Eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın, yaptığı itiraflarla son birkaç yıldır tüm dikkatleri üzerine çekti.Nasıl çekmesin ki?O, geçmişteki konumu ve ilişkileri sebebiyle önemli bir tanıktı.Özellikle de Susurluk sürecinde karşımıza en çok çıkan isimlerden biriydi.Dolayısıyla anlatacak çok şeyi vardı.Medya da böylesine birini pas geçmedi ve ona sahip çıktı.Yeri geldi gazetelerde, yeri geldi televizyonlarda gördük onu.Bir dönemin önemli tanıklarından olması hasebiyle anlattıklarına pür dikkat kesildik.Yıllardır ülke gündemini meşgul eden pek çok olay hakkında yer yer bizleri teyit eden, yer yer de şaşırtan bilgiler verdi.
Peki bu "itiraf bombardımanı"nı neden başlattı?Çarkın, bu konuda kafasında soru işaretleri olanlara tatmin edici bir cevap veriyor: "Vicdanen rahatlamak." Bundan yıllar önce(28 Aralık 1996 tarihinde) Milliyet gazetesine verdiği demeçte de sanki(!) bunun ipuçlarını veriyordu.O gün şunları söylemişti: "Kimse bizi düşündüğü gibi görmesin.Hayal ettikleri insan değiliz biz.Ben merhuma(Ömer Lütfi Topal) Allah'tan rahmet diliyorum.Yarın bir gün inanıyorum ki bunların katillerini yakalamak için ben görev yapacağım."
Çarkın'ın konuşması, Türkiye için çok olumlu bir gelişme.Ancak şu unutulmamalı ki, itirafçılık zor iştir.Güven ve samimiyet konusunda kusursuz olmalısınız.Doğru sonuçlanmayan bir itirafınız, size olan güvenin zedelenmesine ve diğer itiraflarınızın da sorgulanmasına neden olabilir.
Çarkın, bildiğiniz üzere birçok itirafta bulundu.Burada bütün itiraflarını sıralamaya kalkamam.Eminim ki birçoğunuz hepsinden haberdarsınız.Ben, bu itirafların önemli bir bölümünün doğru olduğuna inanıyorum.Sadece kafamı karıştıran birkaç şeye değineceğim.
Çarkın, 2011 yılında BDP'nin İstanbul Kazlıçeşme'de düzenlediği Nevruz kutlamalarına katılmıştı.Bu kutlamalara katıldıktan sonra ise Radikal'e "önemli" ve bir o kadar da ilginç açıklamalarda bulunmuştu.O açıklamalarından birinde şunları diyordu: "Dehşet şeyler yaşandı o bölgede.1986'da gittik oraya.Bir yıl sonra Mardin Ömerli'ye bağlı Pınarcık Köyü'nde bir katliam yaşandı.16'sı çocuk 30 kişi katledilmişti.O köye gittim, kan barut kokusu vardı her tarafta.Pınarcık katliamını provokasyon amaçlı JİTEM'in oluşturduğu gruplar yaptı.Çoğu çocuk 30 insan.Bir çocuğun cansız bedeni kollarımdaydı...O İnsanları örgüt öldürmedi."
Bu çok önemli bir iddiaydı.JİTEM'in hukuksuzluklarını birçoğumuz zaten biliyorduk.Ancak dönemin resmi bir devlet görevlisinden bu iddiaları duymak, buna ayrı bir önem katıyordu.Bu itiraf, özellikle de örgüte yakın bazı medya kuruluşlarının manşetlerinden uzun süre inmedi.Örgüte yakın kişiler Pınarcık Köyü'ndeki katliamı, yıllardan bu yana JİTEM'in yaptığına inandı ve insanların da buna inanmasını istedi.Bu sebeple Çarkın'ın açıklamarı örgüte yakın kişiler için bulunmaz bir nimet olmuştu.Bu, onlar için önemli bir propoganda malzemesiydi.İnternette de araştırma yaptığınızda görüceksiniz ki, örgüte yakın birçok medya kuruluşu bu açıklamalardan nemanlamaya çalıştı.Hepsinin ağzında tek bir cümle vardı: "Bakın gördünüz mü, biz yıllardan beri söylüyorduk.Pınarcıktaki insanları devlet katletti."
