Türk medyasının en üst katlarını işgal edenlerin büyük çoğunluğu hâlâ hab-ı gaflette yatadursun, bazıları yeni yeni uyanmaya başladı... E, günaydınlar olsun diyelim!..
Taha Akyol, dün yarım sütun ayırdı Aliyev’in Fransa meselesine Fransız kalışına. Baktı ki yağmur gibi tepki geliyor; bugün sütunun tamamını bu meseleye hasretti... Takdire şâyândır!..
***
Sayın Taha Akyol’u sayarım...
Eski bir ülküdaşım olduğu için sayarım. Kıyası gayrımümkün münevver kişiliğinden ötürü sayarım. Felsefe bilgisiyle, en çetrefilli ve heyecanlı hadiselere bile itidalli yaklaşımıyla, sağduyusuyla, zamanla olgunlaşan kişiliğiyle fanatizmden uzaklaşmasıyla, basit konulara ve kişilere mesafeli duruşuyla, acizâne hep takdir etmişimdir kendisini...
Dün, daha çok sitemkâr yaklaşmıştı. Bugün, sanki yalvarır gibi: “Yüksek profilli bir ses verin Sayın Aliyev...” diyor.
Vermezse ne yazar Sayın Akyol?
Bizlerin işi, devlet yöneticilerinin yaptıkları iyi şeyleri takdir etmek, yanlışlarını da tenkid etmek midir yoksa yoldan sapanlara yalvarmak mıdır Sayın Akyol?
Sayın Akyol diyor ki: “Azerbaycan’ın iç politikası konusunda kendimi hak sahibi görmem. Amacım kimseyi desteklemek veya kötülemek değildir. “Bir millet iki devlet” gerçeğinde iki devletin farklı politikalarının olabileceğini de kabul ederim.”
Şunu mu demek istiyor acaba: Sayın Aliyev, siz, ülke içinde size muhalif olan herkesi mâhpuslara doldurabilir, gazetecileri, gazete genel yayın yönetmenlerini, parti liderlerini, insan hakları savunucularını, dava avukatlarını, sosyal medyada ve/veya bloglarda falan muhalif yazılar yazan 18 yaşından küçük çocukları bile hapislere doldurabilirsiniz. Halk Cephesi lideri Ali kerimli’ye pasaport vermeyebilir, dışarıya adım atmasını engelleyebilirsiniz. Dini bir, dili bir, canı bir, kanı bir kardeşiz ama gene de bunlar beni ilgilendirmez! Siz, yeter ki şu Fransa’ya bir ses verin!
Bu mudur Sayın Akyol?
Uluslararası af örgütü, sınır tanımayan gazeteciler örgütü ve adlarını şimdi sayamadığım birçok insan hakları örgütü, milletler arası arenalarda Aliyev rejimi üzerinde kurduğu baskılar neticesinde ve sayesinde, Ali Kerimli gibi politikacılar, Ganimet Zahid gibi gazeteciler hapisten çıkabiliyor ancak! Fakat bizim gözlerimize siyah tüller çekilmiş, kulaklarımıza pamuk tıkanmış maalesef!
Siz ne derseniz deyin, anlamı budur Sayın Akyol! Daha ben size ne diyebilirim ki!
***
Yeni uyandılar dedik!
İlhan Aliyev’in suskunluğunu ilk olarak bendeniz, 25 Aralık 2011 tarihinde bu köşeden yazdım ve ağır eleştiriler yönelttim (pardon, yalvarmalı mıydım?). 28 Aralık tarihinde de Azadlıq yayınladı.
Tövbe, haşa!
Sarkozy’nin Güney Kafkasya ziyaretinin hemen ardından, 10 Ekim 2011 tarihinde gene bu köşede “İlham Aliyev Ne Bekliyor” başlık yazımda şunları yazdım:
“Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy, Güney Kafkasya ülkelerini ziyeret etti. Erivan’da sözde soykırım anıtına çelenk koymuş, “Türkiye soykırımı tanımalı” falan demiş. Bunlar, işin uygun adım tören geçişi kadar yüzeysel boyutudur!..
Öte taraftan, gözünü Fransa’daki Ermeni oylarına diken bu çakma Fransız, Erivan’ı ziyareti öncesinde ve sonrasında Türkiye’ye veryansın etti falan filan deniliyor. Sarkozy’nin nağmeleri Türkiye için sivrisinek vızırtısıdır. Türkiye, böyle vızırtılara çoktan alışıktır, dış işleri bakanlığından bir açıklamayla savuşturur gider. Carla’nın kocası da boynuzlarını zımparalatmakla kalır, o kadar...
Bendenizin değinmek istediğim mesele bu değil...
Benim meselem, Erivan’dan sonra Bakü’ye geçen Sarkozy’ye, İlham Aliyev’in ne dediği meselesidir.
Ekonomik andlaşmalar falan imzalanmış, onu anladık da, “topraklarının yüzde yirmisi Ermeni işgali altında olan devletin başkanı ne yaptı, Sarkozy ile ne konuştu?” işte onu anlamadık!..
Aslında anlayacak hiçbir şey yok ortada!
