ATATÜRK’ÜN MANEVİ KIZI ÜLKÜ’NÜN İKİNCİ EVLİLİĞİ
Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Çukurluoğlu, 23 Ağustos 1962 tarihinde ikinci evliliğini bir Yahudi ile yaptı. Sanırız bunu pek çok vatandaşımız bilmez.
Bildiğimiz kadarıyla evliliğin yapıldığı tarihlerden sonra birkaç gazete dışında bu konuda basında pek ayrıntılı haberler çıkmadı.
Konu hakkında yorum yapmadan, Toplumsal Tarih dergisinin Ağustos 2008 tarihli son sayısında (176), Bağımsız Araştırmacı Rifat N. BALİ’nin kaleminden çıkan yazının önemli bir bölümünü sizlerle paylaşarak; tarihi olaydan bilgisi olmayan okurlarımızı aydınlatırken, az bilindiğini sandığımız bir gerçeğe de ışık tutmuş olalım.
“Ülkü Çukurluoğlu’nun ikinci kere evlendiğinde dair ilk haber, nikah gününün ertesinde Yeni Sabah gazetesinde yer aldı.
Gazeteye göre Ülkü Hanımın ikinci eşi Yeşua Bensusen 1.90 boyunda sarışın bir gençti.
Babası bir yağ tüccarıydı.
Ankara yedeksubay Okulu’nda eğitimini yaptıktan sonra kura ile İzmit’e tayin edilen ve askerlik hizmetini burada bitiren Yeşua Bey Paris/e gidecek ve üç yıl burada kalacaktır.
Daha sonra İstanbul’a dönen Yeşua Bensusen babasıyla birlikte ticaret yapmaya başlayacak, Nişantaşı ve Şişli sosyetesinde yakışıklılığıyla tanınacaktı.
Fethi Doğançay ile evli olan iki çocuk annesi Ülkü Hanım, Yeşua Bey ile 1962 yılının şubat ayında tanışacak, cazibesine kapılacak ve onunla evlenmeye karar verecekti.
Yeşua Bensusen’in ailesi de, Ülkü Hanım’ın boşanmaya karar vermesi ve kararını yerine getirmesiyle bu izdivaca itiraz etmeyecekti.
…….
“Yeni Sabah ilk haberinden iki gün sonra yayınlayacağı ikinci bir haberinde. evliliğin ‘yurtta derin tepki yarattığı’nı ve gazeteye gönderilen telgraflarda ‘bu izdivaçtan duyulan üzüntünün dile getirildiğini” yazacaktır.
Tepkiler bu kadarla kalmayacak,
Milli Türk Talebe Birliği ve Mustafa Kemal Derneği üyeleri de bu evliliği protesto edeceklerdi.
Her iki dernek;
‘Atatürk’ten Ülkü’ye intikal eden bütün hakların kendisinden alınmasını ve Atatürk’ün ülkü ile olan bağlarına ait okul kitaplarında geçen kısımların çıkarılmasını,” isteyeceklerdi.
Mustafa Kemal Derneği Başkanı Muhtar Kumral,
‘Atatürk’ün manevi kızının bir Yahudi genciyle evlenmesi bütün Türk halkında kuvvetli bir memnuniyetsizlik yaratmıştır.
Bizler bunu protesto ediyoruz.
Atatürk’ün kızını örnek alan birçok genç kız yabancı gençlerle evlenme arzusu göstermekteler.’ Sözleriyle evliliği telin edecekti.
Taşradan İstanbul’da ki gazetelere gönderilen protesto mektuplarında, ‘Atatürk’ün kızı ve Yahudi kocası memleketten kovulmalı, vatandaşlıktan çıkarılmalıdırlar,” diye yazmaktaydı.
Bu protestolara, yeni evli çiftin kalmakta olduğu Hilton oteline hizmet eden yirmi taksinin şoförü de katılacaktı…”
Bağımsız Araştırmacı BALİ’nin “Toplumsal Tarih” dersinde ki söz konusu yazısında, Ülkü Hanım’ın kocası Yeşua Bensusen’in bu düşünce ve tavırlara olan tepkisi anlatılıyor, Ülkü Çukurluoğlu ile eşinin, kendilerine haksızlık yapıldığı yönünde ki açıklamalarına yer veriliyor.
Yazının sonuç bölümünün son satırlarını aktararak yazımızı noktalayalım.
“… Son Posta gazetesi yazarı Tahir Tan değişik etkenleri şöyle dile getirmekte.
Vay efendim, deniyordu. Atatürk’ün kızı nasıl olur da bir Musevi ile evlenirmiş. Bu sözlere Ülkü’nün kocasının verdiği cevap makul görülebilirdi.
‘Ben Türk’üm,’ diyordu genç adam.
‘Türk ordusunda askerlik görevimi ifa ettim. Ben kendimi Türk saydıktan sonra siz geri iter beni aranıza almazsanız ne yaparım?’
Genç kocaya, haksızsınız denemezdi.
Konuşması makuldü.
Fakat duyulan infial esasen kendisine değildi.
Olgunluk çağına geldiği bir sırada, Atatürk’ün manevi evladı sıfatını taşıyan bir kadının koca iki çocuğunu ve kocasını bırakması, kendisinden daha genç, dini kendi dininden ayrı biri ile evlenmesi garipti.
Ülkü’nün bütün bunlara bir kül halinde mütalaa etmesi gerekiyordu.
Bahis konusu olan sadece kocasının dini değil, manevi babasının lekesiz prestiji idi.
Ne yazık ki o, yıllarca sonra pek de hoş olmayan bir olayla Atatürk’ün manevi kızı olduğunu hatırlatmıştı bize.
Küçüklüğünde Türk’ün atası ile birlikte çekilen resimleri köylere kadar dağıtılan kız baba ve evlat sevgisinin sembolü sayılıyordu.
Fakat şimdi gazetelerin diline düşmek, kocasına olan sevgisini belirtmek ve nasıl tanıştıklarını, nasıl seviştiklerini anlatmakla ahlâk örneği olarak karşımıza çıktığı da hiç mi hiç iddia edilemezdi.”
Bundan sonrasını siz değerli okurlarımızın yorum ve takdirine bırakıyoruz.
BURHAN ÖZBEY