BALBAY GAZETECİ Mİ, DARBENİN VAKAİNÜVİSTİ Mİ?
Türkiye yaklaşık bir haftadır 2002 yılında bir gazeteci tarafından tutulmaya başlanmış günlükleri
konuşuyor… Kimine göre bu “darbe” kimine göre gazetecinin “haber” notları… Aslında bu notlar yayınlanmadan önce şöyle bir iklim vardı Ergenekon soruşturmasıyla ilgili… Mustafa Balbay’ın yeniden gözaltına alınıp tutuklanması “yanlış” ve “susturma” amaçlı görünüyordu… Tam da bu sırada “Tempo 24” adlı bir internet sitesinde Mustafa Balbay’ın olduğu ileri sürülen “günlükler” yayınlanmaya başlandı… O günlüklere göre Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi ve yazarı Mustafa Balbay zaman zaman başka gazetecilerin de olduğu ortamlarda bir dönemin etkili komutanlarıyla AK Parti hükümetini nasıl devireceklerini görüşmüş, o toplantıları tarih, saat ve hatta süreler vererek satır satır not etmiş… Not etmekle kalmamış ara sıra darbeye komutanları teşvik etmiş, stratejiyle ilgili görüş ve öneriler sunmuş… Gazetesi Cumhuriyet bu notların dizi haber için tutulduğunu öne sürüp yayınlamaya hazırlasa da, bu notların yıllardır hangi gerekçe ile bilgisayar belleklerinde beklediği, daha sonra maksadı haber olan bu notların neden silinip yok edilmek istendiğinin izahı hala verilebilmiş değil… Bilgisayarından silip yok ettiğine bakılırsa bu notları “gazetecilik içgüdüleri” ile değil de, sanki “darbe” vakainüvistliğini amaçlayarak tutmuş… Eğer o satır satır ikili görüşmelerin anlatıldığı o notlar doğru ve Balbay’a aitse ortada duran gerçek aslında nedir? Bu, “gazeteci not tutar” deyip geçiştirilecek kadar sıradan bir hal midir? Ya da hangi gazeteci “darbe önermeleri” yaptığı toplantılara katılıp, tarihe not düştükten sonra “ben demokratım” diyebilir? Ya da aslında olan nedir? Yaşadığımız bir sanrı, bir kabus olabilir mi? Bu kan-ter içinde kaldığımız korku girdabından uyandığımızda aslında “oh be” diyebilecek miyiz? Bu son soruların yanıtı şu an için somut olarak ortada gözükmüyor… Ama tefrika halinde yayınlanan ve Balbay’ın ipek böceğinin örüp kendisini içine hapsederek ölüme terk ettiği kozasına benzeyen günlüklerini ve tabii ki “gazeteci etiği” açısından doğruluğunu meslektaşlarına sorduk… Yönelttiğimiz üç soru ve o sorulara aldığımız yanıtlar şöyle:
Hülya Okur-HaberX
Sorular
1-Şener Eruygur’un Darbe"yi tartıştığı ve bir darbe için medyanın topyekûn saldırması gerektiğini vurguladığı özel toplantıların için de Balbay’ın yada daha genel anlamda bir ’gazetecinin’ bulunmasının anlamı nedir sizce?
2- CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in: “Mustafa Balbayları bitiremezsiniz. Türkiye’de bir Mustafa Balbay’ı tutuklarsanız, 100 tane 1000 tane Mustafa Balbay çıkar.”(!)sözlerine göre, ortada bir cürüm olmadığına ilişkin kanaatiniz hangi safhada?
3- Cumhuriyet Yazarı Orhan Erinç’in Basın Yasası’nın şu 14. Maddesini hatırlatarak, “Süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi (muhabir/yazar-O.E.) bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.” şeklinde yaptığı açıklamayı, bulunan günlüklerin davanın netliği açısından nasıl bir ehemmiyete sahip olduğunu yorumlayabilir misiniz?
//////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper TAN

“MUSTAFA BALBAY’IN GAZETESİ OLDUM OLASI ZATEN DEMOKRASİYİ SAVUNMADI”
1- Mustafa Balbay sıradan bir muhabir veya sıradan gazeteci değil. Kendi gazetesinin Ankara Temsilcisi. Yani kurumsal olarak o yayın kuruluşunu temsil ediyor. Demokrasi ile yönetilen bir ülkede o düzeyde gerçek bir gazeteci demokrasiyi sekteye uğratacak oluşumlar içinde yer almaz. Demokrasi karşıtı planlar yapmaz. Darbe özlemcileri ile kol kola hareket edip hatta onlara askeri müdahale coşkusu vermez. Vermemeli. Meslektaşlarını generallere ispiyonlamamalı. Ne yazık ki tersi olmuş. Ama şahsen bu benim açımdan şaşırtıcı olmadı. Cumhuriyet gazetesi zaten kurumsal olarak her zaman bu tür kumpasların içinde veya başında yer almıştır. Gazetenin en tepe yöneticileri darbecilik geleneğinden gelmektedir. Bu gazete oldum olası zaten demokrasiyi savunmadı. Her zaman vesayet rejimini savundu. Mustafa Balbay’ın kişisel olarak hareket ettiği kanaatinde değilim. Bu işlerin kurumsal olarak yürütüldüğü ortada. Mustafa Balbay’la görüşen müdahaleci generallerin İlhan Selçuk’la da görüştükleri, istişare ettikleri anlaşılıyor. İlhan Selçuk gazetedeki kendi köşesinde zaten demokrasiyi ve hukuku hiçe sayarak sık sık millet iradesini ayaklar altına alan yazılar yazabilmektedir. Ayrıca Mustafa Balbay’ın, söz konusu görüşmede tek gazeteci olmadığı, yanında başka gazeteciler de olduğu anlaşılıyor. Ülkemizde kalemini G-3 tüfeği gibi kullanan, vizyonu tel örgülerle çevrili gazeteci sayısı az değil. Bu durum mesleğimiz adına utanç verici bir durum.
