket etmeyi alışkanlık haline getiren Genelkurmay bürokrasisine bir ayar verdi... 

 

AK Parti hükümetine karşı hasım haline gelmiş olanları ve sanık konumundakileri terfi ettirmediler... 

 

Yasanın kendilerine verdiği yetkiyi kullandılar. 

 

*** 

 

Genelkurmay’ın, yasal yetkisini kullanan bir hükümetten rahatsız olduğu anlaşılıyor... 

 

Bir direnç peşindeler... 

 

Ergenekon sanıkları... 

 

Balyoz sanıkları... 

 

Anti-demokratik faaliyet içinde bulunduğu şüphesi taşıyanlar rahatlıkla terfi etsin peşindeler... 

 

Sivil otoritenin işlerine karışmayacağı, Türk Devleti’nden bağımsız bir birim, hatta ayrı bir devlet olarak yola devam etmek ister gibiler... 

 

2010 yılında Türkiye’deki rejimin manzara-i umumiyesi bu... 

 

*** 

 

Allahın sıcağında... 

 

Hepimiz askeri personel daire başkanına döndük... 

 

Şu gitti, bu geldi, bu emeklilik istedi... 

 

Demokratik bir ülkede kimsenin dönüp bakmayacağı işler bizde günün konusu... 

 

72 milyon bir yana, toplanıp hükümete karşı strateji geliştiren orgeneraller diğer tarafa...  

 

Bununla zaman öldürüyoruz. 

 

*** 

 

Kıbrıs çıkartması sırasında kendi gemimizi batırdığımız... 

 

Dağ komando birliklerimizin rahatlıkla basıldığı... 

 

Dağlıca... 

 

Aktütün baskınlarındaki “kuşkuların” aydınlatılmadığı bir ortamda, askerlerin atama ve terfi işlerinin çok çok ayrıcalıklı özellikler taşıdığını kimse bana anlatmasın... 

 

Bu teknik bir konu değil, “askeri cumhuriyet”in sivilleşmeye ve demokratikleşmeye direnişi... 

 

Anlaşılan yeni bir sivil ayara ihtiyaç var... 

 

*** 

 

Kimilerinin “kriz” olarak sundukları bal gibi “normalleşme”... 

 

Kimilerinin “kritik gelişme” diye sundukları bal gibi “demokratikleşme”... 

 

Askerlerin yeminli sözcülüğüne soyunmamışsan durumu başka türlü yorumlamak mümkün mü? 

 

*** 

 

İkinci bir “sivil ayar” demiştim... 

 

Hükümete dolayısıyla “demokratik temayüllere” posta koyan herkes biran önce gitsin. 

 

Askeriye “komutansız” kalmayacağına göre, sivilleşme daha da hızlanır. 

 

Kıbrıs’ta batırdığımız gemimizden, baskına uğrayan dağ komando taburumuza, Dağlıca, Aktütün’den, MİT’in ortaya çıkardığı ama arkası gelmeyen skandala ve Heron’lara rağmen çocuklarımızın öldürüldüğü PKK baskınlarına... 

 

Tüm bunlar “terfi ve atamalar” kadar gündem konusu olmuyor... 

 

Balyoz ve Ergenekon’da sanık durumunda olanlara Cumhurbaşkanı ve Başbakan “ayar” verince, sivil otoriteden bağımsız kendi başına buyruk hareket etmeyi, yasaları da iplememeyi “temayül” haline getirenler kızıyor, tavır koymaya kalkışıyor... 

 

*** 

 

Tavır koyanı da ayıklamak için “ikinci bir sivil ayar” gerekiyor... 

 

Askeri konuları konuşacak isek, bu, Dağlıca’dan yedi askerimizi yitirdiğimiz şaibeli son baskına kadar zincirleme giden garip zafiyet olmalı... 

 

Çünkü bunlar, “halk iradesini” yok sayan askeri bürokrasi yönetiminin yasal iktidara posta koyarak kendine ikbal aramasından çok daha önemli ve vahim başarısızlıklar...

