Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
"AZICIK AŞIM AĞRISIZ BAŞIM"
Dün bir eve konuk oldum. Ev Kadıköy-Moda sahil kıyısındaydı, dubleksti, yerin parkeleri bile en ince çubuklardan örülüydü, Muhteşem manzaranın evin dışında kalması dışında hiçbir eksiği yoktu. Durdum düşündüm, böyle bir evim olsa hayattan alacağım zevkler atar mıydı diye. Ve her nedense “Bu ev cennetle eş değer, burada yaşarsan yaşamak nedir anlarsın, ayağına kadar kadar uzanan doğa güzelliklerinin yanında hiçbir gamın, kederin, tasan kalmaz”diyemedim. Bu tür lüks yapılar bende garip bir his uyandırıyor. Okul binası, hastane binası, cezaevi, valilik binası havası veriyor, ne biliyim kanepede uzandığımda biri çıkıp gelir paniği yaşarım gibi geliyor, evde çoraplarımla gezemem, hep düzgün giyimli, dışarıdan misafir almaya hazır vaziyette bulunmam gerekirmiş gibi geliyor, yemek kokuları her yeri sarmaz, sararsa da hoş olmaz gibi geliyor, koşturmayan çocuklar, bağrışmayan anne babalar, kurutulmayan çamaşırlar, kapıda lafa tutulmayan komşular bana çok aykırı görünüyor. Biliyorum Osmanlı kültüründen, elit tabakadan, burjuva kesimden yükselen dumanlar bunlar ama vallahi de billahi de benim solunumumu bozuyor. Evet birkaç saatliğine manzara eşliğinde misafir edilmek hoştu ama daha fazlasından komalık hale gelmem kaçınılmazdı.
Aslında ne lüks hayata sırtını çeviren bir aktristim, ne de peygamberler hayatı gibi mütevazı bir hayatım olsun istiyorum. Sadece mekanların özgürlüğümü elimden almasına razı gelemem. Yani deniz görünüyor diye evimden çıkmamaktansa, denizi görmeye gider kendim için farklılık yaratırım, çamaşırlarımı her gün kuru temizlemeye vermektense mis gibi yumuşatıcıyla yıkar, keyfimce giyer çıkartırım, bugün ne yiyeceğiz telaşına düşüp bir telefonla karnımı doyurmaktansa önceden belirlediğim yemek programına uyarak, ‘nefis’ işin içine girmeden sağlığımı korurum, bana göre hizmetçisi olan evler için bu düzenin ele alınması da ayrı bir eziyet çünkü o hizmetlinin ailesiyle yediği yemeğin tadını oraya aktarması imkansız, formal ve şablon halinde değil, yemek yediğinin bile unutulduğu bir sofrada açlığımı gidermek isterim.
"...En lüks hayatı yaşayabilir, en lüks yerlerde oturur, en lüks arabalara binebilirdim. Bunların hiçbirisini yapmadım. Çocuklarıma ve iş arkadaşlarıma kötü örnek olmak istemedim. Davranışlarımdan dolayı pişmanlık hissine hiç kapılmadım. Hayata bir daha gelsem yaptıklarımı aynen tekrarlar ve devam ettirirdim." diyen Vehbi Koç da benim gibi düşünmüş, zenginlikten sıkılmış sanıyorum. 24 Ayar insan olmaktan korktum her zaman ama Ezo Gelin gibi zavallı bir duruşu da benimsemedim. Sanıyorum beni en iyi şu söz ifade eder:
“Lüks, zengini yıkar ve fakirin sefaletini bir kat daha artırır.” DİDEROT