Cumhuriyet Gazetesi, ülkedeki neredeyse her demokratik açılımı, irtica ve tehlike yaftası ile damgalamayı görev addeden bir kuruluş. Ergenekon’un gayr-i resmi yayın organı görünümünde. Ayrıca görünürde anti Amerikan bir çizgi sergileyen Cumhuriyet, gerçekte tam manasıyla Amerikan çıkarlarına hizmet ediyor. Darbe planlarının hangi tarihlerde yapıldığına ve Cumhuriyetin bu dönemde nasıl bir yayın politikası takip ettiğine özellikle dikkat ederseniz, bunun TBMM’de 1 Mart 2003 tezkeresinin reddinden sonraya tekabül ettiğini görürsünüz. 1 Mart tezkeresinin reddi ABD’de şok etkisi meydana getirmiş ve Bush yönetimi Türk hükümetini ve tezkereye gerçekte destek olmayan Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ü cezalandırma arayışına girmişti. Bu cezalandırma arayışları içerde darbeci generaller ve onların siyasetteki, medyadaki ve üniversitelerdeki destekçileri eli ile uygulanmaya çalışmıştır. Ancak Hilmi Özkök gibi bazı generallerin, TBMM, MİT ve MGK Genel Sekreterliği gibi devletin önemli kurumlarının feraseti ve çalışmaları sonucu bu tehlikeler ucuz şekilde atlatılmıştır.
“ONUR ÖYMEN, MİLLET İRADESİNE İNANMAYAN BİR ‘MİLLETVEKİLİDİR’”
2-Onur Öymen ne yazık ki İlhan Selçuk gibi Mustafa Balbay gibi kişilerin siyasetteki versiyonudur. Millet iradesine inanmayan bir “milletvekilidir.” Düşük rütbeli generallerin üniformasız olanlarındandır. Bu sözlerini hiç yadırgamıyorum. Ona çok yakıştığını düşünüyorum. Hatırlarsanız 28 Şubat darbesinin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Onur Öymen için şunları söylemişti: “Ben Genelkurmay Başkanı iken o (Onur Öymen) Dışişleri Bakanı Müsteşarıydı. Devamlı birlikte çalışırdık. Bizim gizli karargahta, bizim ikinci başkan oradaydı. Gider gelirdi, irtibat sağlardık ve birbirimizden haberimiz olmadan hiçbir siyasi şeylik yapmaz. O zaman çok iyi işledi işler.” Onun müsteşarlığında 28 Şubat’ın çok iyi işlediğini darbeci general söylüyor. Darbecilerden habersiz hiçbir “siyasi şeylik” yapmamış Onur Öymen. Ergenekon davasının işleyişinden de çok üzüldüğü anlaşılıyor Onur Bey’in. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki “One minute” çıkışında ise ABD ve İsrail hükümetlerinden daha fazla üzülmüş ve çıkışı şiddetle eleştirmişti. Kısacası Onur Öymen’e “Mustafa Balbayları bitiremezsiniz. Türkiye’de bir Mustafa Balbay’ı tutuklarsanız, 100 tane 1000 tane Mustafa Balbay çıkar.” Sözleri çok yakışıyor. Ayrıca Sayın Öymen bu tür konularda yalnız değil. Onun partisinin üst yöneticilerinden Kemal KILIÇDAROĞLU da Abdullah Öcalan ve PKK’lılarla sarmaş dolaş olan Prof. Yalçın Küçük, Ergenekon davasında tutuklandığında "Kimse, Yalçın Küçük’ün haklı bir gerekçeyle tutuklandığını bize izah edemez" demişti. Bazı CHP’liler için bu tür konuşmalar olağan konuşmalardır.
“YAPILAN İŞ HABERCİLİK DEĞİL, DÜPEDÜZ DARBECİLİKTİR”
3- Orhan Erinç’in bu sözlerini bir saptırma olarak görüyorum. Mustafa Balbay’ı kastediyorsa şayet; olay haberciliğin veya haber kaynağı konusunun çok ötesinde ve çok dışında bir yerde. Yapılan iş habercilik veya yayıncılık değil. Yayıncıların darbecilerle nasıl işbirliği yaptırılabileceğinin planlanmasıdır. Düpedüz darbeciliktir. Gazeteci kimliğine sahip kişilerin, özellikle de örnek olacak yaştaki ve tecrübedeki isimlerin yayıncılığı ve yayıncılık ilkelerini darbecilerin hizmetine sunmasını ya da sunanları savunmasını mesleğimiz adına “vahim” olarak görüyorum. Ülkedeki mevcut durum karşısında demokrasiye inanmış herkes gibi en başta gazetecilerin işin şekliyle değil muhtevasıyla ilgilenmesi ve bunu irdelemesi gerekirdi. Çok yazık..
***
Erzurum Palandöken Gazetesi yazarı Vahdet Nafiz Aksu

“DARBE SÜRECİNDE SİLAHIN KALEME İHTİYACI VAR”
1- Darbe sürecinde silahın kaleme ihtiyacı var...Ama bu sürekli bir ihtiyaç değildir. Kullanan, kullandığına saygı duymaz çünkü...İşi bitince atar bir kenara ..Bizdeki darbelerde gazeteciler sanıldığı gibi "hazırlayıcı aktör" değillerdir...Darbeyi hazırlayan "Fikri kumanda merkezinde" doğrudan yer almazlar...Onlar öyle istediği için müdahale olmaz yani...Müdahale isteyenler onları kullanırlar. Darbeler için gerekli kritik kitlenin oluşturulmasında medyaya çok ihtiyaç vardır, bu aşamada medyadan özel adamlar ayarlamak önemli bir karargah faaliyetidir. Bana göre sözünü ettiğiniz kişi veya da kişiler " Önceden ayarlanmış, darbe için gerekli kritik kitlenin oluşturma memurlarıdır..."
