Ay ve Peri...
Ay, Peri’ye yakışır... Peri, Ay’ın etrafında dolaşır... Ay, istemese de Peri’nin ışıltısını artırır... Peri, gönülsüz de olsa Ay’ın bakanını çoğaltır...
Ay, Peri’den, Peri Ay’dan işveli ve cazgır...
Eskiden parmakla gösterilirlerdi, ikisini yan yana görenlerce; Ay ve Peri’nin kıskandıran uyumu...
Adeta tekleşircesine dansları... Üstün yetiler kulübü mensuplukları... Yüksek; zihin ve söz üstatlıkları... Kıvrak ozanlıkları...
Geceleri birlikte keyfe çıkarlardı koca şehirde... Tepeden seyredelerdi mahlukatı, oturdukları taburelerde...
Dudakları kırmızı kırmızı, şerefe kalkmış kadehler, kulaklarında erkek sesleri...
Peri’nin dil değeneğiyle dokunduğuna, Ay da keskin ışın kılıcıyla eşlik eder, Ay’ın yırtılırcasına güldüğüne, kendini parçalarcasına katılırdı Peri...
Aralarında hangi yıldızları çekiştirmediler ki!..
Peri’nin cebinde, Ay’ın kalbinde sakladığı çamurları, kimlere atmadılar ki!..
Sönen yıldızlar, çamurun izi kalmış yaşayanlar söylesin...
Ne yazarlar geçti rakı masalarından, ne gazeteciler; ne sosyetikler anıldı, ne ünlüler ellerde viskiler, meyve kokteyller...
Ne sırlar paylaşmadılar ki hakkında; hem onlar hem kendileri...
Anlatsan; o gün sabah geç doğardı güneş... Öyle karanlık...
Söylesen; ne kadar aç köpek varsa doyardı karnı... Öyle lezzetli ve toprak altı gömü...
Konuşsan; tüm lağımlar taşardı birden... O kadar pislik...
Hasıl olmasaydı bir didişme, dalaşma, kadınlara has öldüresiye kıskançlık; meçhul bir sebepten, bilmiyoruz el hak!..
Kim bilir daha hangi sapkınlıklarda bir araya geleceklerdi geceleri, öğleden sonraları gündüzleri...
Dünya-ı medyayı da alet edeceklerdi kim bilir nelere!.. Seyredecektik biz de ebeleme gübeleme!..
Tombul suratlı parlak çocuğun gece maceralarını dinlemeye hevesli değil kimse Ey Peri!..
İfşa etsen ne, etmesen ne; hülasa...
Yeter Ey siyah giyen tombul; iğrenmek üzereyim tüm Periler’den...
Bir kez daha görüldü ki velhasıl;
Ay’lık ve Peri’liktense maymunluğu yeğliyor bazı insanlar...