ATİNA, 23/08(BYE)--- Tirajı günde 2.471 olan Avgi gazetesinin 22 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Theodoros Paraskevopulos imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Hükûmetin dış politikadaki herhangi bir girişimi nadiren Gazze'ye giden yardım filosuna kanlı baskın sonrasında İsrail ile acil yakınlaşma girişimi kadar düşük kabul görür. Özünde bu girişimi kimse desteklemedi. Tel Aviv ve Atina arasındaki hızlandırılmış ziyaretlere gelince diplomatik çevreler ön hazırlık eksikliğinin çok çarpıcı olduğunu ifade ediyor.
Ziyaretin tatil dönemine denk gelmesi hükûmete kolaylık sağladı çünkü bu şekilde İsrail ile yakınlaşma ne Meclis gündemine taşınır ne de kamu önünde kapsamlı bir "tartışma" yaratırdı. Belki de bu yüzden Dışişleri Bakan Vekili Dimitris Druças ağustos ayı başlarında gerçekleşmesi planlanan Dış Politika Millî Konseyini erteletti.
--Eleştirilere Göğüs Geremeyen Mazeretler--
Hükûmet çevrelerinin basına sızdırdığı "mazeretlerden" hiçbiri ciddi eleştirilere "göğüs geremez." Örneğin şimdi Türkiye'den kaçan İsrailli turistlerin ülkemize gelmesi ciddi bir tez değildir. Türk turistlerin yani İsrail nüfusunun 10 katı nüfusa sahip ve ekonomik kalkınma yaşayan bir ülke vatandaşlarının gelmesi Yunan turizmi açısından çok daha ilgi çekici olurdu. Ancak kimse, turizmin kalkınması için Türkiye'ye karşı geri adımlar atılmasını düşünmedi.
Veya bilimsel ve teknolojik iş birliği görüşü, güvenlik ve savunma dışında sadece İsrail'e ait teknolojik ve bilimsel bilgiler var mı? Bilimsel iş birliği için Yunan hava sahasının İsrail Hava Kuvvetlerine devredilmesi şart mı? Konu açılmışken Yunan bilim çevrelerine, Avrupa ülkelerinin bilim çevreleriyle iş birliğinde bulunarak, İsrail'e teknolojik-bilimsel ambargo uygulanması ve Filistin ile teknolojik-bilimsel iş birliği ilişkileri kurulmasına gayret etmek yakışmaz mıydı?
Aynı şeyler ekonomik iş birliği için de geçerli. Türkiye'deki İsrail yatırımlarının hedefi, ürünlerin menşelerine ait ilgili belgelerin sahtelerini düzenleyerek çeşitli Müslüman ülkelerinin İsrail ürünlerine uyguladığı ambargoyu kırmak ve geniş Türk piyasasının değerlendirilmesidir. Bu ikisi de Yunanistan ile gerçekleştirilemez.
--Askerî İş Birliği ve Güvenlik--
Geriye askerî iş birliği ve kamu güvenliği alanında iş birliği kaldı. İsrail, teknoloji açısından dünya genelinde en büyük askerî güçlerden biridir. Tabii bu da görecelidir çünkü ünlü delinmez İsrail tankları Lübnan savaşında Hizbullah'ın füzelerine dayanamadı.
Her hâlükârda Yunanistan'ı ilgilendiren konularda Yunan-İsrail askerî iş birliği olasılığı yok çünkü iki ülkenin ortak çıkarları, ortak düşmanları ve ortak talepleri yok. Komşularıyla savaş durumunda bulunan ve buna ek olarak İran'a karşı saldırıya hazırlanan İsrail'in Yunanistan'a, başka yerden alamayacağı askerî teknoloji vereceğine inanmak da saflık olur.
Güvenlik alanında İsrail, Filistinli intihar komandolarının saldırıları, el Kaide gibi terör örgütlerinin saldırılarına karşı koyabilmek amacıyla nükleer tesislerini güvenli tutmaya, işgal topraklarında Filistinlilerin gösterilerini dağıtmaya ve Arap asıllı vatandaşlarını gözetlemeye çalışıyor. Yani Yunanistan ile hiçbir ilgisi yok ama ülkemizde polisin barışçıl amaçlı göstericilere karşı kullandığı sağlık açısından tehlikeli gazları Yunanistan'a satıyor.
Yakın İsrail-Yunan iş birliği sonucunda Millî İstihbarat Teşkilatımızın (EİP) Ege'nin Mossad'ına dönüşmesini ve ülkemizin dünya genelindeki düşmanlarını öldürmesini isteyen var mı?
--İsrail'in İstediği ne?--
Kuruluşundan bu yana İsrail dış politikasının temel amacı ilk başta "normal" bir devlet olarak ve ikincisi de Filistinlilerin "ebeveyni" olarak tanınmaktır. Birincisini başardı. Filistin'in büyük bir bölümünün işgali ve Filistinlilerin kovulması herkes tarafından -bazıları bunu sessizce, bazılarıysa açık ve net bir şekilde yapıyor- kabul edilmiş durumda.
Ortak sırra dönüşmüş ve diğer nükleer güçler "tahammül" göstermemesi durumunda sahip olunması mümkün olmayan olan İsrail'in nükleer silahları bile artık yetkili uluslararası zeminlerde gündem konusu olmuyor.