“DARBEYİ MEŞRU SAYMAYANLAR "AZMETTİRMEYİ" HOŞ GÖRMEZLER.”
2- Ortada bir cürüm yok diyenlerin "Cürümden" ne anladığına bakmak lazım. Darbeyi meşru saymayanlar "Azmettirmeyi" hoş görmezler. Darbe hazırlama komitelerinin belli amaçlar için kullandıkları kişilerin eylemlerini "Fikir özgürlüğü" çerçevesine yerleştirmek, dünyanın geldiği demokrasi anlayışıyla çelişiyor. Bizatihi darbeyi cürüm saymayanlar elbette o uğurdaki çabalara "Cürüm" isnat etmeyeceklerdir.
Siyasi evrimini tamamlayamamış bir ülkedir Türkiye...Böyle ülkelerde gerçek politik ağırlığın kimde olduğu sorunu, temel demokrasi sorunudur. Türkiye’de, güçlerinin farkında olan politikacılar bu gücü bürokratik kademelerle paylaşmakta yeterince cömert davranmadıklarında "oligarşik-bürokratik kesimlerce yaratılan rejim sorunları" ortaya çıkıyor.
Önce mesele yaratılıyor, sonra çözüm dayatılıyor. Bu süreçte "İdeolojik güdülemeye uygun tipler" sahneye çıkıyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in "100 Balbay’ı tutuklarsanız 1000 Balbay çıkar..." sözünü bu çerçevede değerlendiriyorum.
Buna rağmen, yazarların "Sırf düşünce aşamasında kalan, herhangi bir kurum ya da gurupla eyleme yönelik icraatlarda bulunmayan" düşüncelerinden dolayı hapsedilmesini içime sindiremediğimi belirtmek isterim. Bu durumdaki kişiler için yargı ve ceza kurumu elbette işleyecektir, ama yöntem üzerinde daha özgürlükçü yasal düzenlemelere gidilebilir.
“GAZETECİ ASLA HABER KAYNAĞINI AÇIKLAMAYA ZORLANMAMALI”
3- Bulunan günlükler, darbe ya da post modern müdahale heveslerinin ciddiyetini ortaya koyuyor. Bu süreçte sevindirici olan, her şeye rağmen silahlı kuvvetlerin kurumsal olarak demokratik çerçevede kalma iradesini göstermiş olmasıdır. Türk ordusunun bundan sonraki temel kurumsal iradesinin hep demokratik doğrultuda tecelli edeceğine inanıyorum.
“Süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi (muhabir/yazar) bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.” ilkesi, ne pahasına olursa olsun ihlal edilmemelidir. Bu ilke özgür basının oksijen kaynağıdır. Bu kaynağı kurutursak, basını soluksuz bırakırız.
Ancak, bu ilke basın erkini hoyratça kullananların sığınağı olmamalıdır. Gerçek gazetecinin haber kaynağı, ulus, ülke ve demokrasi çıkarlarını bombalayacak bilgileri pompalayan kötü niyetli kişi ve odaklardan oluşmaz zaten...Gazeteci asla haber kaynağını açıklamaya zorlanmamalı, ama gazeteci de bu temel ilkenin arkasına sığınmayı gerektirecek pozisyonlara düşmemeli...Kaynağı açıklamama ilkesine sık sık vurgu yapanların, bunu bazı cürümleri gizleme telaşı ile yapmadıklarına inanmak isteriz.
****
Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan’ın eski yardımcısı Ufuk İlkiz

“BİR ÇETE VARDIR VE BU ÇETENİN ANCAK 1/3’Ü İÇERİDEDİR”
1- Daha önce yaptığım iş uyarınca tüm basın camiasının tepe yöneticilerini yakından tanıma imkanına sahip olabildim. Bu insanların en önde bulunan ve en meşhurlarının nasıl içi boş bir kesekağıdı olduğunu gözlerimle gördüm ve yaşadım.. (ancak mükemmel istisnaları da gördüm herkesi karalamayayım). Ayrıca içinde bulunduğum son 10 yılda bir çok gazetecinin bir takım nedenlerle ya iktidara veya Silahlı Kuvvetler yakın durma ihtiyaçlarını gördüm ve yaşadım. Bu nedenlerin bir kısmı gazetecilik refleksi ile olmaktaydı, diğer bir kısmı siyasi düşüncelerini kapsamaktaydı. (Bir çok cuntacı gazeteci biliyoruz. Bunların isimlerini ise ne yazık ki "Gazeteci dayanışması" adı altında aynı meslekten olan gazeteciler saklamaktadır buda ayrı) Bir diğer kısmı ise patronlarının ricası veya çoğu zamanda patronunu takip eden gazetecinin aman patronun ihtiyacı olur bende bundan nasiplenirim öngörüsü ile olmaktadır. Bu nedenle ben özelinde Mustafa Balbay’ın; genelinde ise bazı gazetecilerin hem gazeteci refleksi taşıyarak, hem de mevcut iktidarın yaptıklarını yakından izleyip önlenmesini düşünerek, hem de siyasi düşünceleri çerçevesinde bu tür toplantılarda olduğunu ve katıldığını biliyorum. Sayın Mustafa Balbay’ın Ergenekon diye tarif edilen ancak içine eline geçirilen her şeyin atıldığı ve gerçek suçluların bir korunma kalkanına sahip oldukları yapının içinde olduğunu hiç sanmıyorum. Evet Ergenekon diye içeri alınan ve hatta "İçeri alınmasından korkularak" alınamayan bir sürü insan olabilir. Yani demem odur ki: bir çete vardır ve bu çetenin ancak 1/3’ü içeridedir. Bu çeteyle uzaktan yakından tek ilgisi çetenin duruma göre takındığı "Vatanseverlik" ekseni olan birçok sade vatandaşta ya tutuklanmış yada alınıp bırakılmıştır.