 

 

 

YORUMLARINIZ
xxx - 07.08.2010 11:45
Sizler gibi ülke gündemini istediği gibi değiştiren, konuları tam araştırmadan yayınlayan,bazı kesimin senin ve senin gibileri her ne kadar aydın diyorlarsa da aslında tamamen karanlık olan sizlere bir ayar çekmek gerekir.
ceyhun - 07.08.2010 04:49
kaleminize saglik.umarim sizin gibi demokratlarin sayisi cogalir.asker korkusundan kalemi yazmayan yazarlar da sizden ornek alir.bu arada yukaridaki yorumcular kalin ayar yapmak istiyorlar,28 subatta yapilan ayarlara dimdik durdugunuzu unutmuslar galiba.
Uzaklardan bir okur - 07.08.2010 00:53
Buradan yıllardır yapmadığım birşeyi yapıp bir yorum yazarak nev-i şahsıma münhasır bir geleneğimi bir tarafa bırakıyor, günlük olayları analiz etme biçimleri sadece birkaç magazin gazetesi ve kahve sohbetlerinden olan eğitimsiz yorumculara esaslı bir ders vermek üzere kendi naçizane görüşümü dipnot olarak düşüyorum.
600 yıllık tarihinde bir modernlik projesinin getirileri kadar götürüleri ile de yüzyüze kalmak zorunda kalmış olan Türkiye Cumhuriyeti'nin bugün geldiği nokta yukarıda belirtilen yazıda olduğu gibi bir normalleşme sürecidir. Dar kafalı zihniyetlerin toplumu asker ve polis gücüyle idare etmeleri geçmişin faşist Avrupa politikalarından günümüze kalma bir mirastır. Yukarıdan bir el ile modernleşmeye ve yönetilmeye alışmış olan bir millet, ancak kendisine bahşedilen özgürlükleri hazmetmeye başladıktan sonra gerçekten modernleşmeye başlayacaktır.
Bugünün siyasi denkleminde, önümüzde duran bu gibi durumlarda, mesele iktidar partisinin görüşlerini onaylayıp onaylamamak olmamalıdır. Halkın özgürlük seviyesini, halka rağmen, halkın bunu tam olarak idrak edecek eğitim seviyesine sahip olmamasına rağmen, tarif edilmez biçimde yükseltecek olan bir anayasa paketinin oylamasını, iktidar-ana muhalefet çekşmesine dönüştüren bir ana muhalefet partisi, ve onun yanında, mhtemel oy pastasından pay almaya çalışan irili ufaklı milliyetçi partiler gözlemlemekteyiz. Bir dönem zaruretten dolayı ekonomi bakanlığı yapma şerefine nail olmuş zamanın efsane partilerinden birinin şu anki liderlik koltuğunda oturan Sayın Masum Türker’in posası çıkmış DSP’si ile Necmettin Erbakan eksenli politikalardan kurtulmak isteyen ancak bunu zikredecek ve gerçekleştirecek politik cesarete sahip olmayan Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi’ni de bu denklemin içinde çeperin ücra noktalarına yerleştirebiliriz.
İnsani yardım gemisi baskına uğramış, ve dolayısıyla baskını gerçekleştiren, yıllar süren hukuksuzluğu bir gelenek haline getirmiş, Amerika suni teneffüsü ile ayakta kalmayı başarabilen, darbeci, baskıcı ve sertlik yanlısı İsrail’e ilk tepkiyi “öldürmeyeceksin” sözleri ile gösteren Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın sözlerini polemik haline getirerek, deforme ederek “çalmayacaksın” ve türevi karikatür nitelikli söylemler üretmeye çalışan ana muhalefet partisinin şu anki lideri, daha en başından politikaya denge getireceği, halk sosyalizmi ve özgürlükçülüğünü güden bir muhalefet yapacağına dair umutlarımı daha ilk günlerden suya düşürmüş, belediye başkanlığı seçimini kaybetmiş olmasına şükretmemi sağlamıştır. Bu ve türevi karikatür nitelikli söylemleri üretmesine rağmen karşısındakileri karikatür dergilerine havale ettiğini söyleyerek çok sığ bir salvo ile bu dergileri polemiğin içine çekme çabaları da derginin kapağına kendisi çıktıktan sonra maalesef hüsranla sonuçlanmıştır. Bu ve benzeri hareketleri Sayın Deniz Baykal’ın yıllardır(yaklaşık 22 yıldır) sol muhalefeti bloke ederken ürettiği, yüzyıl öncesinin devrimciliğinin kendisine miras kaldığını, partisinin ülkenin kurucu partisi olmasından kaynaklanan bir oy hakkı olduğunu savunmasından gelen özgüveninin ve elitist tavrının da bir yansımasıyla, sürekli temcit pilavı gibi küçük çocukların bile gazete okumadan tahmin edebildiği söylemleriyle mukayese edebiliriz. Türkiye’de sol görüşlü bir partiden söz etmek şu anda mümkün değildir. Daha dün Sayın Kılıçdaroğlu asker vesayetinin sürmesi gerektiğini işaret eden açıklamalar yaparken aslında ana muhalefet partisinin asker ve polis kontrolüne dayanan, bu vesayet altında da şu anki iktidara 47% oy vermiş olan halk kesiminin cahil denerek görmezden gelinmesi gerektiğini işaret eden politikasını açıklamaktadır.
