Kafalar çok karışık bir haftadır.
Hem Erdoğan, hem Fethullah Gülen sevenler şaşkın. Kürtlerden nefret edip, MİT severler çuvallamış durumda.
Fethullah Gülen'den kuşku duyup, “kürt sorunu var” söylemine sıcak bakan solcular da, feci afallamış durumda. Ne dedikleri anlaşılmıyor. Hebele gübele yazıp çiziyorlar.
Kürt Açılımına alkış tutan liberal aslan yazarlar ise “U” dönüşe geçtiler, Erdoğan’a köşelerinden laf sokuyorlar.
“Memlekete yaptıkları için, sağlığına her gün dua edelim Başbakan'ın'' diyen Fethullah Gülen’in, sağ kolu, sol kolu, dirseği, bariton sesli şarkıcıları, soprano yazarları, Hakan Fidan’a ve ifadeden kurtarma yasasına karşı esip gürlüyorlar.
Cemaatin eleştirisine karşı polise, savcıya operasyon yapan Erdoğan'ın, siyasi danışmanın kafası da çok karışık ."Kavga var diyen, öküz altında buzağı arıyor" demeye getiriyor, tabana verdiği mesajda.
" Ne oluyor bilmiyorum.?" diyemeyen, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç iyice şaşkın, (sanki Kanarya Adalarında balıkçılık yapıyor) “Aklımla izah edemiyorum”, olanları diyor.
Cumhurbaşkanımızın kafası, baştan beri karışık.
Şike yasasını TBMM'ye geri gönderme tepkisini hazmedemeden, “cumhur seçimlerine”girişi, yasa marifetiyle engellenince, yasaya çakıyor imzayı. Ama “CHP de Anayasa Mahkemesine gidebilir.” diyor. (Denize düşen, yılana.)
Fethullah Gülen’in ince mesajlarını, medyaya anlamlı hale getiren Emre Uslu ile Mehmet Baransu'nun kafaları ise, iyice dönmüş durumda. Cemaat ile Erdoğan “sevgililer gününde sevda mesajları yolluyor birbirlerine” diye.
İçlerinden, “bize arya söylettiriyorlar, kendileri TSM konserinde el ele tutuşuyorlar” diye, kızıyorlardır eminim.
Cüneyt Özdemir in kafası en karışık olan. “Ne azarlıyorsun beni, benim annem de başörtülü" diye ağlıyor, başbakanın fırçasına.
En soğuk kanlı, dört yüz de bir gazeteci, Ahmet Hakan bile şaşırmış durumda, bana kalırsa. Tarafsız bölgesinde, “kendi tarafı” oluyor ara sıra.
AKP nin, CHP den bile daha muhalif milletvekili Şamil Tayyar, “eyvah iş bölünmeye gidiyor” iç çekintisinde, çelişkili tweetler atıp, herkesi daha da şaşırtıyor.
Kısaca, her Türk vatandaşının kafası acayip karıştı. Alışmıştı Türkiye, her “çapanoğlunun” altından Ergenekon çıkmasına, şimdi ne, kim, nerede, amanın, hobada gibi ünlemlerle birbirinin ağzına bakıyor. “Bu sefer kim var, şapkanın içerisinde?” diye
Her gün başka bir aksiyona uyanıyoruz lakin, kim esas oğlan, kim dublör, başrolde kim var? Bilemiyoruz.
Bir tek CHP nin kafa net . Kurultaylara devam. Cemaat, minber, fark etmez. “Erdoğan'a karşı her şeyin yanındayız" sloganıyla, benzersiz muhalefetini sürdürüyor.
Her neyse yıllardır söylerim. Ülkede AKP iktidarı değil, koalisyon var diye, “AKP & Cemaat”koalisyonu anlaşamıyor artık.
Toroslardan bakınca güzel ülkem bana böyle gözüküyor. Komplo teorileri havalarda uçuşuyor. Herkes birbirini suçluyor. Gerçekler gene fısıltı ile konuşuluyor. (Korkulu, Selanik li bir laf vardı hani)
Ben gerçekleri Akdenizli ‘ye sorarım arkadaş.