Sizin sorunuza demem odur ki;
a- Mustafa Balbay bireysel olarak mevcut iktidardan memnun değildir.
b- Bir aydın olarak iktidarı takip ettiğinde yaptıklarını gözlemlemekte ve kendine göre büyük sorunlar görmektedir.
c- Bir gazeteci olarak baktığında çeşitli siyasi, ticari ve bürokratik sorunlar görerek bunları gazete üzerinden vatandaşa ve bazı güç odaklarına aktarmak istemektedir.
d- Bunlardan hepsinden bana göre daha önemlisi, mevcut siyasi partilerin hiç birinin hem yapı, hem strateji, hem kadro hem de politikaları açısından AKP’yi yakalayabilecek güce sahip olmadığını gazeteci, aydın, vatandaş olarak gözlemlemektedir.
e- Gazeteciliği açısından ona uzun süre bilgi kaynağı olmuş ve hatta varlık nedeni olarak iddia edilebilen güç odaklarına yakın olması ve kendi politik ve siyasi doğrularını karşılıklı değerlendirmek istemiştir.
“BALBAY’IN YAPTIĞI DA İNSANCA BİR DURUMDUR”
Sonuçta gazetecide önce insandır. Ve Balbay’ın yaptığı da insanca bir durumdur.
2- CHP bence bu süreçte çok yanlış bir politika izlemekte ve bu organizasyonun yarattığı girdabın içine balıklama atlamaktadır. Laf ve söz doğrudur olacaktır ve olmalıdır da ancak bu bugün halka yani seçmene hem de CHP tarafından, hem de Onur Öymen’in şahsında birinden aktarılması çok ama çok yanlıştır. Nasıl Balbay’ın durumunu son derece insanca görebiliyorsam Onur Öymen’i ve genelinde CHP’yi de o kadar hatalı görüyorum.
Ortada bir çüruö var ve son 30 yıldır var bunu devletin biraz yakınında duran herkes biliyor. Ayrıca bence herkes karnından konuşuyor. Hem gazeteciler hem de politikacılar hem de askerler. Olan zavallı vatandaşa oluyor. Yine aynı şey "a kuş uçuyor"
“BALBAY’IN O TOPLANTILARDA BULUNMASINI İNSANCIL BULUYORUM”
3- İnsanı açıdan çok önemli ancak hukuki açıdan hiç bir şey sağlamayacaktır. Balbay’ gibi inanın 100’lerce gazeteci neler ama neler görmüştür bu ülkede ama yazmazlar yazamazlar çünkü bundan nasiplenirler. Ne gazetecilerin medya üst yönetim ve sahiplerine ne tekliflerle geldiklerini bir bilseniz diyeceğim ama zaten "Körler sağırlar birbirini ağırlıyor"
Balbay az önce anlattığım şekilde düşünmüş ve o toplantılarda olmuştur. Öncelik o toplantılarda bulunmuş, dinlemiş ve görüşünü vermiş olmasıdır ki dediğim gibi ben bunu son derece insancıl olarak buluyorum. Not tutmuş olması ise ayrı bir konudur ki bu tamamen gazeteci refleksi olarak görüyorum. Kabul edersiniz ki bir anlamda "Tarihe tanıklık etmektedir"
Davanın netliği açısından dersek ise hiç bir faydası "hukuki anlamda" olmayacaktır. Ancak bazı dönemler vardırki siz %100 haklı olsanız bile bu hukuk siteminden sonuç alamazsınız buda olabilir.
“DİNLEME KAYITLARI, 3-5 ÇULSUZUN KURDUĞU ÇETEDEN DAHA ZARARLI SONUÇLAR DOĞURUR”
Şimdi bir çok yazar ve çizerinde olayı karmakarışık gördüğünü takip etmekteyim. Bir çete vardır, bu çete son 15 yıldır ülkede çeşitli yaralar açmıştır, bu çete çok orta ve küçük insanlar oluşmaktadır, bu çete zaman zaman iç ve dış mihraklar tarafından kullanılmış veya çete doğrudan aynı mihrakların kendisini kullanması için ortaya atlamıştır. Bu çetenin bazı fertleri pozisyonları, mevkileri veya aracıları vasıtası ile yine içeride bulunan veya alınıp salınmış bazı kişiler ile telefon görüşmeleri yapmış veya çeşitli toplantılara çağrılmıştır. (Ben bilhassa isim vermeden yazmaya çalışıyorum. Özellikle bu şekilde konuşanlardan hoşlanmamakla birlikte yine de bu şekilde davranmak istiyorum. Ama okuyan anlayabiliyordur herhalde.) Bu yöntem internet dünyasında da kullanılmaktadır. Bu zaman zaman sahte mailler veya truvalar şeklinde olabilmektedir. Zaten çeteler veya tarikatlar veya benzerleri "Olta" tabir edebileceğimiz insanları kullanabilmektedir. Bu zaman zaman yakışıkla erkekler, güzel kızlar, ünlü futbolcular, ünlü politikacılar olabilmektedir. Dikkat edin bu ünlü insanlar gerçekten neye hizmet ettiğini bilmeksizin çete veya tarikatın dışarıdan adam toplamasına güçlenmesine ve amaçlarına yakınlaşmasına yardımcı olmaktadır.
Bir gazeteci notları nedeni ile içeride, bir eski komutan notları için dışarıda, biri silahlı biri silahsız, bir zamanında güçlü öbürü yazar, biri anlatan diğeri dinleyen.
Neden? Sizce neden hakikaten
Ayrıca tüm bu yazışmalar neden iletişim ortamlarında sahiden neden?