Hazret, karısıyla, kızıyla, oğluyla oturduğu makamın zevkini yaşıyor, sefasını sürüyor. İşgal altındaki topraklarla ilgili de ara sıra birkaç kelâm edip, halkı uyutuyor...”
Siz, istediğiniz kadar küçümseyin bu köşeyi ve yazarını! Bu yazı, ertesi gün Türkiye’den Azerbaycan’a, İran’dan Rusya’ya ve Fransız Ermenilerinin sitelerine kadar tam 14 sitede yer aldı. Onbinlerce kişi okudu...
İlham Aliyev’in Sarkozy’ye ne dediği bugüne kadar ortaya çıkmadı ama bakınız bu konuda dün Azadlıq gazetesi genel yayın yönetmeni Sayın Ganimet Zahid ne yazmış!
Mealen bizim Türkçemize uyarlıyorum:
“İlham Aliyev, bütün kritik zamanlarda kendisine çok vacip bir meşguliyet bulabiliyor. Meselâ, Gürcü - Rus savaşında Pekin’de oturup güreşçileri seyretti ve savaş bittikten sonra Azerbaycan’a döndü. Şimdi de bütün dünyanın gözü Türkiye - Fransa kavgasına odaklandığı sırada, o Soçi’ye giderek kar üstünde kayak yapmayı tercih etti. Fransa senatosu kanununu kabul edinceye kadar da kayak takımını ayağından çıkarmadı.
Tabiî ki, Gürcü savaşı beni ilgilendirmiyor ama, bu seferki savaş tamamiyle bizim menfaatimiz ile de ilgilidir.
(........)
Bazı malumatlara göre, Fransa devlet başkanı Nicolas Sarkozy Türkiye aleyhine bu kanunun kabul edilmesinden evvel, Güney Kafkasya’ya yaptığı ziyaret esnasında Azerbaycan’da bu konuda bazı hususları konuşmuşlar ve İlham Aliyev’i inandırmış ki, “Bu kanun Azerbaycan’ın çıkarlarına kesinlikle zarar vermeyecek şekilde hesaplanmıştır!”
Bir anlığına Sarkozy’nin Güney Kafkasya ziyaretinin zamanlamasını tasavvur edin: Bölgede hiçbir olağanüstü durum yoktur. Oysaki Sarkozy’nin bir önceki ziyaretinde Rus - Gürcü savaşı devam ediyordu. Üstelik Ermenilerle ateşkes hattında herhangi bir mesele de yoktu. Gündeminde Azerbaycan enerji tasarılarıyla ilgili bir müzakere veya müzakereye açık bir madde de yoktu.
Sarkozy, Erivan’da Ağrı dağına yönünü döndürerek Türkiye’ye yıl sonuna kadar müddet vermek ve Azerbaycan’da topluma açıklanmayan 2 saatlik konuşma için Güney Kafkasya’ya neden gelsin ki?
Sadece seçim öncesi bazı şeyleri tebliğ ve teşvike sevketmek toplantısı için mi? Sizce akla yatkın mıdır?
Elbette ki, hayır. Türkiye’ye taraf bakarak iki ay vakit veren bir devlet başkanı, bu ültimatomdan sonra Azerbaycan’a gelerek burada onur ödülü-madalya dağıtıyorsa; burada bir andlaşma zaten yapılmış demektir...”
Siz ve dünkü yazınızla dürtükleyerek uyandırdığınız Mehmet Ali Birand için bir şeyler ifade ediyor mu yukarıdaki tespitler Sayın Akyol?
***
Gelelim “Azerbaycan Yalanları” diye yazan Ümit Özdağ’a...
MHP Iğdır milletvekili Sinan Oğan’a sormuşmuş da, o da sıralamışmış:
Memmedyarof açıklama yaptı...
Novruzof açıklama yaptı...
Hesenof açıklama yaptı...
Bilmem daha kimler, kimler...
İyi, güzel, hoş da...
Bes Eliyof hardadı Sayın Özdağ?
Bir yeraltı geçidi için bir saat vaaz veren İlham Aliyev’e, Fransa meselesi için iki kelime sarfetmek çok mu ağır gelmiştir sizce?
Sizin gibi, dün uyanıp başkalarının palavra bilgileriyle atlamadım bu işin içine. Yaklaşık dört aydır bu soruyu soruyorum: İlham Aliyev nerede?
Ayrıca, bir mail gödererek bazı sorular sordum size. Yüreğiniz yetiyorsa cevaplayın, noktasına virgülüne dahi dokunmadan bu köşeye alacağım.
Tekrar ediyorum, kimse bu köşeyi küçümsemesin. Binlerce okuru var hamd olsun...
***
Son olarak...
Azerbaycan muhalefetindeki soydaşlarımız, Türkiye medyasının ilgisizliğinden yakınıyorlardı. Son iki gün içinde Türkiye’nin en büyük gazetelerinde köşe sahibi olan büyük yazarlar, Azerbaycan’ı yazmaya başladılar artık!..
Kendilerine mübarek olsun diyerek ben aradan çekiliyorum. Zira, üstüme düşen soydaşlık ve demokrasiye, hak ve hukuka bağlılık vazifemi yerine getirdim...