Filistinliler, İsrail'in dış politikadaki ikinci amacını 40 yıldan bu yana inat ve azimle reddediyor. ABD açısından İsrail bölgede düzen etkeniydi (jandarma). Tel Aviv, kendisine süper gücün desteğini garantileyen bu rolü memnuniyetle üstlendi. Ancak bu rol için sadece askerî güç yetmez; ekonomik kalkınmışlık ve siyasi ışık da gereklidir.
İsrail'in ekonomisi istikrarsızdır ve dışa bağlıdır, çünkü bölge ülkeleriyle ilişkileri sınırlıdır. Bir zamanlar İsraillilerin övünç kaynağı olan İsrail demokrasisi ise aşamalı olarak askerilerin ve gizli servislerin egemenliğine dönüştü. Uri Avnery'nin İsrail adaletine dair analizleri buna örnektir.
Çevre ülkeleriyle düşmanlığı, İsrail'i askerî açıdan da sınırlıyor. Çok daha büyük ülkeleri tehdit edebilecek ateş gücü, hava kuvvetlerindeki silah üstünlüğü ve havadan taşınır güçlü kuvvetleriyle İsrail uzak hedeflere karşı (örneğin İran) istediği gibi tatbikat yapamıyor ve en önemlisi bu tür saldırıları gerçekleştirmek için dost hücum sahasına sahip değil.
--Türkiye'nin Dönüşü ve Yunanistan'ın Politikası--
Türkiye İsrail'e dost bir hücum sahası sağlıyordu ancak komşu ülke, Erdoğan hükûmeti ve en önemlisi son yıllarda sergilediği ekonomik kalkınmayla bölgenin mevcut düzenini reddediyor ve kendisine yeni bir rol arıyor. Müslüman dünyasında liderlik konumunu içeren bu rol ülkeyi çarpıcı tutumlara yönlendirdi: Irak'a saldırı karşısında ABD'ye kolaylık sağlamayı reddetmek, Gazze saldırıları ve yardım filosuna saldırı sonrasında İsrail'e karşı sert tutum sergilemek ve son olarak da BM Güvenlik Konseyinde İran'a yaptırımlara karşı ret oyu kullanmak gibi.
Türkiye'nin bu tutumu İsrail açısından rekabetçi bir tutum, çünkü NATO'nun Orta Doğu politikasında İsrail'in temel rolünü reddediyor. Ankara bunu söylüyor gibi gözüküyor, "Bölgede yaşanacak her hangi bir değişiklikte, bölgesel güç ve Müslümanların temsilcisi olarak benim taleplerim de hesaba katılmalıdır." diyor.
Bu tutum ABD'nin politikasına zıt görünebilir ancak Türkiye ABD için çok önemli. Bu zıtlık büyük olasılıkla geçici olacaktır özellikle de İran içindeki siyasi düzende, bölgedeki dengeleri İsrail aleyhine kökünden değiştirecek yeni güçlü bir etken ortaya çıktığı takdirde.
Yunanistan-İsrail ilişkilerindeki yakınlaşma bu ortam içinde ve Yunanistan'ın ciddi bir politika eksikliği içinde gerçekleşiyor. İsrail'e sağlanan askerî kolaylıklar, Tel Aviv maceraperest girişimlerde bulunduğu takdirde diğer ülkeler aleyhine askerî kolaylıklar sağlanmış olarak algılanır. Bu, sonu hesaplanamaz zararlar doğuracaktır. Ayrıca Yunanistan'ı Orta Doğu krizine karışan ülkelerin karşı karşıya kaldığı tehlikelere maruz bırakacaktır.
Papandreu dış politikasının ne kadar yüzeysel olduğunun diğer bir göstergesi de Atina'ya hareket etmeden az önce İsrailli Başbakanın yaptığı hakarete tepkisiz kalmasıdır. Papandreu'nun davetlisi, Filistin makamıyla doğrudan görüşmelerle ilgili her türlü daveti kabul edeceğini bildirdi. Yeter ki davet ABD'den gelsin; AB'nin de yani Yunanistan'ın da katıldığı "dörtlüden" gelmesin. Atina buna ses çıkarmadı.
Yunanistan'ın Türk-İsrail sürtüşmesini değerlendirmede görüş açısı "miyoptur." Birincisi, bu sürtüşme kısa vadeli olabilir, Yunanistan'ın zararlarıysa kalıcı olacaktır. İkincisi, gelecekteki dengelerin Türkiye'nin aleyhine olacağı görünmüyor.
Yunanistan'ın politikası, Ege'nin sularına üçüncü bir ülkeyi sokmak ve Müslüman ülkelerdeki insanların Yunanistan'a karşı dostluk niyetlerini öldürmekle tehdit ediyor. Bazı Arap ülkelerinin Türk politikasına kuşkuyla yaklaştığı ve gizliden de olsa İsrail ile iş birliğini tercih ettikleri bir gerçektir. Yunanistan, dış politikasını, Suudi Hanedanının iktidar kaygılarına ve Mısır'ın otoriter rejimine dayandırabilir mi?