Neden biz içerikleri çok ama çok tartışıyoruz bu haksız hukuksuz ortam dinlemelerin ve telefon dinlemelerinin yasadışı insanlık dışı ahlak dışı olduğunu yazmıyoruz bağırmıyoruz?
Bakın aklınızda bulunsun 3-5 yıl içinde sosyal sapmalar halinde bunların tüm sorunlarını birlikte yaşayacağız.
İncik cincik araştıran ve kendince senaryolar üreten savcılık makamları istese evet istese bütün bu dinleme kayıtlarının nereden geldiğini bulur ve istese bu konunun da en az 3-5 çulsuzun nemalanmak için kurduğu çetelerden çok daha zararlı sonuçlar doğuracak konunun üzerine de gidilir.
***
Star gazetesi yazarı İbrahim Kiras

“MUSTAFA BALBAY, HESAP VERSİN, “GENÇ SUBAYLAR RAHATSIZ” DİYE MANŞETLER ATAMASIN”
1- Mustafa Balbay’ın bilgisayarının hard diskinde bulunan notlar veya günlükler net biçimde ortaya çıkardı ki 2003-2004 sürecinde kotarılan darbe girişiminin içinde medya mensupları da yer alıyormuş.
Bizzat darbe planlamasının içinde yer almış bu kişiler.
İlaveten darbe ortamı sağlanması ve darbecilerin önündeki engellerin bertaraf edilmesi amacıyla yayınlar yapılmış. Bunun gazetecilikle ne ilgisi var!
Demokratik seçimler sonucunda iktidara gelmiş olan bir siyasi iktidarı zor yoluyla devirmeye kalkışma suçuna iştirak bunun adı.
Ne var ki Mustafa Balbay bu alanda ilk örnek değil. Bundan önce de darbe girişimleri içinde yer alan gazeteciler gördük. Zaten onlar yaptıklarının cezasını ödemek zorunda kalmadıkları için Balbaylar bu cesareti bulabildiler.
Umulur ki bu defa askeriyle siviliyle darbe tezgâhı içinde yer alan zevatın tamamı yargı önüne çıkıp hesap versin… On sene sonra bir başka Balbay çıkıp darbe planlarının önünü açmak için “genç subaylar rahatsız” diye manşetler atamasın…
2-Onur Öymen’in veya diğer CHP yöneticilerinin İlhan Selçuk’ların, Mustafa Balbay’ların ve diğerlerinin ne işlerle meşgul olduğunu bilmediğine inanmama imkân yok.
Peki bunun anlamı ne?
Halktan oy almayı beceremeyen bir partinin meşruiyet dışından medet umar hale gelmesi bir yere kadar anlaşılır bir şey. Ama bunun sonu yok. Bundan kalıcı bir sonuç alamayacaklarını anlamaları lazım. CHP yönetiminde bu gerçeği gören insanlar da var ki halktan oy almayı önceleyen yeni bir politika ihtiyacıyla birtakım “açılım”ları gündeme getirdiler. CHP bu kanaldan geleceğini inşaya yönelmeli. Soğuk Savaş dönemi diplomatlarının meşruiyet dışı odaklarla ittifak taktikleri ne kendilerine ne de ülkeye hayır getirir.
3- Ben işin hukuki tarafını bilemem. Davada delil olarak kabul edilip edilmemesi yargıçların vereceği karardır. Ama diyelim ki yasalar bu evrakın delil olarak mahkemeye sunulmasına imkan tanımıyor… o halde darbe tezgahları içinde görev almış bu zevat vicdanlarda da aklanmış mı olacak? Çıkıp alnının akıyla göğsünü gere gere “mesleğini” yapmaya devam mı edecek?
Bence önemli olan burası.
***
Yeni Şafak Gazetesi yazarı Abdullah Muratoğlu

“MEDYA DESTEĞİ DARBECİLER İÇİN MUTLAKA KAZANILMASI GEREKEN BİR GÜÇTÜR”
1-Her darbe kendisi için bir meşruiyet arar. Ve bu meşruiyet için ‘gazeteler’in, ‘yazarlar’ın ve ‘aydınlar’ın desteğine ihtiyacı vardır. Bu destek olmaksızın darbe gerçekleştirilemez. Darbe yanlısı gazeteciler, türlü spekülasyonlarla, türlü manipülasyonlarla darbeye zemin hazırlarlar.
Bu meşruiyet arayışı, hem içerde çeşitli kesimlerin desteğini sağlamaya, hem uluslar arası kamuoyunu pasifize etmeyi amaçlamaktadır. Hangi darbeyi incelerseniz inceleyin, darbecilerle işbirliği yapan gazetelere ve yazarlara muhakkak rastlayacaksınızdır. Bu hem amacına ulaşmış darbeler için, hem de akamete uğratılmış darbe girişimleri için geçerlidir. Mesela bazı gazetecilerin darbe girişimi öncesinde Talat Aydemir lehinde yazılar yazdıklarını, onu kahramanlaştırdıklarını, adeta devlet başkanı gibi karşılayıp saygı gösterdiklerini, görev dağılımı yaptıklarını, bir başka örnekte ise darbe sonrası için bakanlıkları bile paylaştıklarını biliyoruz.
Bazen de gazete patronlarının çıkarlarıyla darbecilerin beklentileri çakışır. Bu gibi durumlarda gazetelerin darbecileri heveslendirmeye çalıştıkları gözlenmiştir. Mesela 28 Şubat sürecinde bazı medya gruplarının ordunun hassasiyetini kaşımaya çalıştıkları bir gerçektir. Bazı medya grupları 28 Şubat sürecindeki iktidar değişikliklerinden nemalanmışlardır. Darbe süreçlerinde iktidar aleyhindeki haberlerin gerçeklik değerinin araştırılmamasının yanı sıra haberlerin çarpıtıldığı yahut abartıldığı, kimi durumlarda ise gerçek dışı haberler üretildiği vakidir.