Şimdi diyeceksiniz ki, bu noktaya iktidar partisi yüzünden geldik. Hayır efendim, bu noktaya bu kısır politikalar yüzünden geldik ve düğümlendik, şu anki iktidar partisi de her ne kadar siyasetinin her noktası ile uzlaşmasam da bu düğümü çözüyor.
Onun için Türk milletine düşen en büyük görev anayasa paketine referandumda evet demektir.
Kan üzerinden siyaset yapan, birisi Türk milliyetçisi geçinen ama hapisteki katilleredaha başkan seçildikten birkaç gün sonra kapısının açık olduğunu ifade etmekten geri durmayacak kadar popülist başkanlara sahip, Dörtyol meseleleri ile foyası ortaya çıkmış parti ile, diğeri Kürt milliyetçisi olma iddiasında olan ama Türkiye nüfusunun 25%’lik dilimini oluşturan Kürt halkının sadece 3-5% oyunu alabilmiş ve bu vesileyle de görüşlerini paylaşmadığını zikrettiği Ufuk Uras ile uzlaşarak mecliste ancak grup kurma gayesine erişebilen, her fırsatta kışkırtıcı, çözüme hizmet etmeyen, terör grupları ile arasına mesafe koyacak cesaretten yoksun, modası geçmiş 80’li yıllarda daha henüz genç bir lise öğrencisiyken gözüme çk cazip görünen sokak solculuğu ekolünü bile başarı ile taklit edemeyen bir partiden, mevcut ülkenin özgürlük sorunlarına çözüm getirmesini bekleyemeyiz.
Bu yansımalar ışığında, günlük gazeteleri okurken bazen gözüm altındaki çaresiz yorumlara ve düşük kültür, eğitim seviyesine takılıyor. Sınırlı olanaklarım olmasına rağmen ben kendimi farkında olan bir insan olarak yetiştirebiliyorsam, herkesten aynı şeyleri yapabilmesini beklemek te en doğal hakkımdır. Ben de bu ülkenin ağırlıklı nüfusunun mensubu olduğu orta-düşük gelir seviyesine sahip bir aileden geliyor , halen de aynı koşullarda yaşantımı sürdürüyorum.
Onun için herkesin aklını başına alması, yontulması ve konuşmadan evvel düşünmesi lazım.
Özgürlükler, halka bahşedilseler dahi, ancak halk tarafından özümsenip hazmedildikten sonra özgürleştirme vuku bulacaktır.Ve özgürlük, aşırı milliyetçilik, koyunun çobanı takip etmesi içgüdülerinden sıyrılamamış bakış açıları, her zaman güçlü politikalar ve dış güçler tarafından manipüle edilmeye, kaderlerine razı olmaya mahkumdurlar. Bunun için şu an tek parti iktidarında yönetiliyoruz. Bu saatten sonra ne kimse bu ülkeye şeriat getirir, ne de kimse bu memleketi satar. Yapılanlar bana göre iyi yönde bir gidişat ve bundan rahatsız olanların çkardığı ahenksiz sesler olarak özetlenebilir.
Güvenlik sebepleri ile ismimi mahfuz tutuyorum ancak umuyorum ki bazı insanlara biraz ışık tutucu olmuştur yazdıklarım.
Saygı ve sevgilerimle
Uzaklardan bir okur
İbrahim uzun - 07.08.2010 00:23
Hocam ağzına sağlık, iyi ki varsınız ki, Türkiye de sizin gibi aydın ve demokrat kalemler olduğu müddetçe bizler daha da aydınlanıyor ve yorum yapabilme kabiliyetimizi ve ufkumuzu açarak, Türkiye de yanlız olmadığımızı anlıyoruz. kaleminize, yüreğinize sağlık.
osman - 06.08.2010 18:05
ikinci bir sivil ayar yapalım;mehmet altan genelkurmay başkanı,ahmet altan kara kuvvetleri komutanı,mümtaz'er türköne hava kuvvetleri komutanı,cengiz çandar hava,hasan cemal deniz kuvvetleri komutanı olsun.akp bunlarıda bir süre sonra oylar düşmeye başlayınca darbeci ilan eder,hepsinden kurtuluruz,sevenleri silivride ziyaret eder...
K.ATA - 06.08.2010 15:36
Sana da kalın bir ayarın zamanı yaklaşıyor.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1