Ne olduk, ne oluyoruz, ne olacağız? Biri bize anlatsın...
Bakıyorsunuz bir yandan Ergenekon, bir türlü aydınlatılamayan yıllık dosyalar, hiçbir hükümetin üstüne gitmediği ve gidenlerinde sınırlı bir müdahelede bulunduğu karanlık devlet, sayısız darbe planları, TEKEL sorunu...
Bir yandan da Ortadoğu ve Arap devletleri ile kârlı yakınlaşmalar, birçok Avrupa devleti ile ekonomik işbirlikleri, kalkan vizeler, Türkiye öncülüğünde kurulan ticari birlikler, Suriye’ nin Ziraat Bankası talebi, Vakıfbank’ ın inanılmaz kârı, koca küresel krizde Türkiye’ de bir tane bankanın bile batmamış olması...
Bunların yanına sağlık ve eğitimde ki reformlar gibi sosyal hayatta kaliteli yaşamın sürekli artan ivmesini ekleyin. Tıpkı hiçbir zaman milletimize yakışmayacak cinayetlerde, tecavüzlerde, soygunlarda, yolsuzluklarda yaşanan artış gibi...
Peki, nedir bu durum? Kalkınıyor muyuz yoksa batıyor muyuz?
Yeni Dünya Düzeni’ ne göre Türkiye bölgesel lider ve küresel çapta söz sahibi bir devlet. Sosyal yapısı ise daha fazla muhafazakar ve daha fazla milliyetçi olarak çizilmiş. Ekonomik, diplomatik ve siyasi gibi bir çok alanda liderliğe uyum sağlamaya başladığımız apaçık ortada.
Bütün kurumlar ve bütün söz sahibi insanlar bu düzene uygun hale getiriliyor, uygun olmayanlar ise Düzen’ in sahipleri tarafından saf dışı bırakılıyor.
Türkiye’ nin hızlı kalkınması ve bu kalkınmadan en fazla muhafazakar kesimin faydalanması bununla açıklanabilir.
Elbette bu kalkınma sadece muhafazakar-milliyetçi kesimle de sınırlı kalmıyor neredeyse bütün sokaklara kadar ulaşmış durumda.(Siyasi rant oyunları bir kenara bırakılırsa bunun ne kadar doğru olduğu görülecektir.)
Emekliler ve TEKEL başta olmak üzere belirli kesimler hariç. Nitekim bu kesimlerin geneli bu Düzen’ e uyum sağlayacak kişilerden oluşmuyor. Dünya görüşleri çizilen Türkiye portresine uygun değil. Bu nedenle törpülendiklerini söylemek mümkün.
Ancak şu bir gerçektir ki bölgesinde lider ve küresel çapta söz sahibi bir Türkiye bütün milletin yararınadır. Sayısız ülkeler ile sayısız ekonomik işbirlikleri, artan yaşam kalitesi, eğitim ve sağlıkta sosyal devlet kavramının yansıtılması, Kürt sorununun üstüne (iyi yada kötü) bir şekilde gidiliyor olması bunun nimetlerindendir.
Bu gelişmeye, kalkınmaya ve liderliğe soyunmuş bir devlet olunmasına rağmen karanlık tablo neden hala mevcut?
Madem liderliğe soyunuyoruz neden mevcut hükümetin demir kapı arkasında ki oluşuma baskısı sınırlı?
Evet, geçmişteki hiçbir hükümet Ergenekon yapılanmasını ortaya çıkaramadı bu kabul ancak geçmişte hiç bir yapılanma da msn üzerinden yada telefonlardan darbe konuşup kendilerini ‘’biz burdayız’’ dercesine açığa çıkarmadı.
Bu nedenle Ergenekon, kendilerini belli edenler ve bunların çevresi ile sınırlı durumda. Daha ileriye gider mi bilinmez ancak şuan için pek gidecek gibi görünmüyor.
Sanıkların hepsi sadece kullanılmış ve artık devrini bitirmiş kişiler. Hapiste emekliye ayrıldılar o kadar. Veli Küçük, Perinçek, Tolon, Eruygur ve diğerleri. Hapise girmeden önceki son dönemlerine bir bakın. Artık miladını doldurmuş ve yük olmuş kişilerdi.
Ergenekon dediğimiz oluşum bunlardan kendisini kurtardı ve sırtındaki kamburu attı. Bunları kucakaklarında taşımaktan dizleri yorulmuştu.
Mehmet Ağar, Baki Tuğ, Soner Yalçın-Yalçın Küçük kardeşler, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Cindoruk ve bunlar gibi bir çok isim tam manasıyla bir sorguya çekilmeden derin yapılanmanın üstüne gidildiğini söylemek mümkün değil.
Bugüne kadar bu isimlerin üstüne kim gitti? Bugün kim gidiyor?
Hiç kimse... Ne mevcut hükümet nede önceki hükümetler. Hiçbiri gitmedi.
Bu hükümetlerin müdahalelerini sınırlandıran kim? Milletin iradesi ile seçtiği hükümetlerin iradesini sınırlayanlar kim? Bir noktadan sonra hükümetin ellerini kollarını bağlayan kim? Türkiye bölgesel lider bir devlet olurkan bu yapılanma nasıl oluyorda hala mevcut ve hala gizli?
SORUN: Hükümetlere yapılan derin müdahele.
ÇÖZÜM: Siyasi düşünceleri rafa kaldırıp tek saf halinde ve cesaretle kapı arından sızan gölgeleri sorgulama.