Dolayısıyla medya(televizyonlar, gazeteler ve yazarlar) desteği darbeciler için mutlaka kazanılması gereken bir güçtür. Her başarılı darbenin arkasında başarılı bir medya organizasyonu vardır.
Sorunuzda adı geçen şahsın bir darbe için “medyanın topyekûn saldırması gerektiği”ni vurguladığı özel toplantılarda bir gazetecinin bulunması konusunda üç türlü yorum yapılabilir:
a) Söz konusu gazeteci ile darbe isteyen kişi arasında fikir ve amaç birliği vardır.
b) Söz konusu darbe isteyen şahıs, kendisine yakın bulduğu gazeteciyi yönlendirmeye çalışıyordur.
c) Gazeteci, arzulamadığı, beklemediği, hesaplamadığı bir durumla karşılaşmış olabilir. Yani söz konusu toplantıda bulunma kastı, toplantıyı düzenleyenler tarafından aşılmış da olabilir.
“KİŞİ SALT TOPLANTIDA BULUNUYOR OLSAYDI, BUNU KAMUOYUNU YANSITMALIYDI”
Bir gazeteci olarak ise şöyle yorumlayabilirim, söz konusu kişi salt gazeteci kimliğiyle toplantıda bulunuyor olsaydı, haber değeri çok yüksek böyle bir toplantıyı kamuoyuna yansıtmalıydı. Tabi ki, haber kaynaklarını açıklaması da gerekmezdi bu durumda. İsimleri açıklanmış olmasa bile kimlerin, neden ve ne şekilde darbe istediklerini halkın öğrenme hakkı vardır diye düşünüyorum.
Sonuç olarak, darbe günlüklerine bir bütün olarak baktığımızda gazeteci ile darbe girişimcisi arasındaki ilişkinin mahiyetini kolayca saptayabiliriz.
2-CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in “Mustafa Balbayları bitiremezsiniz. Türkiye’de bir Mustafa Balbay’ı tutuklarsanız, 100 tane 1000 tane Mustafa Balbay çıkar” sözleri ortada bir cürüm olmadığını göstermez. Tabiî ki kararı yargı verecek. Eğer darbe günlüklerini yorum yapmak için bir veri kabul edersek-günlükler adı geçen kişiye ait ise- ortada gazeteciliği aşan bir faaliyetin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Günlüklerdeki diyaloglardan başkaca bir yorum çıkmıyor çünkü. Gazeteciliğin sınırlarını aşan bu tür faaliyetlerin niteliğini ve ceza hukukundaki yerini ise yargıçlar tayin edecektir.
3-Gazetecilerin haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konularda tanıklık yapmaya zorlanamayacakları hepimizin kabul ettiği bir prensiptir. Örnek olayımızda yargıçlar söz konusu gazetecinin gazetecilik faaliyetini aşıp aşmadığına bakacaklardır. Darbe günlüklerinde yer alan diyalogların ve görüşlerin yayımlanıp yayımlanmadığına da bakılacaktır sanıyorum. Her gazetecinin aldığı notlar ve tuttuğu günlükler sadece gazeteci kimliğiyle ilgili olmayabilir. Örneğin bu tür notlar ve günlükler başkaca adli suçların kapsamına giren bir nitelik de taşıyabilir, işlenmiş bir suçun faili yahut tanığı da olabilirler. Bu gibi durumlarda adli makamlar verilerin soruşturmasını yapacaktır. Şunu demek istiyorum: Darbe günlüklerinin bir gazetecilik faaliyeti olup olmadığına yargıçlar karar vereceklerdir.
Öte yandan “söz konusu darbe günlükleri, günlükleri yazdığı öne sürülen kişiler aleyhinde hukuki bir delil teşkil edebilir mi” sorusu akla gelmektedir. Bu soruyu da diğer adli vakalarla ilgili delil bulma yöntemleriyle cevaplamak gerekecektir. “Saç kılı”, “kemik”, “parmak izi” vs. gibi bulgular nasıl delil olabiliyorsa, bilgisayarda silinmiş bir dosyadan veri elde etmek de aynı değerde olsa gerek. Çünkü dosyaları silme gibi durumlarda bir karartma veya delilleri ortadan kaldırma söz konusu olabiliyor. Eğer deliller, bulgular yasal yollardan ele geçirilmişse sanık aleyhinde-kuvvetli yahut zayıf-delil olabilir. Yasal yollardan elde edilen delillerle, yasa dışı yollardan elde edilen deliller arasında hukuki bağlamda ciddi bir mahiyet farkı var.
Yine başa dönüyoruz, yargıçlar darbe günlüklerinde suç unsuru bulunduğu kanaatine varırlarsa, örnek olayımızda davanın seyrini bu günlükler elbette etkileyecektir. Burada önemli olan sanıkların, işlendiği varsayılan yahut iddia edilen suçla ilişkisini(asli, fer’i) tespit etmek.
Son sözü yargı söyleyecek ve darbe günlükleri bu davanın sadece bir parçası. En önemlisi de darbe günlüklerini tuttuğu ileri sürülen sanıkların kendilerini nasıl savunacakları. Çünkü savunma da bir haktır. Savunmalar tamamlanacak, yargı kararını verecek ve bizler daha sağlıklı yorumlar yapabileceğiz.
***
Ufukturu.net yazarı- Kent Radyonun sahibi Mirza Turgut
“DARBE PLANLAYANA GAZETECİ DEĞİL DARBECİ DENİR”
Türkiye’de yıllardır darbecilik ve darbe kültürü aslında resmi ideoloji tarafından hep yeniden üretildi.
Tehlike kodları değişti ama darbe zihniyeti hiç değişmedi..
Son günlerde ortalıkta dolaşan darbe günlükleri ve başka kimi konuşmalardan anlıyoruz ki, darbe planları Ak Parti hükümetinden önce başlatılmış.
