Ayakta alkışlanmak ve yazarlık
Hırsız, namussuz, şerefsiz…
Hortumcu, hain ve dönek olmadığı için mi nedir bilinmez…
Patronu tarafından gazetedeki görevine son verilen, Türkiye’nin en çok okunan ve şahsına saygı duyulan köşe yazarı Emin Çölaşan;
İşine son verildikten sonra, Ayvalık Cunda adasında eşi ile birlikte gittiği ve yine eşi ile orada bulunan Bekir Coşkun’la beraber büyük sahil lokantasında yemek yiyenler tarafından lokantaya girişinde ayakta alkışlandı…
Ayakta alkışlanmak… Ayakta yuhalanmak…
Alkışlananlar ve yuhalananlar…
Gazeteci olarak, hatta topluma yararlı ve katkı sağlayan ahlaki temele dayanan hangi işi yapıyor olsanız da, sizi tanıyanlarca yaptıklarınızdan ötürü gittiğiniz yerlerde sevgi saygı görerek ayakta alkışlanmak, hiç kuşkusuz büyük onurdur…
Düzgün insan olmanın… Dürüst, namuslu şahsına güven ve saygı duyulan insan olmanın ödülüdür alkışlanmak…
Ya tersine muhatap olmak… Gittiğiniz yerlerde yuhalanmak…
Ya da yuhalanma korkusuyla toplum içine çıkamamak!...
Dünya serveti içerisinde yüzüyor olsan da, yuhalanacak ve her daim nefretle anılacak insan isen… Köpekten farkın ne olabilir ki..
Köpekleri aşağılamak değil kastımız,
“Köpekleşmeye” vurgu yapmaktır…
Köpek olmak başka “köpekleşmek” başka!...
Varlığını, gücünü “köpekleşerek” yapmışsan ve yapmayı sürdürüyorsan, Karun kadar zengin olsan ne yazar!
Bu ülkede basın mesleğinde patron, yönetici, köşe yazarı, televizyon yapımcı ve sunucusu gibi görevlerde bulunuyorsanız, iki şeyden birini seçeceksiniz; ya “onurlu” olacaksız ya da “köpekleşeceksiniz”…
Cingözler, uyanıklar, dönekler, namertler, köşe dönücüler; köpekleşerek görevlerini yürütürler, çoğu zaman da ödül olarak bol kazançlı bir dünyanın içerisinde yer alırlar…
Onurlular; doğrucu Davut olmanın, dürüst ve karakterli olmanın faturasını, genellikle maddi açılardan sürünür durumda olarak öderler ama manevi hazzın, başı dik gezmenin, gittikleri yerlerde her zaman sevgi ve saygı görmenin ve “ayakta alkışlanmanın” yani adam gibi adam olmanın “doyumsuz mutluluğunu” yaşarlar…
Parti genel başkanları kendilerini her zaman öven, her dediklerini “kurşun asker” formatında yerine getiren, kendisini sürekli yağlayan ballayan milletvekillerinden, çevrelerden, basın organlarından ve köşe yazarlarından hoşlanırlar… Ta ki kimi acı gerçeklerle karşılaşana dek...
Geçmişin tanınmış ve duayen siyasetçilerinden Osman Bölükbaşı’nın unutulmayacak tarihi bir sözü vardır;
“Adnan Menderesi, çevresindeki kişisel çıkarları için kendisini her zaman öven, şakşakçılar astırmıştır.” Demiştir…
Çok doğru bir değerlendirme…
İnsanlar bir kere mevki makam esiri olmasınlar. Eğer bilinçli ve basiretli değillerse çoğu zaman kendilerini yok oluşa götüren gerçekleri görebilmekten uzaktırlar… Bol bol övülmekten, yağlanmaktan, göklere çıkarılmaktan büyük keyif alırlar. Oysa… Tükenişe gidiş, genellikle böyle başlar…
Bu satırların yazarı, halen yoğun “baskı” altında olarak yazılı ve görsel basında gazetecilik yapmanın ne denli zor ve kahır verici olduğunu, elan kendi yaşamında yaşayarak bilenlerdendir… O nedenle Emin Çölaşan olayından sonra, son üç köşe yazısında bu konuyu işlemek ve okurlarıyla paylaşmak zorunluluğunu hissetmiştir…
Türkiye, ülke olarak eğer güvenlik dahil her yönden yakın gelecekte, birçok tehlike ve riskle karşı karşıya ise, bunun önemli müsebbiplerinden biri, yaşanan gerçekleri halka yansıtmayan, maddi çıkarlar ve rant peşinde koşan, ne yazık ki, “kuklalaşmış” yalaka basındır!..
Bugün ülkemizde ulusal boyutta yayın yapmakta olan ve sayıları üçü dördü geçmeyen gazeteler dışında, hangi büyük gazete, milli ve manevi değerlerin savunuluculuğunu, yapmaktadır, söyler misiniz? ABD ve AB ile entegre olmuş işbirlikçi basınla, Türk halkının gerçekleri öğrenebilmesi olanaklı mıdır?
Öncede belirttiğimiz gibi, ne yazık ki; ülkemizde özellikle son yılarda “gazeteciliğin utanç yılları” yaşanılmaktadır… Bilmiyoruz bu çirkin ve karanlık dönem daha ne kadar süre devam edecek?
Ancak, okurlar olarak, şahsına güven duyulmuş, gerçek anlamda dürüst, namuslu ve vatansever olduğuna inanılan gazeteci ve köşe yazarlarına, eylemli olarak sahip çıkılmadığı, kartel medyası ile okuyucu konumuyla savaşım verilmediği sürece, bu hazan mevsimi sürecek ve yapraklar dallardan bir bir dökülmeye devam edecektir…
Bundan hiç kuşkunuz olmasın..÷
Türkiye’de görev artık yazarda değil okurdadır!...
Çünkü namuslu yazarların, ayakta kalmaları ve varlıklarını sürdürebilmeleri konusunda yapabilecekleri pek bir şey kalmamıştır…
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com