AYRIŞMANIN TEHLİKELİ SİMGESİ TÜRBANLI OLMAK YA DA OLMAMAK
Milletimize ne oldu?..
“Herkes kabuğuna çekildi. “ Ne sesi çıkıyor, ne de soluğu!...
Akıl almaz bir suskunluk ve durgunluk içerisinde…
Çevremize bakıyoruz, soruyoruz soruşturuyoruz, sokaktaki vatandaş olarak, “yaşamından memnun olan neredeyse tek kimse yok…” Ancak, millet kaderine razı olmuş vaziyette, çıt çıkarmadan gününü geçiriyor… ”Tekel işçileri” dışında bağıran çağıran, sokaklara dökülen yok…
1980 öncesinin Türk halkı gitti yerine tamamıyla farklı bir toplum geldi…
Nasıl bir toplum? “Dinlenmekten, izlenmekten ve haksız yere Ergenekon sanığı gösterilmekten korkan” ve bu konularda sürekli “paranoya” içinde yaşayan bir toplum!..
X
“ Atatürk”ü sevmek, ilkelerini savunmak, “Türkoğlu Türk’üm” diye göğsünü gere gere haykırmak, neredeyse suç oldu… Ülkede resmen “din terörü” yaşanıyor… Nasıl bir terör?
Şöyle ki; günümüzde, yaptığın her iş de, dini ön plana çıkaracak, hacı hoca kılığına girip, sözde “Allah korkusu” taşıyan vatandaş kisvesine bürüneceksin… Bunun ötesinde ne iş alabilir ne de bir yerlere gelebilirsiniz…
Eşinizin başı kapalı yani “türbanlı değilse”; hapı yuttunuz demektir. Ne denli çırpınırsanız çırpının, bir yerlere gelmeniz ve dünya nimetlerinden bol kepçe yararlanabilmeniz olanaksız…
X
Üzerinde durduğumuz şu:
Yanlış anlaşılmasın. İsteyen özel yaşamında inancı doğrultusunda istediği gibi giyinebilir. Ona sözümüz yok… Anayasaya ve mevcut yasalara aykırılık olmadığı sürece, kimseye neden böyle giyiniyorsunuz diyemezsiniz…
“Benim annemin de başı örtülüydü”, masalına burada girmek istemiyoruz, çünkü gına geldi, çok itici ve inandırıcı olmayan klişeleşmiş bir materyel…
Ancak, türbanlı olmak, AKP yönetiminde kişilere pozitif anlamda ayrıcalık getirmemeli… “Dini sömürenlerin”, en azından işini yürütmek için, türbanlı görünerek haksız avantajlara sahip olanlar, sırf bu yüzden himaye görmemeli…
X
Ülkede, kentlerde duyuyoruz… Söyleniyor… Eşinin başı kapalı, “türbanlı olmayanlara”, belediyelerde bir yerlere gelebilmek ya da iş alabilmek açısından şans tanınmıyor…
İddiaların ne ölçüde gerçeği yansıttığını bilmiyoruz… Ancak, bu denli yoğun söylentinin olduğu bir yerde, tamamen uydurma ve gerçek dışı olayların yaşandığını da düşünmek ve söylemek pek olanaklı değil!.. Çünkü ne demişler? “Ateş olmayan yerde duman tütmez…”
“Vatandaş susuyor…” Pek çok insan “aman başıma bir iş gelmesin” diye susuyor, sesini çıkarmıyor… Şimdilerde “yalakalık” müthiş prim yapıyor. Yalakalık yapmayanlar susmayı tercih ediyor…
Fakat suskunluğun nereye kadar daha süreceği pek kestirilemiyor..
Fırtınadan önce ki sessizlik mi ya da yakın gelecekte ki bir “sosyal patlamanın” habercisi mi, doğrusu bu yönde bir değerlendirmede bulunamıyoruz. Ancak, şuna inanıyoruz ki; suskunluğun sonu pek hayra alamet değil!..
X
Ne böylesine akıl almaz “suskunluk ve tepkisizlik”, ne de hoyratça sokaklara dökülüp haklı haksız bir şeyleri “kırıp dökerek protesto etmek…”
İkisine de saygı duymak ve destek verebilmek düşünülemez…
Demokrasi çerçevesinde, yasalara uygun olarak yapılacak her türlü tepkiye saygılıyız… Yeter ki yerinde ve haklı olabilsinler…
Ülkeyi yönetenlere ve seçimle gelmiş kentlerin yerel yönetim başkanlarına sesleniyoruz:
Vatandaş arasında, “dinci – laik, türbanlı türbansız” diye ayırım yapmayınız.
Her devrin gelip geçtiği gibi sizin devriniz de geçecek…
“Bir gün gelir mazinin hesap defteri açılır, “yapılanların edilenlerin hesabı sorulursa…” -Ki mutlaka olacak - İsteriz ki o zaman başınız öne eğilmemiş ve belaya girmemiş olsun!..”
BURHAN ÖZBEY