Nitekim 28 Şubat süreci de bir biçimde darbe olarak nitelendirildi zaten..
Ak Parti’nin hükümet etmesi ile AB çizgisinde atılan adımların paralel olması, kanaatimce Resmi ideolojiden beslenen kesimler için yepyeni ve çok önemli bir tehlike kodu çıktı ortaya .
Demokratikleşmenin ivme kazanması ile güçlü kesimler mevzi kaybetti..
Darbe planları tam da bu nokta da gündeme geldi..
Kuşkusuz gazeteciler mesleklerini yaparken, şu ya da bu biçimde “taraf” olabilir..
Ve hatta ülkenin kurtuluşunun şöyle ya da böyle bir darbe yönetiminden geçtiğini de iddia edebilir.
Nitekim bunu hem 12 Mart hem 12 Eylül öncesinde yaşadık. Dahası 28 Şubat sürecine övgüler dizenlerde oldu.
Mustafa Balbay örneği daha önce de söylediğim teorik çerçeveye oturmuyor.
Sayın Balbay, bizzat darbe planlarının içinde yer almış görünüyor.
Hükümeti devirmeye kalkmak sonuçta hem evrensel hukuk hem de bizim yasalar açısından suçtur.
Meslek dayanışması elbette iyi bir şey ..
“BALBAY’LA DAYANIŞMA İÇİNDE OLAN GAZETECİLER BALBAY’IN BU DENLİ DARBE PLANLARI OLDUĞUNU BİLMİYORDU”
Ben inanıyorum ki dayanışma gösteren gazetecilerin bir kısmı Balbay’ın bu denli darbe planları içinde olduğunu bilmiyorlardı.
Bir gazetecinin darbecilerle birlikte darbe planlarına katılmasın ne düşünce, ne basın ne de başka bir özgürlükle açıklayamıyorum..
Sayın Onur Öymen, elbette haklıdır; çünkü, tüm hayat damarlarını “iyi darbe” üzerinden kurgulayan ideolojik-siyasi hareketlerin beslediği kültürel damar ve buna denk düşen toplumsal ilişkiler halen etkilidir.
Bugün Mustafa Balbay, yarın başka bir gazeteci sürecin içinde yer alabilir..
Orhan Erinç’in gündeme getirdiği ise gazetecilik etiği açısından genel geçer ilkelerdir.
Ancak Balbay, bir gazeteci, haberci olarak değil, darbe sürecinin önemli bir aktörü olarak sürecin içinde yer almıştır. En azından bugünkü haliyle böyle düşünebiliyoruz.
Dolayısıyla, Balbay’ın başına gelenleri basın yasasının 14. maddesi ile açıklamak doğru değildir.
Genel olarak bugünkü süreci çok olumlu bulmaktayım.
Ergenekon operasyonlarından sonra Türkiye’nin en temel meselelerinin çözümlenebileceğini düşünüyorum.
Bir yandan Faili meçhul cinayetlerin aydınlanması, diğer yandan Kürt sorununun çözümü gibi mesela..
Hatırlayalım: Laik-anti laik gerginliği başta olmak üzere, Kıbrıs ve Kürt meselesi üzerinden militarizme davetiye çıkaran tüm siyasi-ideolojik, kültürel damar Ergenekon’da içeri giren örgütler tarafından üretiliyordu.
Şimdi Türk siyaseti biraz daha “özgürleşti”.
Baykal’ın Türban ve çarşaf açılımını, MHP ve AKP’nin Alevi açılımı ile Kürtçe TV’yi bu temelde değerlendirmek gerekiyor.
Ergenekon operasyonu olmasaydı bunların yapılması mümkün müydü?
Sonuçta, Türkiye, bir yıl öncesine göre çok daha ileri de..
AB süreci ile birlikte Türkiye kendi darbe kültürü ve darbe lobilerinden kurtuluyor..
***
BirGün Gazetesi Yazarı Ünal Özmen
“GAZETECİLERİ KUTSAMAMAK GEREK”
1-Gazetecileri kutsamamak gerek. Patronu adına iş takibi yapan gazeteciler olduğu gibi "darbeci"lerle işbirliği içinde olan gazeteciler de olabilir.
2- Sayın Öymen’in konuşması oldukça abartılı.
3- Sayın Erinç haklı; bu bilgilerin, davanın belgeleri arasında sayılması uygun olmaz. Eli kalem tutan herkesin notları arasında benzer bilgilere ulaşabilirsiniz.
***
Birgün Gazetesi İsveç temsilcisi/Kuzey mektupları köşe yazarı Evrim Coşar Bilgin
“MUSTAFA BALBAY, BİR GAZETECİ OLARAK İSTEDİĞİ HER TOPLANTIYA KATILABİLİR.”
1- Mustafa Balbay, bir gazeteci olarak istediği her toplantıya katılabilir. Bunun için hiç kimse ya da bir kurum tarafından kısıtlama getirilemez. Bırakınız gazeteci kimliğini, Balbay, erişkin bir birey olarak istediği her toplantıya katılmakta özgürdür.
2- Ortada bir cürüm olup olmadığına kanaat getirecek kişi ben veya bizler değiliz. Bir eylemin cürüm olup olmadığına hukuka başvurarak adli makamlar karar verir. Sağ olsun Ergenekon’un savcıları hiç durmadan çalışıyor. Bir de mahkeme süreci tamamlanırsa hukuk çerçevesinde neyin ne olduğunu nihayetinde anlayacağız.
“KENAN EVREN’İN GÜNLÜĞÜNÜN HESABINI SORMAYA HANGİ SAVCININ GÜCÜ YETİYOR?”