Akdeniz kahvelerine gider okeycilere takılırım. Toros çobanlarına. Pazarcı ablalara falan. Berberleri de müthiştir. Derin kültür.
Borcunu ödemedin, karıma yan baktın, parti liderime sövdün, falan takımı tuttun. Ağacımdan badem çaldın, tavuğuma "kış" dedin. Sorun olmaz Akdeniz’de.
Havası mı suyumu bilinmez, (belki zeytini, fesleğeni) tartışılır, kızılır, bazen de ağır küfür edilir ama sorunlar kavgaya dönmez.
Güneşe ve sarı sıcağına bağlıyorum ben. Sıcak, insanın keskinini keser, yanlarını aşındırır, zımparalar, kulağını açar. Dinler Akdeniz, diğerini.
Yaradılışta ki tarife uyar Akdenizli. Fikri kendinden menkul insanlar manzumesi ve çoğu sefer isabetli.
Her insanı ayrı bir efsane, acıklı da olsa hikâyesi, yaşamı komedi olan. Homeros’un Akdenizli olması, tesadüf demiyorum bu yüzden. Poseydon’un da.
Esnafı bilgedir neredeyse. Her sene bir Ferrari parası kazanır. Sezon sonu satıp pavyon kapatır. Akdeniz de soluk erken gelen baharla başlar, geç giden yazla uykuya dalar.
Bu yüzden Akdeniz'li fikri ciddiye alırım ben.
Çok vakti vardır etrafını anlamaya. Ne trafik derdi, ne sosyal sorunlar. Akışa bırakır kendisini. Akdeniz insanı demek, yükseğe düşmüş su damlasının, denize giden yoluna"saman çöpü" olmak demektir. Yani her yol Akdeniz.
Öz cümle, gerçekten de, “ gerçeği sor” söylesin sana Akdeniz. "Sıfır" yalan, “sıfır” dolan ile.
Kentlerin ''bok böceği'' kalabalıklarına, kavgalarına yabancıdır Akdeniz. Dedim ya trafik yok, tıkanma yok, park yeri deniz manzaralı, zeytindi, pekmezdi, keçiydi peynirdi, akar gidersin. Pazardan marka giyinirsin. Turistten kazandığını, onlarla içerek bitirirsin. vb işte.
Dedim ya, bende onlara sorarım kafam karıştığında. Ne iş diye? Keçi çobanı Halim'e, İngiliz apla kuaförü Nazlı'ya, bakkal Mehmet’e, Kürt taş ustası Hasan’a, bizim mahallenin imamına.
Mesela bizim imam sıkı adamdır. İmam hatipli, birazda İslam enstitüsü okumuş. Her şeyden haberi vardır. Politikadan, cemaatlerden, fıkıhtan, mealden anlar. Az İngilizce de bilir. Derin hocadır. Gerektiğin de ise, hızlı namazcıdır. Herkes sever bizim hocayı. Sever gerçekten de, solcusu, sağcısı liberali, cemaat mensubu. İlginç adamdır bizim hoca. Camisine jimnastik aletleri koymuştu.(Bir İngiliz hediye etmiş) Soruşturma açtı Kaş müftülüğü, hala gidip geliyor kaymakamlığa.
Bende cümle entellerimizin, dantellerimizin şaşkınlığını. Başbakan yardımcısı, meclis vekillerimizin dört yüz gazetecimiz ve asistanlarının kafasını karıştıran durumları sordum, bizim hocaya.
Neler dedi, neler. “Aman üstat,” diye ekledi. “Sakın ola adımı karıştırmayasın. Çoluk çocuk, torun torba, Allah muhafaza.”
Evet, böyle işte. Sonraki yazım, “Ne iş hoca? Bu olanlar, Cemaat & AKP kavgası mı?”sorusuna, bizim derin hocanın verdiği yanıtları ile gelecek.
Sağlıkla kalın, tek eldeki sağlık. Oda bozulmadıysa.
cumahikmet@hotmail.com