Ama ilginç birşey oldu.PKK elebaşlarından Murat Karayılan, Apo'nun isteği üzerine yazdığı 500 sayfalık "Bir Savaşın Anotomisi" ismini verdiği kitabında yaptığı "itiraflar" ile Ayhan Çarkın'ın çok konuşulan bu iddialarını boşa çıkarttı.İşte Murat Karayılan'ın kitabında yazdığı itirafı şuydu: "Mardin üzerinde hareket eden iki grup birlikte Mardin'den başlayarak Botan'a kadar bazı eylemler yapmışlardı.Fakat bu eylemlerden bazıları yanlış ve halen eleştirdiğimiz eylemler durumundadırlar.Bazı sivil insanların yaşamını yitirdiği eylemler biçiminde gelişmişti.Oysa bu yönlü bir hedef belirleme talimatı yoktu.Bu tamamen grubun içeriye girdikten sonra kendi insiyatifiyle belirlediği bir çerçeve olmaktaydı.Çetelere yönelim adı altında Pınarlı(Pınarcık) vb. yerlerde sivil, kadın ve çocuk yaştaki insanların ölümüne yol açan eylemler yapmışlardı.Bu tür hedeflere yönelme ilk kez Mardin'de gerçekleşti.Daha sonra Botan'da benzer yönelimlerin olduğu bilinmektedir."
Herşey çok açık.Ayhan Çarkın'ın açıklamalarına değer veren ve manşetlerinden onu indirmeyen örgüte yakın bazı medya mensupları, Murat Karayılan'ın bu açıklamalarını pas geçtiler, görmezden geldiler.Neden acaba?...
Peki Ayhan Çarkın, yanlış çıkan bu iddiayı neye göre yapmıştı?Böylesine bir yanlışlığa nasıl düşmüştü?Orasını bilemiyorum...
Gerçek olan şu ki; böylesine önemli bir iddiada bulunurken, Murat Karayılan'ın "dolaylı" da olsa kendisini yalanlayacağını hiç düşünmezdi.
Çarkın'la ilgili ikinci ilginç durumsa, 2 Mart 1995'te kaybolan MİT muhbiri Tarık Ümit'le ilgili yaptığı itiraflar.Son açıklamalarının birinde Tarık Ümit'in öldüğünü ve hatta gömüldüğü yeri de bildiğini söylemişti.Bunun üzerine savcılık harekete geçti ve Çarkın'ın gösterdiği yerler kazıldı.Ancak yapılan kazı çalışmaları sonucunda cesede ulaşılamadı.Oysa Çarkın 2008 yılında Uğur Dündar'a Tarık Ümit'le ilgili şu açıklamaları yapmıştı: "Tarık Ümit ölmüşse ölmüştür ölmemişse de canı sağ olsun. Kim ki? Niye Tarık Ümit kim? Tarık Ümit'le ilgili soru işareti çok önemli değil ki. Peki yaşıyorsa, yok mu böyle bir ihtimal. Bence var gibi. Bence yaşıyor, bilgim var. Benimle alakalı değil. Canıyla bedel ödesin. Herkese ajanlık yapmış."
Çarkın Uğur Dündar'a yaptığı gerek Susurluk kazasıyla ilgili, gerek Ergenekonla ilgili, gerekse de faili meçhullerle ilgili açıklamalarının aynısını bugün de söylüyor.Pek bir değişiklik yok.Tek değişen şey ise Tarık Ümit'in akıbeti...
Az önce de dediğim gibi itirafçılık zor iştir.Bir kez güven kaybettin mi, bir daha kazanması çok zor olur.Dileğim Çarkın'ın kendisine duyulan güveni kaybetmemesi...
mertd_34@hotmail.com