3- Basın Yasası’nın 14’üncü maddesi sizin, benim, Mustafa Balbay’ın, Mehmet Barlas’ın bu mesleği hâlâ yapabiliyor olmamızdaki temel noktadır. Bu düzenleme basın özgürlüğünün esasıdır. Ergenekon davasıyla hükümeti darbe yoluyla devirmek için bir araya gelmiş bir suç örgütü yargılanmaya çalışılıyor. Darbeyle hükümet deviren Kenan Evren’in günlüğünün hesabını sormaya hangi savcının gücü yetiyor? Gazeteci Mustafa Balbay’ın günlüğü açılır okunur, mahkemeye delil olur da Evren’in günlüğüne sıra ne zaman gelir? Başbakan Erdoğan’ın, Ergenekon savcısının altına, kendi arabasını tahsis ettiği bir soruşturma sürecinde bağımsız adaletten söz edilebilinir mi? Bu dava hükümetin ‘karşı taraf’ dediği kişilerden hukuku kullanarak öç alma ve korkutma yoluna dönüşmüştür. Olası bir darbe girişimi kabul edilemez ama hukukçuları isyan ettirten yöntem ve usul yanlışlarıyla Ergenekon’da götürülemez. Süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.
***
Taraf Gazetesi Yazarı Temel İskit

“BALBAY’IN YARGILANDIĞI SUÇUN GAZETECİLİKLE İLGİSİ YOK”
1-Söz konusu kişinin mesleği gazetecilik bile olsa bu tarz toplantılara katılması ve ardından yetkililere suç duyurusunda bulunmaması, kanıtlandığı taktirde suça iştirak anlamını taşır.
2-’Genelkurmay’ın 27 Nisan bildirisinin altına imzamı atarım’ demiş olan Sayın Öymen’in Balbay’ın fiillerini suç saymaması son derece normal.
3-Günlükleri yayınlayanların kaynaklarını açıklama zorunluluğunun olmaması kanımca yargının bunları delil saymasına engel değil. Mustafa Balbay’ın tanıklık yapmaya zorlanamaması ise yargıcın Balbay’ın söz konusu ’özel toplantılara’ gazetecilik mesleğini icra için katıldığına kanaat getirmesine bağlı. Halbuki yargılandığı suçun zaten gazetecilikle ilgisi olmadığından Balbay’ın günlükler konusunda da tanıklık yapması gerekir.
***
Güneş Gazetesi Yazarı Rıza Zelyut

“BU DAVA; GLADYO TÜRÜ ÖRGÜTLENMENİN ÜZERİNİ ÖRTÜYOR”
1- Öncelikle; Ergenekon Terör Örgütü denilen örgütün sınırlarının halen çizilemediğini belirtmeliyim.
Bu örgütün içinde AKP’li, MHP’li, BBP’li ve Fethullahçı bir ismin bile bulunmayışını sorgulanması gereken konu olarak görmekteyim.
Tuncay Güney’i piyasaya süren; Veli Küçük ile haberleştiği anlaşılan Fethullah Gülen’in ifadesinin alınmayışını da Ergenekon soruşturmasının siyasi bir dava olarak algılanmasına yol açtığını belirtmeliyim.
Bu davanın; Gladyo türü örgütlenmenin üzerini örttüğünü düşündüğümü de açıklamalıyım.
Bugünkü iktidarı işbaşına getiren sürecin 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri olduğunu da herkesin dikkatine sunmalıyım. Bu yüzden de darbelerden üretilen bir siyasi çizginin darbeye karşı çıkamayacağını belirtmeliyim.
Cevap1-Bir gazeteci, bir subayla, özel bir haber çıkartabileceğini düşünerek görüşmüş ise çok normaldir. Hatta, gazeteci, bir darbe sürecine girildiğini düşünmüş de o darbe aktörleri ile konuşmuş, bilgi almış ise ve bu bilgiyi de gelecekte tarihe not düşmek için kullanmak niyetinde ise, yaptığı normaldir. Konuşmaların içinde darbeden bile söz edilebilir. Gazeteci, belki darbe niyetli kişiyi tahrik de edebilir; konuşturmak için.
Lakin; iş görev bölüşümüne gelmiş ise artık orada gazetecilik biter. Mustafa Balbay’ın pozisyonunu tam olarak bilmiyorum. Elbetteki darbede rol almasını onaylamak mümkün olamaz.
“BALBAY, DARBECİ ZİHNİYETLE MÜCADELE EDEN BİR ÇİZGİNİN TEMSİLCİSİDİR”
2- Ergenekon üzerinden AKP muhaliflerini yıldırma operasyonu yapıldığını düşünenler çok fazla. O torbaya doldurulanlara bakınca ben de öyle düşünüyorum. Bu durum da aslında gerçek darbecilerle mücadeleyi zaafa uğratıyor. Darbecilerle mücadele için; işin içine siyasi çıkarlar girmemeli. Balbay’ın cürüm işleyip işlemediğine ilişkin elimizde yeterli veri yok. Çünkü; o günlükleri herkes kendi konumlanışına göre yorumluyor.
3-Gazetecinin anlatım ve haberleşme özgürlüğünü savunmak, modern demokrasilerin temel şartlarındandır. Balbay’ın not tutmasından yola çıkarak onu mahkum etmek ne kadar doğrudur? Bırakalım bir de o anlatsın, yazdıklarını… Eğer gerçekten de darbe girişimi olmuşsa, Mustafa orada rol almışsa, o ayrıdır…
Lakin; tutuklanmış susturulmuş, kendisini anlatma imkanı bulunmayan bir insanı sorgusuz sualsiz ipe çekmeyelim…
Bu soruşturmayı, basını tek ses haline getirmek için kullananlara da alan açmak istemiyorum. O yüzden de hükümet tarafından komuta edilen bir soruşturmada piyasaya sürülen iddialara ihtiyatla yaklaşıyorum.
Unutulmasın ki Balbay, darbeci zihniyetle mücadele eden bir çizginin temsilcisidir.